Rachel Cusk’ın Övgü adlı romanı, günümüz insanının görünmez çatışmalarını, kırılganlıklarını ve özgürlük arayışını son derece sade fakat derinlikli bir anlatımla ele alan etkileyici bir eserdir. Romanı okurken kendimizi sürükleyici olayların içinde değil, insan ruhunun katmanları arasında dolaşırken buluruz. Bu yönüyle eser, klasik anlamda bir roman olmanın ötesine geçerek felsefi bir sorgulama alanına dönüşmektedir.
Kitabın en dikkat çekici yanı, insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkinin sorgulanış biçimidir. Cusk, karakterlerini büyük çatışmaların ya da sıra dışı olayların merkezine yerleştirmez. Bunun yerine onların gündelik hayat içerisinde yaşadıkları düşünsel ve duygusal gerilimleri görünür kılar. Böylece okur, karakterlerden çok kendi yaşamına ve seçimlerine bakmaya başlar.
Övgü’de sıkça karşılaşılan temalardan biri özgürlüktür. Ancak burada söz konusu olan özgürlük, sınırları olmayan bir serbestlik değil; bireyin kendi hayatının sorumluluğunu üstlenebilme cesaretidir. Karakterler çoğu zaman toplumun, ailenin ya da çevrenin beklentileri ile kendi arzuları arasında sıkışmış görünürler. Bu durum, insanın gerçekten kendi hayatını mı yaşadığı yoksa başkalarının kendisi için çizdiği sınırlar içerisinde mi hareket ettiği sorusunu gündeme getirir.
Roman aynı zamanda kimlik meselesi üzerine de düşündürmektedir. İnsan, başkalarının gözünde kimdir? Kendisi hakkında anlattıklarıyla gerçekten aynı kişi midir? Cusk, bu sorulara doğrudan cevap vermek yerine farklı yaşam hikâyeleri aracılığıyla okurun düşünmesini sağlar. Böylece eser, hakikatin tek ve değişmez olmadığı; her bireyin deneyimiyle yeniden şekillendiği fikrine yaklaşır.
Kitaptaki birçok alıntıda yalnızlık, adalet, sevgi ve bireysellik gibi kavramların öne çıkması tesadüf değildir. Çünkü yazar, modern