Puan vermedi·272 syf.·
2020 648. kitabı
Sevgi Soysal henüz 40 yaşında aramızdan ayrılmış, çok sağlam bir kalemi olmasına rağmen hakettiği değeri ve ilgiyi maalesef görememiş kıymetli yazarlarımızdandır. Yenişehir'de Bir Öğle Vakti hem Sevgi Soysal'ın hem de Türk edebiyatının en özel eselerinden bir tanesidir. Anlatımıyla, tekniğiyle, konusuyla ve bir dönemin başarılı bir şekilde yansıtılmasıyla gayet doyurucu bir eserdir. Devrilmek üzere olan bir kavak ağacını seyre dalmış, bir şekilde birbirleriyle ilişkisi olan insanların hayat hikayeleri geriye dönüş tekniğiyle anlatılmaktadır. Kitap bölümlerden oluşmakta ve her bölümde farklı bir karakterin hayat hikayesi ifade edilmektedir. Tek bir karaktere bağımlı kalmaması ve her bölümde farklı bir karakterden bahsetmesi okurlarda bir bütünlük problemi varmış hissi uyandırabilir fakat bence kurgusal olarak gayet başarılı. Yazarımız 70'li yılların Türkiye'sinin sosyolojik yapısını, kültürler arasındaki çatışmaları, bunun insanlar üzerinde oluşturduğu baskıyı ve insanların psikolojik yapısını çok iyi gözlemleyerek gayet akıcı bir şekilde biz okurlara sunmuştur. Fikirleri uğruna her şeyi göze almış delikanlısından, hiçbir şeyden tatmin olmayan zengin gencine, çingenesinden, fahişesine, ticari zekasını kullanıp köşeyi döneninden, bir türlü hayata tutunamayanına tam bir Türkiye resmi... Bu güzel eseri herkese tavsiye eder şimdiden keyifli okumalar dilerim.
İnceleme
Yenişehir'de Bir Öğle VaktiSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20122,980 okunma
Puan vermedi·239 syf.··
2026 33. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:00
Her ne kadar günlük konuşmalarımızda bile öyle iddia edilse de günümüz dünyasının temel problemi özgürlük değildir Bauman'a göre. Gerçek sorunlar ise, özgürlük adı altında pompalanan bireyselliğin kolektif siyasal kapasiteyi aşındırmış olması ve neoliberal dönemin alametifarikası küreselleşme sonucu iktidarın ulus sınırlarının ötesine taşınırken siyasetin ulus-devlet ölçeğinde kalmış olmasıdır. Bu durum, yurttaşların hayatlarını belirleyen süreçleri etkileyebilme gücünü ciddi oranda azaltırken dayanışma ağlarının ve yurttaşlığın aşınmasına sebep olmaktadır. Bauman neoliberalizmi yalnızca ekonomik boyutuyla ele almaz; neoliberalizmin bireyleri yalnızlaştırmasına, riskleri bireyselleştirmesine, kamusal sorunları kişisel bir başarısızlık hikayesine dönüştürmesine, dayanışmayı zayıflaştırmasına ve yurttaşı tüketiciye dönüştürmesine odaklanır. Dolayısıyla, Bauman için temel problem gelir dağılımı değil, siyasal kapasitenin yok olmaya yüz tutmasıdır. Çözüm ise ne neoliberal bireyciliktir ne de cemaatçilik, milliyetçilik gibi kolektivist çözüm önerileridir fakat birbirilerinin özgürlüğünü destekleyen özerk bireylerden oluşan dayanışmacı bir toplumdur. Böylece Bauman'ın özgürlük ve dayanışmayı birbirinin koşulu olarak ele aldığını görürüz. Bireycilik dayanışmanın önüne geçerken cemaatçilik ve milliyetçilik özgürlüğü kısar ve kapalı bir topluluğa yol açar. Küreselleşme ve finansallaşma gibi süreçlerin getirdiği belirsizlik ve etkisizlik insanları her ne kadar bunlardan birini seçmeye itse de bunlar yanlış çözümlerdir, hastalığı iyileştirmek yerine azdırır Bauman'a göre. Teşhislerine bayılmakla birlikte devlet analizinde oldukça zayıf buldum bu kitabı. Devletin demokratik siyasal kapasitesi, küresel ölçekte hareket eden güçler karşısında yetersiz kaldı gibi bir analizi var
Siyaset ArayışıZygmunt Bauman · Metis Yayıncılık · 201359 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bana Bir Çıkış Değil, Bir Uçurum Gösterdi
Puan vermedi·279 syf.··
2026 48. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 17:00
