Puan vermedi·254 syf.··
2026 51. kitabı
insanın başka bir insanın varlığıyla geçirdiği içsel dönüşümün hikâyesi oluyor. Kitap yüzeyde bir adam ile bir kadının yakınlaşmasını anlatıyor gibi görünse de, derinlere inildiğinde aslında bir ilişkinin nasıl başladığından çok, bir insanın başka bir insanı hayatına aldıktan sonra kendi içinde nelerin değiştiğini anlatıyor. Romanın merkezinde Adam ve Kadın var; fakat yazar onları yalnızca karakter olarak bırakmıyor. Bir noktadan sonra onlar Oasis ve Lapis'e dönüşüyorlar. Su ve taş, hareket ve durağanlık, sıcaklık ve soğukluk gibi birbirine zıt görünen unsurların bir araya gelişini izliyoruz. Bu yüzden kitap boyunca gezegenler, frekanslar, yörüngeler, titreşimler ve döngüler üzerinden kurulan anlatım aslında bilimkurgu yapmak için değil; iki insanın birbirine yaklaşırken yaşadığı ruhsal süreci görünür kılmak için kullanılıyor. Olay örgüsünün derinine indiğimizde, kitabın temel çatışmasının "birbirlerini sevip sevmeyecekleri" olmadığını görüyoruz. Asıl çatışma, Adam'ın kendi içinde yaşadığı dönüşüm. Başlangıçta hayatını belirli kurallar içinde yaşayan, duygularını kontrol altında tuttuğunu düşünen bir insan varken; zamanla Kadın'ın varlığı onun zihninde, düşüncelerinde ve günlük yaşamında beklediğinden çok daha büyük bir yer kaplamaya başlıyor. Bir mesaj, bir kelime, bir yanlış anlaşılma, bir özür, bir bakış ya da geçmişe ait bir anı bile Adam'ın içinde büyük dalgalanmalar yaratıyor. İşte kitap tam da bu noktada ilginçleşiyor. Çünkü yazar, aşkı dışarıda yaşanan bir olay gibi değil, insanın içinde gerçekleşen bir deprem gibi anlatıyor. Adam artık yalnızca Kadın'ı düşünmüyor; Kadın onun zihninin bir parçasına dönüşüyor. Çocukluk anılarında, yürüdüğü sokaklarda, okuduğu kitaplarda, duyduğu seslerde, hatta kendi benliğini sorguladığı anlarda bile Kadın'ın izi bulunuyor. Bu
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202670 okunma
9/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Aslında... sonunda kavuşma ümidi varsa özlemek güzeldir. Kıyı Güneşi, savaşın ortasında aşkı, fedakarlığı ve dostluğu anlatan bir roman. Elisa, işgale uğramış Vetnika kıyısında dayısı ve ailesiyle yaşayan, evin tüm işlerini üstlendiği gibi yengesinin de baskılarına maruz kalan genç bir kızdır. Antoni ise hayatını denizlere adamış Beyaz İnci isimli geminin kaptanıdır. Antoni, gemisinin vetnika kıyısına yakın bir yerde arızalanması sonucu kıyıya yanaşmak zorunda kalır ve çifttimizin tanışması ise su kaynağı yakınlarında olur. Tanışma hikayeleri biraz fazla ıslak olsa da hayat onları bir şekilde bir araya getirmiştir. O günden sonra aralarındaki bağ gittikçe daha da güçlenecektir. Kitabın ilk yarısı Vetnika kıyısındaki halkın yemek fişleriyle sıraya girmeleri, kadınların renklerle ayrıştırılmalarıyla ilerlerken ikinci kısımda ise Elisa ve Antoni için yaptığı fedakarlığı okuyoruz. Sevdiği adamı kurtarmak için neler yapabileceğini okumak beni en çok heyecanlandıran kısım oldu kitapta. Kitabın başındaki Elisa' yı hem sabırlı hem gözü kara görmek harikaydı. Yazarın kalemi bu kitabında da oldukça sade ve akıcı. Duygular yeterince işlenmişti benim için. Gereksiz ya da abartı bulduğum bir kısım da olmadı. Onlara dair okumayı istediğim her anı zihnimde bir şekilde canlanmayı başarıyor. Kitabın kısa oluşuna başta biraz üzülsem de son sayfayı okuyup kitabı kapattığım an tadında bittiğini düşünüyorum. Aşk, hüzün, bekleyiş, umut duygularını bir arada okumayı seven herkesin Elisa ve Antoni'nin hikayesini de seveceğini düşünüyorum. #k:463646. DuruMavii
Kıyı GüneşiDuruMavii · Pukka Yayınları · 2024243 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Herkese selam sana hasret...
