Bu roman, temelde iki farklı adamın paralel hikâyesini merkezine alıyor: 17. yüzyılda yaşamış Yahudi asıllı Hollandalı filozof Baruch Spinoza ile 20. yüzyılda Nazi Almanyası'nın önde gelen ideologlarından Alfred Rosenberg. Aralarındaki 300 yıllık zaman uçurumuna rağmen, bu iki figürün nasıl bir ortak noktada buluşabileceği sorusu okuyucuda büyük bir merak uyandırıyor…
Eser, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Avrupa'daki sanat eserlerini, tabloları ve nadir kitapları yağmalamasına dayanan tarihsel bir gerçeklikten ilham alıyor. Bu paha biçilmez ganimetlerin arasında, Hollanda'nın Rijnsburg kentindeki Spinoza Müzesi'nden müsadere edilen bir kitap koleksiyonu da yer almaktadır. Maddi değerlerinden ziyade sembolik önemleri olan bu kitaplar için dönemin Nazi subayı, "Spinoza probleminin çözülmesi adına hayati bir önem taşıdıklarını" belirtmiştir. Bu ifadenin ardındaki gizem tarihin karanlık sayfalarında kalsa da, yazar Irvin Yalom'un zihninde bir kıvılcım çakmış ve ortaya "Spinoza Problemi" adlı bu büyüleyici roman çıkmıştır…
Roman; aksiyon ile felsefi derinliği öylesine dengeli bir biçimde harmanlıyor ki, ortaya hem sürükleyici hem de derinlikli bir metin çıkıyor. Normal şartlarda felsefeye mesafeli yaklaşan okurları bile içine çekebilecek, Spinoza'nın öncü fikirlerini laf kalabalığına boğmadan, duru bir dille aktaran ders niteliğinde bir anlatımı var. Yazarın deyimiyle Spinoza, adeta "tarihin gördüğü en büyük entelektüel isyancı" olarak karşımıza çıkıyor.
Farklı bir perspektiften bakıldığında bu kitap, iki çarpıcı psikolojik vaka analizi olarak da okunabilir: Bir yanda ait olduğu Yahudi toplumundan aforoz edilmiş yalnız bir filozof, diğer yanda ise ırkçı teorilerin ve Yahudi soykırımının ateşli savunucusu olan bir Nazi ideoloğu... Yalom, bu iki karakterin zihinsel