Hani bazen gitmek zorunda kalırsınız ya işler sizi oraya getirmiştir. Arkanıza baksanız da bakmasanız da gidersiniz işte. Ve arkanızda bir harabe kalır. Yıkık dökük pencerelerin arkasından yıkık dökük bakışlar kalır. Ama işte gittiğiniz yerde nelerin yeşereceğini bilemezsiniz. Nelerin büyüyüp boy salacağını o yüzden her gidiş her veda bir tarafından baktı mı o kadar kötü değildir yani. Yani ne bileyim yeni bir başlangıç değil midir? Bazen de gitmek için can atarsınız. Koşa koşa gidersiniz gitmeniz gereken yerden kaçar gibi gidersiniz ama varmanız gereken yere bir türlü varamazsınız. Geride hep bir şeyler bırakırsınız içinizi burkacak. Aslında oradan tam olarak gidemezsiniz bir tarafınız hep orada kalır.. Çocukluğunuz kalır anılarınız kalır yaşanmışlıklarınız kalır. Boğazınızda kocaman bir yumruyla veda edersiniz her şeye. Ama işte bir de geride kalan olmak var bırakılıp gidilen olmak var. Veda edilen olmak var. İşte en kötüsü de bu değil mi. Giden bir şekilde unutur da peki ya kalan? Kalan nasıl unutsun gitme dersiniz..
Gitme. Aklım sende kalır. Uyuyamam geceleri değil bir sene bir gün bile gitme..