Cehenneme Övgü’yü bitirdiğimde hissettiğim ilk şey şaşırtıcı bir nötrlük oldu. Ne büyük bir hayranlık ne de derin bir hayal kırıklığı yaşadım. Romanlarda kendimi genellikle daha rahat hissediyorum, yazarın ne demek istediğini daha kolay yakalayıp yorum yapabiliyorum. Ama düşünce ve deneme kitaplarında o kadar güçlü olmadığımı düşünüyorum. Bir şeyleri kaçırıyor ya da yeterince derin kavrayamıyor olabilirim diye sorguluyorum kendimi. Bu kitapta da tam olarak öyle oldu. Gündüz Vassaf’ın değindiği konular önemsiz değil. Eğitimden aileye, otoriteden özgürlük anlayışına kadar birçok kritik meseleye dokunuyor. Ancak kitap boyunca bende oluşan en baskın his şuydu: Sanki bir uçurumun kenarındayım ve yazar sürekli aşağıyı göstererek “burası cehennem, düşersen ölürsün” diyor. Tamam, farkındayım ama ben o sırada “nasıl kurtulurum?” diye çıkış yolu arıyorum. Vassaf ise bana sadece karanlığı ve tehlikeyi gösteriyor, çözüm konusunda ise bilinçli bir sessizlik tercih ediyor. Belki de bu yüzden anlatılanlardan çok, anlatılma biçimine takıldım. Yazar yer yer topluma ayna tutmaktan ziyade topluma kızgın gibi yazmış. “Bakın, sonunda bunlar olacak” der gibi bir tonu var. Bu öfke bazı okurları sarsabilir ama bende “neden bu kadar uç örneklerle genelleme yapıyor?” sorusunu yarattı. Verilen örneklerin çoğu bana fazla aşırı ve gerçek hayattan kopuk geldi. Kitabın en güçlü yanı kesinlikle bazı çarpıcı cümleleri ve aforizmaları. Altını çizdiğim, aklımda kalan birçok güzel ifade oldu. Fakat zamanla şu soruyu sormaya başladım: Bu kadar etkileyici cümleler gerçekten derin bir düşünce bütünlüğü mü sağlıyor, yoksa güzel yazılmış cümlelerin büyüsüne mi kapılıyoruz? Bir diğer sıkıntım da yazarın kendi tezlerini zaman zaman çürütmesiydi. Bir bölümde susmanın, konuşmamanın değerinden bahsederken
Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 202513bin okunma
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 00:17
Bazı kitaplar vardır; okursunuz, beğenirsiniz ve rafa kaldırırsınız. Bazıları ise bittikten sonra uzun süre zihninizde yaşamaya devam eder. Benim için Spinoza Problemi tam olarak böyle bir kitap oldu. Hatta rahatlıkla söyleyebilirim ki okuduğum en iyi kitaplardan biri. Bu yüzden kitaba puanım hiç düşünmeden 10/10. Irvin D. Yalom’u daha önce Nietzsche Ağladığında ile tanımış ve hayran kalmıştım. O kitapta nasıl ki tarihsel kişiliklerin düşünceleri başarılı bir kurgu içerisinde okuyucuya aktarılıyorsa, Spinoza Problemi de aynı başarının hatta bana göre en güçlü örneklerinden biri olmuş. Nietzsche Ağladığında benim en sevdiğim kitaplardan biridir ve bu eser de rahatlıkla onun seviyesine çıkmayı başardı. Kitabın en etkileyici yanı, Spinoza’nın felsefesini okuyucuya doğrudan bir felsefe kitabı gibi anlatmak yerine güçlü bir roman kurgusunun içerisine yerleştirmesi. Bir tarafta 1600’lü yıllarda yaşayan Baruch Spinoza’nın hayatı, aforoz edilmesi, Tanrı anlayışı ve düşünce özgürlüğü uğruna ödediği bedeller; diğer tarafta ise 1900’lü yıllarda Hitler’e hayranlık duyan ve Nazi ideolojisinin önemli isimlerinden biri olan Alfred Rosenberg’in hikâyesi bulunuyor. Yalom’un kurduğu yapı gerçekten hayranlık uyandırıcı. Bir bölümde Spinoza’yı okurken bir sonraki bölümde Alfred’e geçiyoruz. Sonra tekrar Spinoza, sonra yeniden Alfred… İlk bakışta birbirinden tamamen kopuk görünen iki hayat, iki farklı ideoloji ve iki farklı çağ ilerledikçe aynı sorular etrafında birleşmeye başlıyor. Bu anlatım tekniği kitabı inanılmaz akıcı hâle getiriyor. Sürekli olarak “Bir sonraki bölümde diğer karaktere ne olacak?” merakıyla sayfaları çevirmeye devam ediyorsunuz. Üstelik burada anlatılanlar tamamen hayal ürünü değil. Spinoza da Alfred Rosenberg de tarihsel gerçek kişiler. Yalom, tarihî kaynaklardan
Spinoza ProblemiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20192,707 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 1. kitabı
