Aşk ve Hafızanın Romanı
Puan vermedi
Altan, eserinde yalnızca iki insan arasındaki bir aşkı anlatmaz; aynı zamanda Türkiye'nin yakın tarihine damgasını vurmuş toplumsal yaraları, devlet-toplum ilişkilerini, kadın sorununu ve bireyin hafızayla mücadelesini de sorgular. Roman, Selim ve Yelda'nın trajik aşkı etrafında şekillense de, arka planda Mezopotamya’nın tarihsel gerçekliği, şiddet sarmalı ve insan ruhunda bıraktığı derin izler yer almaktadır. Merkezde, hayatında herkesten ve her şeyden çok sevdiği adamdan uzaklaşarak Kurdistan dağlarında uluslararası bir araştırma grubuna katılan Yelda ile ruhundaki kırılganlıkları gizlemek için sevdiği insanı sürekli yaralayan Selim bulunmaktadır. Yazar, gerçek aşkın insan üzerinde bazen nasıl yıkıcı bir ağırlığa dönüşebileceğini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Selim ve Yelda'nın ilişkisi, iki yakasını birleştirmesi gereken ancak bu yükü taşıyamayıp çöken bir köprü gibidir. Sonuçta her iki taraf da yalnızlığın içine hapsolur. *Bazı karakterler;* Selim, ilk bakışta olumsuz özelliklerle ve karmaşık bir kişilik görünümü sergiler. Korkak, yalancı, bencil ve zaaflarına teslim olmuş bir kişilik görünümü çizer. Sevdiği insanı kaybetmekten korkmasına rağmen, onu korumak yerine sürekli yaralar. Kendi ruhundaki eksiklikleri ve kırılganlıkları dürüstçe kabullenmek yerine yalanlara, kaçışlara ve savunma mekanizmalarına sığınır. Selim'in bütün zaaflarının altında derin bir sevme kapasitesi, yalnızlık korkusu ve çocukça bir korunma isteği vardır. Bu yönüyle Selim, modern insanın parçalanmış ruhunu temsil etmektedir. Yazar, insanın matematiksel bir formül olmadığını vurgular. İnsanı oluşturan duygu dünyasının karmaşıklığı sayesinde, Selim tüm kusurlarına rağmen okurun ilgisini ve hatta sempatisini kazanabilmektedir. Romandaki "kurbağayı ancak prenses öptüğünde prense dönüşür"
En Uzun GeceAhmet Altan · Alkım Yayınevi · 20054,162 okunma
Devrim ve Ulusal Sorun Arasında
Puan vermedi
Bu çalışma, Türkiye komünist hareketinin en tartışmalı başlıklarından biri olan Kürt sorununa yaklaşımını, Komintern belgeleri ve Türkiye Komünist Partisi'nin iç yazışmaları üzerinden yeniden değerlendiren önemli bir araştırmadır. Eser, yalnızca TKP'nin Kürt isyanlarına ilişkin tutumunu ortaya koymakla kalmamakta; aynı zamanda ulusal sorun, antiemperyalizm, Kemalizm ve sosyalizm arasındaki karmaşık ilişkinin tarihsel kökenlerini de gözler önüne sermektedir. Eserin en önemli katkısı “TKP'nin Kürt sorununda bütünüyle Kemalist devletin yanında yer aldığı” yönündeki genellemeyi sorgulamasıdır. Yazarlar, Komintern arşivlerinden elde edilen çok sayıda belgeye dayanarak, TKP'nin Kürt sorununa ilişkin yaklaşımının zaman içinde değişen, çelişkiler içeren ve uluslararası gelişmelerden doğrudan etkilenen bir karakter taşıdığını göstermektedir. Çalışmada ilk dikkat çeken nokta, Komintern'in Türkiye'ye ilişkin genel siyasal perspektifidir. Sovyet Rusya açısından Kurtuluş Savaşı yürüten Ankara Hükümeti, emperyalizme karşı mücadele eden ilerici bir güç olarak görülmüştür. Bu nedenle Komintern, Türkiye'deki komünist hareketin temel görevlerinden birinin Ankara hareketini desteklemek olduğunu savunmuştur. Nitekim TKP'ye yönelik tavsiyelerde, "Ankara