Puan vermedi·163 syf.·
2026 26. kitabı
Her şeyin çok hızlı tüketildiği, sürekli bir yerlere yetişmeye çalıştığımız şu günlerde Okçu’nun Yolu kısa bir mola oldu. Küçük bir kitap ama sayfaları çevirirken insanı durup düşünmeye zorluyor. Ana konu ok, yay, kiriş ve hedef olsa da hayatı okumak için güzel metaforlar. Kitap aslında basit bir okçuluk hikayesi gibi görünse de tamamen hayatın provası gibi. Coelho orada oku "niyetimiz", yayı "irademiz", hedefi de "varmak istediğimiz yer" olarak tanımlıyor. Hedefe giden yolun bizzat kendisinin önemli olduğu üzerinde duruyor. Hepimiz hayatın koşturmacası içinde bir şeyleri başarmaya, o hedef tahtasının tam ortasını vurmaya öyle odaklanıyoruz ki... Oysa usta diyor ki; gözün sadece hedefte olursa, o okun yaydan çıkışındaki zarafeti, rüzgarı, kendi kalbinin ritmini kaçırırsın. Bizlerde kimi zaman planlarımızın, hedeflerimizin peşinde öyle çok geriliyoruz ki bir yay gibi, kendimizi yıpratıyoruz. Ya da hata yapmaktan, ıskalamaktan korktuğumuz için elimizdeki oku fırlatmaya hiç cesaret edemiyoruz. Kitap "yolda olmanın", hata yapsan bile o süreçle terbiye olmanın güzelliğini hatırlattı. Bazen sadece durmak, nefes almak ve niyetimizin temizliğine güvenerek o oku serbest bırakmak gerekiyor mesajı çıkıyor. Büyük iddiaları olmayan, kısa sürede okunabilen bir kitap. Neredeyse yarısı çizmelerle dolu. Kitaplarla kalın.
Okçu'nun YoluPaulo Coelho · Can Yayınları · 20217,7bin okunma
Kadına erkeğin yorumu…
Puan vermedi·80 syf.··
2026 580. kitabı
Freud’un Kadın Cinselliği kitabını okurken en çok hissettiğim şey merak değil, tekrar duygusu oldu. Freud’un insan zihnini anlamaya yönelik çabası ve psikolojiye bıraktığı miras tartışılmaz. Bugün birçok görüşü eleştirilse de psikoloji tarihinin yönünü değiştiren isimlerden biri olduğunu inkâr etmek mümkün değil. Ancak büyük bir bilim insanı olmak, her fikrin güçlü olduğu anlamına da gelmiyor. Bu kitapta da Bakirelik Tabusu’nda karşılaştığım bazı görüşlerin tekrarlandığını gördüm. Özellikle kadınların kendilerini hadım edilmiş erkekler olarak algıladıkları ve bu nedenle erkekler karşısında aşağılık duygusu geliştirdikleri fikri bana yine aynı ölçüde sorunlu geldi. Freud bu düşünceyi kendi kuramı içinde açıklamaya çalışıyor. Ancak ben okurken ikna olmak yerine sürekli aynı soruyu sordum: Bu gerçekten gözleme mi dayanıyor, yoksa önceden verilmiş bir hükmü doğrulama çabası mı? Çünkü bu yaklaşım kadını kendi başına bir birey olarak anlamaya çalışmıyor. Kadınlığı, erkeğin eksilmiş bir versiyonu gibi yorumluyor. Oysa biyolojik açıdan da, evrimsel açıdan da kadın ve erkek birbirinin eksik ya da tamamlanmamış hâli değildir. İki farklı