Puan vermedi·80 syf.··
2026 42. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 20:00
Sevgili Mayakovski,şiirsel bir anlatımla kaleme alınan mektuplardan oluşan yazarın hislerini tüm şeffaflığıyla anlattığı Mayakovski’ye ithaf edilen bir anlatıdır. Yazarın iç dünyasını ve toplumsal olaylara bakış açısını etkileyici bir biçimde aktardığı bu anlatı,duygusal derinliği ile güçlü bir isyanı sembolize ediyor. Mayakovski,yazarın seslendiği sembolik bir dost aslında bunun nedeni yazarın Mayakovski’nin fikirlerinden etkilenmiş olduğu gerçeği bana kalırsa. Yalnızlık,özgürlük,siyasi sorunlar,savaşın yıkıcı boyutları gibi temaların işlendiği bu eser,modern dönemdeki insan duyarsızlığına bir çağrı gibi adeta. Varoluşsal sorgulamaların sade ama derin bir anlatımla aktarıldığı bu eser, duyguların kelimelerle buluştuğu etkileyici bir yolculuk sunmakla kalmıyor,sizi içinizde bir yerlerde susmuş bekleyen duygularınızla yüzleştiriyor.
Sevgili MayakovskiZeki Bulduk · Dekalog Yayınları · 202629 okunma
10/10
·522 syf.··
Beğendi
·
2026 148. kitabı
Merhabalar Bugün sizlere Cesaret serisinin ikinci kitabı olan Strateji ile geldim. Bu Dağlı kardeşleri okumak çok iyi geldi bana her yönden değerlendiriyorsunuz kitabı kötü neden kötü oldu, duygusuz neden duygusuz hepsinin bir alt yapısı var... "İmkansız diye bir şey yok Ateş . Ne diyor Yaradan; 'Biz her insanı kendi çabasına bağlı kıldık.' Herkes cesareti kadar adım atar , yüreği kadar çabalar , bahanesi kadar kaçar. " Ateş Dağlı babası öldüğü abisinin ağır yaralandığı hain saldırıdan sonra intikam ateşiyle yanıp tutuşur. Planlar kuran Ateş ve Dağlı kardeşleri işe koyulur. Olan çok uzun ve meşakkatli. Ama daha en başından kaderinde onlar için bir planı vardır. Ateş aslında Mit ajanı olan Nam-ı diğer The Reaper katıldığı tüm görevlerinde duygudan uzak iş odaklı ve stratejik planlarıyla ön planda olan bir ajandı. Bence bu adamla düşman olmayın kini çok başka gerçekten. Neyse intikam için Hedef belli Duman Ayazoglu'nun kızı ayrıca Antonio'nun istediği kız. Duru Su Ayvazoğlu Nam-ı Diğer bizim kızıl... Babasının kirli işlerinden uzakta Melek annesi ve abisi olarak Gördüğü Mehmet ile yaşar. Herşeyden herkesten uzak olsada oldukça bilgili ve kültürlü bir kızdır. Herkes tüm gayretiyle Duru Su'yu saklarken kalleş Antonio onu bulur. Tabi Ateş boş dururmu asla sadece intikam alacağını sandığı kızı bir şekilde kurtarır alır uzun soluklu bir kaçma kovalamadan sonra Türkiyeye dönerler. Aslında ikiside yabancısı oldukları duyguları içlerinde barındırırlar. Ateş sadece intikam isterken çok farklı duygulara yelken açmıştı bile. Ama inkar etmek bazen en kolayıdır. Herkesten kendinden bile korumak isterken Duru'yu en çok o yaralar. Ah birde Lizza var sana ne desem az gerçekten. İşte kötü herzaman kötüdür ve bir tanımı olmaz. Serinin devam kitabına giderken onları size emanet
StratejiMüjde Aklanoğlu · Hasrem Yayınları · 20258 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·256 syf.··
2026 6. kitabı