hareketini desteklemek" temel taktik ilkelerden biri olarak belirlenmiştir. Bu yaklaşım, Kürt isyanlarının değerlendirilmesinde de belirleyici olmuş ve çoğu zaman ulusal talepler ikinci plana itilmiştir. Komintern'in Kürt hareketlerine ilişkin yaklaşımı dönemin Marksist ulusal sorun teorisinden etkilenmiştir. Marx ve Engels'in bazı ulusları “tarihsel”, bazılarını ise “tarihsiz” veya “karşı-devrimci” uluslar olarak değerlendiren anlayışının izleri, Komintern belgelerinde de görülmektedir. Özellikle Kürtlerin siyasal birlikten yoksun, aşiret
Komintern TKP ve Kürt İsyanlarıErden Akbulut · Yordam Kitap Yayınevi · 20225 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·160 syf.··
2026 24. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:27
Kitapta hikayesi anlatılan evli bir çift var. Seriyye ve Adil. Hikayelerin anlatıcılar da bu iki insan. Her biri kendi bakış açısına göre anlatıyor. Şehirden kocası Adil'in özel göreve atanmasıyla birlikte köye gidiyorlar. Orada köprü yapım ekibiyle tanışmak Seriyye'yi değiştiriyor. Kitapla ilgili daha fazla ayrıntı vermeyeyim. Ama şunu söyleyeyim: bu hikaye sadece bir evlilik bunalımı değil. İçinde özgürlük, kimlik, seçim ve vicdan var. Ve okurken siz de zorlanıyorsunuz kafanızda oluşan bazı soruları cevaplamaya çalışırken. Seriyye aracılığıyla geleneksel aile mutluluğuna alternatif bir mutluluk anlayışından söz ediyor yazar. Bu karakter bazılarını öfkelendirebilir, hatta çok sinir bozucu bulanlar vardır. Adil de Seriyye de büyük hataları olan insanlar. Ama tam da bu yüzden gerçek hissettiriyorlar. Yazar sana "işte iyi adam, işte kötü adam" demiyor, seni dilemma içinde bırakıyor. Belki kimseye daha fazla yüklenmeyelim diye de iki anlatıcısı var kitabın "Eserin baş kadın kahramanı haklı mı?" sorusunu okuyucunun aklına kazıyor yazar. Ve bu soru kitabı bitirdikten sonra da peşini bırakmıyor. Dürüst olmak gerekirse kitabı bitirince gerçekleşen olayla ilgili "buna gerek var mıydı gerçekten?" diye de sordum kendime? Cevabı gerçekten çok zor. Belki de "gönül bu" demek gerekir.
İnceleme
Körpüsalanlarİlyas Efendiyev · Qanun nəşriyyatı · 0752 okunma
Özgürlüğün kendisidir yürümek
8/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 13:09
Yürümek bir adım atarsın diğer adımın peşinde gelir. Birbirini takip eder aslında hepsi bu deriz. Ama bu eserde daha fazlasına şahit oluyoruz. Kimi bir hastalığını yenmek için yürür kimi davası için yürür kimisi yürümenin ruhunu bildiği için . Ortak nokta hepsi yürümüştür ama yürüyen herbirini çok farklı ufka taşımıştır. Yürümek; kişinin ruhuna iyi geldiği , seni gerçeğe götürdüğünü anlatır. Ülkesinde belli bir yere gelmiş şahsiyetlerin yürümeye atfettiği anlam üzerinden anlatmıştır yazar... Yürümek sadece bir eylem değildir aslında kişiyi iyileştirir, hayata anlam katar adeta. Hayata kısa bir mola vermektir. Yazar ele aldığı kişilerin düzenli yürümenin kişiye iyi geldiğini bazı sanatçılara ilham verdiğini söylemiştir. Yürümenin her yönünü ele alıp eylemden daha çok boyutu olduğunu kelimelere dökmüştür. Bu eser uzun süre kütüphanemde , ne zaman yollarımız kesişecek diye merak ederken küçük bir kaza geçirdikten sonra okuma fırsatım oldu. Yürümenin değerini daha iyi anlamışta