özge

Elizabeth Cady Stanton ve yirmi altı Amerikalı kadından oluşan bir komitenin 1895'te yazdığı "Kadınların İncil'i" (İng. The WOmens Bible) ki­tabında, kadın ile erkeğin eşit yaratıldığı ancak daha sonradan bu eşitliğin İncil'i yazan erkekler tarafından çarptırıldığı iddia edilmiş. Daha birkaç yüzyıl önce erkekle kadının birbirine ihti­yacı olduğundan bahseden kısımların İncil'den çıkarıldığı hesa­ba katıldığında çok da uçuk bir argüman değil. Ancak Stanton ve arkadaşları daha da ileri gidip elimizde Tanrı'nın erkek oldu­ ğunu gösteren hiçbir done" olmadığını bile iddia edecek. Öyle ya, Tanrı tüm insanları kendi suretinde yarattıysa neden erkek olmak zorunda olsun ki?
Sayfa 166
İşte bu "sesli tımarlama'' (İng. vocal grooming) zamanla kompleks bir dil yaratacak. İnsanların dedikodusunun primatla­rın tımarlamasının yerini aldığını gösteren önemli delillerden bi­ri de dilin hikaye anlatma doğrultusunda evrildiği gerçeği. 2014 yılında yayımlanan bir makalede Till Nikolaus von Heiseler, dilin ilk olarak hikaye anlatmak için evrildiğini ve ancak ondan sonra diğer işler için kullanılmaya başladığını ispatlıyor. Dilin temel ögelerinin kelimeler değil de cümleler olduğunu belirten Alman "factotumuz"a göre, insanlar sadece gerçek bir objeye denk gelen isimleri değil, hisleriyle edindikleri tecrübeleri yansı­ tan fıil ve sıfatları da kullanarak konuşuyorlar. Bu da bir eylemin ancak sentaksı içinde ve bir bağlam doğrultusunda mana kazan­ ması anlamına geliyor. Bu ne mi demek? İnsanlar hayvanların aksine mevcut olma­ yan bir şey hakkında da konuşabiliyorlar.
Sayfa 130
Dick Hebdige gibi sosyologlar, ilk başta radikal ve tehlikeli bulunan bu alt kültürlerin zamanla sistem tarafından absorbe edildiğine de dikkat çekmeyi ihmal etmiyorlar. Giri­şimciler tarafından bir ürüne ve tüketilecek bir stile dönüş­türülen bu kültürler tutarlı bir "karşı hegemonya" oluşturma şansını yitirip manasız, pastel ve zamanı gelince de kitsch bir stile dönüşmekte gecikmiyor. Bir isyan hareketi daha radikalliğinden arınıp ha­ dım edilirken geriye kötü hippi fılmleri, Che Guevara tişörtleri ve ciao bella'larla devrim yaptığını sanan pötiburjuva ço­cuklar kalıyor.
Sayfa 96
Kropot­kin' e göre, evrimin temeli Darwincilerin iddia ettiği gibi sadece sürekli bir rekabet ve en kolay adapte olabilenin hayatta kal­masına dayanmıyordu. Aynı zamanda grup içi yardımlaşma da oldukça önemliydi. Kropotkin'in aklındaki çıkarcı bir mekaniz­ma. İnsanlar ve hayvanlar yardımlaşıyorsa bunu doğa şartlarını yenmek, yani bir çıkar elde etmek için yapıyorlardı. Kısacası ge­ne ortada bir mücadele vardı ama iki çeşit. Biri canlıların birbiri arasındaki, diğeri de canlılarla doğa arasındaki; ilkindeki rekabet ikincisinde yerini yardımlaşmaya bırakacaktı. Aslında Darwin de aynı şekilde iki mücadeleden bahsetmekteydi ancak onun için canlıların arasındaki mücadele daha önemliydi. Bu farkın nedeni aynı zamanda bir coğrafyacı da olan Kropotkin'in ince­lemelerini iklim şartlarının daha sert olduğu Sibirya'da yapması, Darwin'in ise Galapagos Adaları gibi Ekvator' a yakın bölgeleri tercih etmesi olabilir. Darwin'in kapitalizmin kalbinde yaşarken Kropotkin'in ütopyacı bir anarşist olması da.
Sayfa 36