Bu kitap; çocukluklarında duygusal olarak yetersiz, bencil veya mesafeli ebeveynlerle büyüyen bireylerin yetişkinlikte yaşadığı derin yalnızlık, suçluluk ve ilişki sorunlarını ele alıyor. Kitap, bu ebeveynlerin yarattığı görünmez duygusal hasarları görünür kılar ve bireyin kendi hayatını geri kazanması için somut yollar sunar. Peki, duygusal olgunlaşmamışlık nedir? Ebeveynlerin kronik bir empati yoksunluğu çekmesi ve kendi duygusal ihtiyaçlarını çocuklarınınkinin önüne koymasıdır. Bunlar hayal kırıklığıyla başa çıkamazlar ve hızla öfkelenirler. Dünyayı sadece kendi perspektiflerinden görürler. Başkalarının (özellikle de çocuklarının) derin duygularını anlayamazlar. Gerçekleri değil, kendi anlık duygularını referans alırlar. Bu tür ebeveynlerle büyüyen çocuklar, fiziksel olarak güvende olsalar bile "duygusal bir yalnızlık" içinde büyürler. Kendilerini görünmez, değersiz ve sevilmez hissederler. Çocuklar, bu zorlayıcı ortamda hayatta kalabilmek ve sevilmek için iki ana rolden birini seçerler. Birincisi içselleştirenlerdir. Bu çocuklar sorunları kendi içlerinde çözerler. Duygusal olarak hassas, derin düşünen ve algıları açık çocuklardır. "Eğer daha iyi, daha uslu olursam beni severler" yanılgısına düşerler. Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelip başkalarını memnun etmeye odaklanırlar. Yetişkinlikte tükenmişlik ve depresyona yatkındırlar. İkincisi dışsallaştırlanlardır. Bu çocuklar sorunları dışarıya yansıtırlar. Eyleme dökme eğilimindedirler. Gerçeklikle yüzleşmek yerine dikkat dağıtıcı şeylere (bağımlılıklar, öfke patlamaları) sığınırlar. Sorunlarının kaynağını hep dışarıda ararlar ve kendilerini geliştirmekte zorlanırlar. Gibson, yetişkin çocukların özgürleşmesinin önündeki en büyük engelin iki psikolojik mekanizma olduğunu söyler. Bunlardan biri iyileşme
Psikoloji
Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin ÇocuklarıLindsay C. Gibson · Sola Unitas · 20192,378 okunma
Özgürlük iki kere iki dört diyebilmektir
Puan vermedi·352 syf.··
2026 5. kitabı
Bir insanın nefes alması ne kadar normalse düşüncelerini ifade etmesi de o kadar normaldir. Üstelik bu herkes tarafından bilinen bir gerçekse bunu paylaşmakta asla tereddüt etmemelidir. Bizi diğer varlıklardan ayıran en temel fark aklımız ve düşünme kabiliyetimiz diye bir algı var ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Belki de çiçekler, böcekler, evcil hayvanlarımız, kapıda duran anahtarlık bunların hepsinin aklı var ve düşünebiliyorlar. Bunu bilemeyiz çünkü bunu ifade edecek herhangibir girişimde bulunmadılar. Biz insan olarak düşündüğümüz ve bildiğimiz şeyleri paylaşmadığımızda ya da paylaşmamıza izin verilmediğinde bu varlıklarla aramızda pek bir fark kalmıyor. Toplumda var olabilmek için nefes almak yeterli değil. Baskı ve şiddet altında konuşamadığımız, ifade edemediğimiz her şey aslında içten içe bizden bir şeyler alıp götürüyor ve sonunda hiç olup gidiyoruz.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,4bin okunma
Puan vermedi·226 syf.·
2020 648. kitabı