Bazı kitapları okumadan önce yazarları hakkında da biraz bilgi sahibi olmak, kitabın anlaşılmasını daha kolay hale getiriyor. George Orwell’ın da özellikle bu eseri özelinde tanınması gereken yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Totalitarizm eleştirisinin belki de şahı sayılabilecek bu eser, Orwell’ın hayatından çok fazla beslenmiştir. Gerçek adı Eric Arthur Blair olan yazar; ailesi, yazdığı şeylerden utanç duymasın diye kendine bir takma ad bulma ihtiyacı duyarak George ismini bir kral adından, Orwell ismini de bir nehir adından alıp mahlasını oluşturmuştur. Yazar, babası o dönemlerde İngiltere sömürgesi olan Hindistan’da görevli olduğu için orada doğmuştur. Yaşam şartlarının zor olduğu bir ortamda doğması, henüz sekiz yaşında bir yatılı okula verilmesi, okul şartlarında despot yöneticilerle muhatap olmak zorunda kalması, altına kaçırma problemi gibi unsurlar, fikir dünyasının temelini çocukluğunda atmaya başlatıyor. Altına kaçırmamak için tanrıya dualar etmesi fakat bir şeyin değişmemesinden sonra kötülüğün, kötü olanla yaşamanın kaçınılmaz bir şekilde hayatta var olduğunu düşünmesine sebep oluyor. Baskıcı okul idarecileriyle yaşadıkları, baş kaldırma dürtüsünü ve sonuçlarının neler olduğunu erken yaşlarda yazara öğretiyor. Liseye gittiğinde edebiyat öğretmenliğini bir başka distopya yazarı olan Huxley yapıyor. Tam olarak bilemesek de bu durumun, Orwell’ın yazım dünyasında bir etkiye sahip olduğunu düşünebiliriz. Liseden sonra parası olmadığı için üniversite eğitimi alamayıp Burma’ya şimdiki adıyla Myanmar’a polis olarak gidiyor. Burada yedi sene görev yapmış olsa da bu durumu sindiremiyor. Kraliçeye karşı işlenen her suçun acımasızca cezalandırılması ve kendisinin de bu baskıcı gücün parçası olması hoşlanmadığı bir durum halini almaya başlıyor. Bu işten
1000Kitap
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,5bin okunma
Puan vermedi·440 syf.·
2026 37. kitabı
Bu roman, temelde iki farklı adamın paralel hikâyesini merkezine alıyor: 17. yüzyılda yaşamış Yahudi asıllı Hollandalı filozof Baruch Spinoza ile 20. yüzyılda Nazi Almanyası'nın önde gelen ideologlarından Alfred Rosenberg. Aralarındaki 300 yıllık zaman uçurumuna rağmen, bu iki figürün nasıl bir ortak noktada buluşabileceği sorusu okuyucuda büyük bir merak uyandırıyor… Eser, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Avrupa'daki sanat eserlerini, tabloları ve nadir kitapları yağmalamasına dayanan tarihsel bir gerçeklikten ilham alıyor. Bu paha biçilmez ganimetlerin arasında, Hollanda'nın Rijnsburg kentindeki Spinoza Müzesi'nden müsadere edilen bir kitap koleksiyonu da yer almaktadır. Maddi değerlerinden ziyade sembolik önemleri olan bu kitaplar için dönemin Nazi subayı, "Spinoza probleminin çözülmesi adına hayati bir önem taşıdıklarını" belirtmiştir. Bu ifadenin ardındaki gizem tarihin karanlık sayfalarında kalsa da, yazar Irvin Yalom'un zihninde bir kıvılcım çakmış ve ortaya "Spinoza Problemi" adlı bu büyüleyici roman çıkmıştır… Roman; aksiyon ile felsefi derinliği öylesine dengeli bir biçimde harmanlıyor ki, ortaya hem sürükleyici hem de derinlikli bir metin çıkıyor. Normal şartlarda felsefeye mesafeli yaklaşan okurları bile içine çekebilecek, Spinoza'nın öncü fikirlerini laf kalabalığına boğmadan, duru bir dille aktaran ders niteliğinde bir anlatımı var. Yazarın deyimiyle Spinoza, adeta "tarihin gördüğü en büyük entelektüel isyancı" olarak karşımıza çıkıyor. Farklı bir perspektiften bakıldığında bu kitap, iki çarpıcı psikolojik vaka analizi olarak da okunabilir: Bir yanda ait olduğu Yahudi toplumundan aforoz edilmiş yalnız bir filozof, diğer yanda ise ırkçı teorilerin ve Yahudi soykırımının ateşli savunucusu olan bir Nazi ideoloğu... Yalom, bu iki karakterin zihinsel
Spinoza ProblemiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20192,707 okunma