“Memleketi taksim mi ederlermiş? Memleketin zaten neresi benim? Ereğli'de kömür Fransız!
Haydarpaşa'da demir Alman! Yalnız Yemen'de dökülen kan Türk! Üstünde ölüp altında gömülecek kadar bir toprak; bu mu memleket? Elçi tercümanlarının çiğnedikleri leşe siz Osmanlı İmparatorluğu mu diyorsunuz? ‘Maliyeyi düzeltelim!' Bunu padişah baş başa kiminle düşünüyor? Sadrazamla mı? Hayır! Alman Baştercümanı Testa ile! Ermeni ihtilalinde yirmi beş Ermeni'yi Osmanlı Bankası'ndan çıkarmaya Sultan Hamit kimi gönderiyor? Zaptiye Nazırı'nı mı? Hayır! Moskof Baştercümanı Maksimof'u! Siz ne diyorsunuz Nail Beyefendi? Hangi devlet; hangi imparatorluk? Diyarbekir'de bir Türk bir Ermeni'nin nasırına bassa devletler Galata'ya bir düzine karakol gemisi gönderiyor. Avrupa hariciye nazırları vilayetlerimize dahiliye nazırımız kadar karışıyor. Sonra da "Avrupa bizi taksim etmez, çünkü Sultan Hamit padişahtır!" diyorsunuz. Demek ki Abdülhamit'ten korkuyorlar?"
“Kuşku yok ki, bizim milletimizin kişiliği de bütün kişilikler gibi yükselmeye, istenilen biçime dönüşmeye uygundur. Fakat kendisi olmak koşuluyla!…
Eğer bizim kişiliğimize dışardan, bizim kişiliğimizden başka kişiliklerdeki etkenler tarafından bir biçim verilmek istenirse, bundan bilinen ve belirli hiçbir biçim, hiçbir sonuç çıkamaz!…”
Sayfa 14 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
“Büyük kalabalıkların ortasında, insan denilen sosyal mahluk kendi.. kendi iç dünyasının mahbusu halinde, şifasız bir yalnızlığa mahkum. Anlatabiliyor muyum? Bu.. egosantrik insan telakkisi, bütün aşkları anlaşmazlığa düşüren ve kine çeviren ters bir disiplin doğurmuştur. Yalnızım, evet, herkes yalnızdır, yalnızız.”
Roman kurgusal ölçekte tarihi bir metin olmasının yanı sıra karakterler üzerinden felsefi sorgulamalara yer veren ve verdiren, okura düşünsel bir alan açan, sorgulatan -bunu yaparken de dilin bütün olanaklarını kullanan- post modern olmakla birlikte içinde klasik anlatı yapısını da barındıran çok güçlü bir romandı. Düşle gerçeğin sınırı sürekli bulanık halde bırakılmıştır romanda. Felsefe, tarih, edebiyat ve hatta fizik, metafizik gibi konuların yer aldığı bu roman bana “yetişkinler için yazılan bir masal” izlenimi verdi, çok severek okudum.
“Eğer ki ani içsel düşüşüme bir tesadüf sebep olmasaydı tamamen kafamın karışıklığında veya en azından hislerimin kasvetinde boğulma ihtimalim oldukça yüksekti.”