Monte Cristo Kontu'ndan sonra Siyah Lale Alexandre Dumas'dan okuduğum ikinci eser oldu. İki kitabını okuduktan sonra Dumas'ın tarzını çok daha iyi bir şekilde idrak ettiğimi söyleyebilirim. Monte Cristo Kontu'nun muhteşem bir eser olmasının yanında iki kitapta da benzer olguların işlendiğini net bir şekilde görebiliriz. Bu iki kitaptan yola çıkarak Dumas'ın tarihi olaylarla kurguyu harmanladığını, belli dönemlere ait çok önemli bilgiler verdiğini gözlemledim. Monte Cristo Kontu'nda hikayenin bir tarafında Napolyon dururken Siyah Lalede de Hollanda Başbakanı Johan de Witt anlatılan hikayede önemli bir yer tutuyor. Yine iki kitap arasında aşk, kıskançlık, tutku, özgürlük, fedakarlık, hırs, temiz yüreklilik gibi benzer konular işleniyor. Ayrıca Dumas ile ilgili söyleyebileceğim en belirgin özellik kaleminin oldukça akıcı olması. Klasikleri ağır bulan, okumakta zorlanan her okura kesinlikle klasikleri sevdirecektir. Bir film izliyormuşcasına okuduğunuz olaylar gözünüzün önünden akıp geçiyor. Siyah Lale kısaca; Bir derneğin siyah lale üretimi üzerine bir yarışma başlatmasını ve özellikle bu yarışmaya katılan iki lale üreticisini konu ediniyor. Bu üreticilerden biri çalışkan, temiz yürekli, işine tutkuyla bağlı, sevecen biriyken diğeriyse hırslı, kötü kalpli, kıskanç ve amacına ulaşmak için her türlü yolu mübah gören bir karakterdedir. Daha önce kimsenin üretmeyi başaramadığı siyah laleyi üretmek adına yaşanan tüm olaylar, çekilen tüm çileler, kötülüğe karşı iyiliğin mücadelesi okurlara güzel bir hikaye sunuyor. Umarım sizler de keyifle okursunuz, hoşça kalın...
İnceleme
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk
Puan vermedi·148 syf.··
2026 34. kitabı
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk Viktor E. Frankl, 20. yüzyılın en önemli psikiyatristlerinden biridir. Nazi toplama kamplarındaki sağ kurtulan Frankl, bu cehennemde bile insanın hayata tutunmasını sağlayan şeyin ne olduğunu gözlemlemiş ve psikoloji dünyasına Logoterapi (Anlam Yoluyla Tedavi) ekolünü kazandırmıştır. Onun felsefesinin temel noktasında bir birinden ayrılmaz üç kavram vardır kavram yer alır: Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk. Frankl'kitapta yer alan söyleşisinde; insan ne zevk ne mutluluk ne güç ne prestij için temel bir ihtiyaç duyar aslen ve temel olarak her insanın ihtiyacı hayatı yaşamaya değer kılan bir anlam bulma ve buna ulaşma arzusudur. Freudun ifade ettiği gibi insanın amacı haz olsaydı içgüdününün tatmini bir amaca yani haz amacına dönüşür fakat bunun da ötesinde bir haz aracı durumuna gelir anlam ve değer odaklı olan kişi bu şekilde dördü ve şerbet odaklı kişiye dönüşür şehvete düşkünlüğünün negatif karşılığı ise uyuşturucu bağımlılığının altında yatan kendine acıma isteğidir der.Frankl, hayatı anlamlı kılmanın üç yolu olduğunu söyler: 1. Eser üreterek ya da bir iş yaparak (Yaratıcı değerler)2. Bir şeyi deneyimleyerek veya biriyle bağ kurarak (Sevgi, doğa, sanat gibi deneyimsel değerler) 3. Değiştirilemez bir acıya karşı takınılan tutumla (Kaçınılmaz acıyı bir zafere dönüştürmek ,neitzche nin öldürmeyen acı güçlendirir metaforu ) Frankl bir söyleşisininde potansiyel olarak acı çekerek ama sadece mecbur kalınırsa acı çekinmeli, bu bir tercih olmamalı unutmayın yok gereği çağırmaya gerilerek gereksiz acılara katlanmak bunların hiçbir anlamı yoktur Asıl acı kişinin kurtulamadığı ve değiştiremediği koşullarda çektiği acıdır kişi bu acının üstesinden gelmek zorundadır. Sabit bir anlam yoktur: Hayatın genel, soyut bir anlamı yoktur.
Anlam, Özgürlük ve SorumlulukViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayınları · 202632 okunma