Gene bugün hemen herkesin bir veri olarak kabul ettiği piyasa ekonomisi de aslında modernitenin bir ürünü. Ünlü düşünür Karl Polanyi'nin "Büyük Dönüşüm" (İng. Great Trans formation) dediği ve onsekizinci yüzyılda etkisini göstermeye başlayan süreçten önce piyasanın ekonomi üzerinde tesiri çok sınırlıydı. Ticaret ve para sadece uzun mesafe söz konusu olduğunda etkisini göstermekteydi ve hacmi fiyatları bile arz-talebe göre belirlemeye yetmemekteydi. Polanyi'ye göre modernite öncesinin toplumları, piyasa ve para tarafından güdülmeyen üç ekonomik sistem üzerinde yükselmişti. Bunlardan ilkinde üretim tamamen hanede toplanmaktay dı (İng. householding); yani her aile, ihtiyacı olan yiyecek, eşya ve giysiyi kendi üretiyordu. İkinci bir sistem olan "karşılıklılık" (İng. reciprocity) ise toplumsal varlıkların birbirleriyle hediye değiş tokuş yapmalarına dayanmaktaydı ki bu, toplumsal fark lılaşmaların fazla olmadığı toplumlarda görülürdü. Kula halkasından bahsettiğimiz kısımda bunu detaylandırmıştık. Bir üçüncü sistem olan yeniden dağıtım (İng. redistribution) ise üretim fazlasının merkezde toplanıp tekrar toplumsal üyelere dağıtılmasına dayanırdı.
İşte modernite öncesi toplumlar bu üç sistemin bir arada görüldüğü ve kesinlikle kar amacı gütmeyen ekonomi dışı bir sisteme dayanıyordu. Gördüğünüz gibi, Karl Marx: ve Adam Smith gibi düşünürlerin aksine Polanyi ekonomiyi merkeze koymayı reddediyor; ona göre aslolan toplumsal saikler. Sürekli karı ve çıkarını maksimize etmeyi düşünen bir homo œconomicus'tan söz etmek mümkün değil yani. Modernite öncesi insan, mal ve mülkü toplumsal statülerini destekleyen bir şey olarak görüyordu; üretim ve dağıtımın esas amacı ekonomik bir elde ediş değil, toplumsal bir faydalanmaydı. İnsanın birey olarak değil, bir cemaatin