oldum. Kimseye bağlı kalmadan istediğin zamanda yola çıkmanın keyfinin özgürlük olduğunu gösterdi. Şükrün önemi. Her şey zamanının beklediği gibi bu eserde zamanını bekledi. İyileşme sürecimde bana yarenlik yaptı kısacası. Yürümenin huzura iyi geldiğini, koşturmacalı bir hayat döngüsünde kendimize iyi gelen şeylere hep köşeye attığımız doğrudur, koşturmadan etrafı izleyerek Yaratan'ın bize sunduğu bu doğayı hissederek görmenin keyfini hissetmek, şifasıdır yürümek. İşte bu süreçte bana bunu bir kez daha gösteren bir eser. Ruhuma iyi gelen şeyin şükrünü gösterdi. Yürümek sadece bir eylemden çıktı "Unutmayın , yürürken taktire şayan tek şey gökyüzünün parlaklığı, manzaranın görkemidir. Yürümek bir spor değildir." "Bir kez ayakları üstünde dikildi mi, olduğu yerde kalamaz insan"Ruhumuza iyi gelen ne
Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros · Kolektif Kitap · 20209,1bin okunma
Biraz felsefe, biraz psikoloji biraz da maneviyat
Puan vermedi
Şu dünya da “insan” olmak zor, kadın da olsan erkek de olsan bir şekilde zorbalanır; fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kalabiliyorsun. Fizyolojik olarak kadın bedeni daha güçsüz olduğundan belki de en çok bedenen zarar görüyor; zihinsel, ruhsal hasarı da katınca işlerin boyutu çok daha vahim bir hale gelebiliyor. Eğitimli ya da cahil de olsan, varlıklı ya da fakir de olsan her iki taraf için de çok da farklı olmayabiliyor . Ruhsal olarak tam bir ehliyete sahip değilsen en önemli vasıf olan “insan” olamıyorsun! Kendi eksikliğinin cezasını kendinden güçsüze kesiyorsan bir hiçsin aslında! Lütfen biri Azra’nın elinden tutmuş olsun; o içi boş “baba” sıfatına yakışmayan beden diye dolaştırdığı kabuğu kalkınca içinden sadece cerahat akan “şey” biri de onu itmiş olsun.
TövbeN. İpek Gökdel · Dex Kitap · 201987 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 11. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 19:50
Sıfır Noktasındaki Kadın'ı okurken kendimi yalnızca bir okuyucu gibi değil, Firdevs'in hayatına tanıklık eden biri gibi hissettim. Onun çocukluğundan itibaren maruz kaldığı haksızlıklar ve gördüğü şiddet beni derinden etkiledi. Roman boyunca, kadınların toplumdaki konumunu ve maruz kaldıkları eşitsizlikleri daha yakından sorgulama fırsatı buldum. Firdevs'in yaşadığı acılar karşısında hem üzüldüm hem de onun güçlü duruşuna hayran kaldım. Bence romanın en etkileyici yönü, Firdevs'in yaşadığı tüm zorluklara rağmen kendi kararlarını alabilme cesaretini göstermesiydi. Toplumun kadınlara biçtiği rolleri kabul etmek yerine kendi yolunu seçmesi, bana özgürlüğün bazen ağır bedeller gerektirdiğini düşündürdü. Yazarın sade ama etkileyici anlatımı sayesinde olayları sanki ben yaşıyormuşum gibi hissettim. Sonuç olarak Sıfır Noktasındaki Kadın, bende derin izler bırakan eserlerden biri oldu. Romanı bitirdiğimde kadın hakları, adalet ve özgürlük kavramları üzerine uzun süre düşündüm. Bu kitabın yalnızca Firdevs'in hayatını anlatmadığını, aynı zamanda toplumdaki birçok kadının yaşadığı gerçekleri gözler önüne serdiğini düşünüyorum. Bu nedenle herkesin en az bir kez okuması gereken etkileyici bir eser olduğuna inanıyorum.
1000Kitap
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,4bin okunma