gelişim çizgisinin ürünüdür. Bu nedenle Freud’un açıklaması bana bilimsel bir çıkarımdan çok, dönemin erkek merkezli bakış açısının kuramsallaştırılmış hâli gibi göründü. Kitabın beni en çok zorlayan yanı da buydu. Freud’un aynı varsayımı farklı örneklerle yeniden ve yeniden temellendirmeye çalışması bir noktadan sonra düşünsel derinlikten çok tekrar hissi yaratıyor. İtiraz ettiğim fikrin sayfalar boyunca farklı biçimlerde karşıma çıkması kitabı benim için yer yer sıkıcı hâle getirdi. Yine de bu kitabı tamamen değersiz görmek haksızlık olur. Çünkü Freud’u okumanın değeri bazen ona katılmakta değil, ona itiraz etmekte yatıyor. Bazı fikirleri
Kadın Cinselliği ÜzerineSigmund Freud · Oda Yayınları · 2019173 okunma
Reklam
9/10
·590 syf.··
2026 13. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:36
️Roman tadında bir siyer... Kitapla ilgili söyleyebileceğim çok bir şey yok aslında. O kadar akıcı bir kitap ki çok hızlı bitti. Oysa hiç bitmesin istemiştim. Şiirsel bir anlatımla Peygamber Efendimiz'in hayatını okumak ayrı bir lezzet, ayrı bir duygu. Kitap mı güzeldi, O'na (sav.) dair olan her şey çok güzeldir ondan mı kitabı sevdim hiç bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki O'nu tanımak için yola çıkan herkes O'nu çok sever, O'nu çok seven O'nun gibi olmak için uğraşır. O'nun gibi olmak imkansızdır ama o yolda olmak dünyadaki en büyük nimet ve en büyük mutluluk sebebidir.
Hz. Muhammed (sav) için Bülbülün Kırk Şarkısıİskender Pala · Kapı Yayınları · 202413,5bin okunma
Puan vermedi·159 syf.··
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:51
Semiha Ayverdi gerçek bir mütefekkir. Bu, onunla ilk temasımız değil. Küçük bir kız çocuğuyken birkaç kitabını okuduğumu hatırlıyorum. Halk kütüphanesinde, kendisi gibi asil bir köşesi vardı. Yusufçuk, ilahî aşkı anlatan; kâinat kitabını doğru okumayı öğütleyen ve bu kitabı tanıtma hizmetiyle yanan bir deneme eseri. Üslubu, zarafeti aşıp asil bir hâle dayanıyor. Ve bu asaletin beslendiği derinlik, cümlelerini de büyük ölçüde etkiliyor. Ben de her seferinde bundan çok etkileniyorum. Bir tohumun çiçeğe durmak gayesiyle gösterdiği çabayı birkaç cümleyle anlatırken hem arkadaki hakikî kudrete şükrediyor hem de çiçeğin bu yolda nerelerden geçtiğini, güneşin nasıl bir vazife aldığını, toprağın onunla nasıl hemhâl olduğunu hissettiriyor. Yazılarında zorlamadan doğan bir güzellik seziyorum. Ve bu “zorlamasız güzellik”, mütevazı bir hicap ve ölçüyle ardındaki birikimi perdeliyor. Sanki ansızın içine dolanı yazma ihtiyacı hissetmiş ve bizimle paylaşmış gibi. Oysa bunu başarabilmek epeyce zor bir iş. Her okuyuşumda bir kez daha hayran kalıyorum.
Edebiyat
YusufcukSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2025424 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 36. kitabı
Paul Lafargue'ın "Tembellik Hakkı" kitabını okudum ve dürüst olmak gerekirse çok etkilendim. 19. yüzyılda kaleme alınmış bir eserin, bugünün dünyasını, bitmek tükenmek bilmeyen koşuşturmacayı ve plazalardaki hayatı bu denli net resmetmesi beni ziyadesiyle şaşırttı. Günümüzde hepimizin zihnine "Çok çalışmak en büyük meziyettir" fikri yerleştiriliyor. Sürekli bir yerlere yetişme telaşındayız, yorgun düşüyoruz ve sadece çarkın dönmesi için aslında ihtiyacımız olmayan şeyleri alıyoruz. İşte bu kitap, tam da bu noktada bana bir aydınlanma yaşattı. Lafargue, "Hayatımızı neden sadece çalışmak ve tüketmek üzerine inşa ediyoruz? " sorusunu ortaya atıyor ve bu zorunlu çalışma çılgınlığını ustaca eleştiriyor. Beni en çok etkileyen kısım teknolojiyle ilgili olanıydı. Günümüzde teknoloji bu kadar ilerlemişken, hayatımızın daha kolaylaşması ve bize daha fazla boş vakit kalması gerekmez miydi? Oysa tam tersi oldu; bilgisayarlar ve telefonlar yüzünden artık işi eve, yatağımıza kadar taşıyoruz. Makineler bizi özgürleştireceklerine, bizi kendilerine daha çok esir aldılar. Lafargue'ın kastettiği "tembellik", bütün gün hiçbir şey yapmadan öylece uzanmak anlamına gelmiyor. Bir insanın kendine, ilgi alanlarına, sanata, felsefeye ve gerçek manada "yaşamaya" zaman ayırabilmesi demek. Yani hayatı ıskalamamak. Kitap belki her derde deva mükemmel bir çözüm sunmuyor ama çok yerinde bir soru soruyor: Hayatta kalıp bir şeyler harcamak için mi yaşıyoruz, yoksa gerçek yaşam bu mu? Bugün hepimizin deneyimlediği o tükenmişlik halini, stresi ve telaşı anlamak için muazzam bir eser. Modern yaşamın esareti altında ezildiğini hisseden herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202513,3bin okunma
Günlük mü? Yoksa insan ruhunun aynası mı?
Puan vermedi·254 syf.··
2026 578. kitabı
Bu kitabı okurken en çok düşündüğüm şey, insanların iç dünyalarının ne kadar karmaşık olduğu oldu. Bir genç kızın günlükleri gibi görünse de aslında büyümenin, kimlik arayışının, merakın, korkuların ve çelişkilerin anlatıldığı bir metin. Günlük formatında olduğu için okurla arasında garip bir samimiyet kuruyor. Bazen bir yabancının en mahrem düşüncelerini okuyormuş gibi hissediyorsunuz, bazen de kendi gençliğinizden parçalar buluyorsunuz. Özellikle duyguların sansürsüz aktarılması kitabın en dikkat çekici taraflarından biri. Kitap yayımlandığı dönemde büyük tartışmalar yaratmış. Bugün okunduğunda bazı bölümler eskimiş ya da farklı yorumlanabilir. Ancak genç bir insanın kendini anlamaya çalışırken yaşadığı gelgitler hâlâ oldukça tanıdık geliyor. Kitabı okurken zaman zaman Freud’u da düşündüm. Freud’un fikirleri birçok insan için rahatsız edici bulunuyor. Psikoloji bilimine yaptığı katkılar ise yadsınamaz. Ben de onun bütün görüşlerini yüzde yüz doğru kabul edenlerden değilim. Hatta bazı yerlerde insanı fazla hayvanileştirdiğini düşündüğüm, bu yüzden rahatsız olduğum noktalar da oluyor. Ancak sırf rahatsız ediyor diye söylediklerini tamamen göz ardı etmek de bana doğru gelmiyor. Çünkü Freud’un ortaya attığı bazı fikirler, aradan geçen bunca zamana rağmen insan davranışlarında hâlâ bir karşılık buluyor. Belki her şeyi açıklamıyor, belki bazı yorumları abartılı ya da eksik kalıyor ama insanın bilinçaltına, bastırılmış duygularına ve çocukluk yaşantılarının etkisine dikkat çekmesi çok önemli. Bu kitabı okurken de zaman zaman bunun izlerini görmek mümkün. Benim için kitabın en güçlü yanı, gençliği romantikleştirmemesi oldu. Çünkü gençlik çoğu zaman sadece heyecan ve umutla anlatılır. Oysa bu günlükte kafa karışıklığı, yalnızlık, merak, utanç ve sorgulama da var. Belki
Bir Genç Kızın GünlüğüSigmund Freud · Oda Yayınları · 2017553 okunma
Reklam
Reklam