Puan vermedi·184 syf.··
2026 6. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 23:05
Bazen bir kitap ne anlatıyor bu diye başlatır, sonra merakta bırakır ya sizi, işte Doğu'nun Limanları 'nı tam olarak öyle okudum bende... Sizlerle kitabın içeriğinden çok bende hissettirdiği duyguları paylaşacağım. Bol miktarda merak bazen acıma, şefkat ve merhamet bazen de hırs ve öfke uyandırdı ben de. Düşünsenize her şeye sahipsiniz ama mutlu değilsiniz hep eksik kalmış bir yanınız var. Bir yanda geçmişte her şeyi beraber yapmış iki farklı ırktan olup dost olmayı başarmış dedeler diğer tarafta kardeşine düşman olup aklınıza gelebilecek her kötülüğü yapmaya cesaret edecek bir kardeş. Hayat ne kadar garip değil mi... Şurası da çok manidâr en mülayim olması gereken Salim'den beklenirken her şeye baş kaldırması beklenen İsyan'nın rolleri öyle güzel değişmiş ki... Kitabı okuyanlar diyebilir ki İsyan da gençken isminin hakkını vermiş; ama bence öyle değil. Gençlik hevesiyle herkes her şeye biraz direniyor zaten. Hele de okumak için aileden uzaklaşmak aslında herkesten her şeyden uzaklaşmak için okumak dediği yerde aşikâr zaten bu durum.... Aradaki fark çok belirgin değil mi? Belki Clara gibi bir aşk çıkacak karşınıza bilemezsiniz ki... Ya bu uzaklaşma yolunda hayatının aşkını bulmak varsa ancak günü geldiğinde ayrılacağını bilmeden yanyana durmak... Ne acı değil mi... Kitabın son 30 sayfasında ağladım... Düşünsenize bir çocuğunuz oluyor elinizde O'na dair tek bir fotoğraf var ve siz sadece bir fotoğrafla hayata tutunuyorsunuz sadece hayale belki de. Birgün o fotoğrafın sahibi gelip buluyor sizi, siz bu sefer gerçeğe tutunuyorsunuz gelir mi gelecek mi, görecek miyim bir daha diye sadece bekliyorsunuz ama gelmiyor... Ne acı değil mi? Biraz iç dökme gibi oldu ama şöyle bitireyim... Nazım Hikmet'in şu dizleri geldi aklıma son anlarda... Gelememeyi sen anlat, Gidememeyi ben
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,1bin okunma
10/10
·336 syf.··
2026 72. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 00:00
Bazı kadınlar anne olduktan sonra sadece hayatlarının değil, kimliklerinin de değiştiğini fark eder. Ama çoğu zaman bu dönüşümü konuşmaya bile fırsat bulamaz. Bu kitap, anneliği “mükemmel görünmesi gereken” bir rol olmaktan çıkarıp daha gerçek bir yerden anlatıyor. Sürekli güçlü, sabırlı ve yetebilen biri olmak zorundaymış gibi hisseden kadınların iç sesine dokunan bir tarafı var. Özellikle anneliğin beraberinde getirdiği suçluluk hissi, tükenmişlik ve kişinin kendi benliğinden uzaklaşması üzerine düşündüren bölümleri beni en çok etkileyen kısımlar oldu. Vanessa Bennett’in dili yargılayan değil, anlayan bir yerde duruyor. Kitap boyunca “doğru anne nasıl olunur?” sorusundan çok, “annelik sürecinde kadın kendini nasıl kaybetmez?” sorusunun peşinden gidiyor. Bu yüzden klasik ebeveynlik kitaplarından biraz ayrılıyor. Daha çok duyguların kökenine inmeye çalışan, psikolojik yönü ağır basan bir anlatımı var. En sevdiğim taraflarından biri de anneliği tek bir duyguya sıkıştırmamasıydı. Çünkü burada her şey çok gerçek: yorulmak, bazen bunalmış hissetmek, eski kimliğini özlemek ama aynı zamanda sevginin dönüştürücü tarafını da yaşamak… Kitap tam olarak bu karmaşık duyguların arasında dolaşıyor. Yer yer arketipler ve derinlik psikolojisine giren bölümler vardı. Açıkçası bazı kısımlar daha yavaş ilerledi ama kitabın genel hissi bence oldukça güçlüydü. Özellikle kadın kimliği ve toplumsal beklentiler üzerine düşündüren satırların altını sık sık çizdim. Bu kitap bana şunu hissettirdi: Bazen bir kadının en çok ihtiyaç duyduğu şey, ona ne yapması gerektiğini söyleyen bir ses değil; hissettiklerinin normal olduğunu hatırlatan bir cümle. Kimlere tavsiye ederim? • Annelik üzerine daha gerçek ve psikolojik bir anlatı arayanlara • Kadın kimliği ve toplumsal roller üzerine düşünmeyi
1000Kitap
Annelik MitiVanessa Bennett · İrene Kitap · 20269 okunma
Spoiler içermez!!!!!
10/10
·184 syf.·
2026 109. kitabı
Hasretinden prangalar eskittim Sevgilim Sevdiğim Sevdam ... Açıkçası ilk okuduğumda Ahmet Arif'e çok yabancıydım etkilenmemiştim .Demek ki pişmek lazımmış ,derinden özlemek ya da aşık olmak ,Çaresizlik hissi ... .Dört duvara sıkışıp kalınca tutunacak bir dal , sığınılacak bir liman gerekiyormuş . Diyarbakır' ı Ahmet Arif'i anadolu insanını tanımak gerekiyormuş .Nasıl bir psikolojiyle yazıldığına dair bir fikrim yoktu .Hayatını dergilerden okumuştum beni hayatı gerçekten çok etkilemişti şiirleri daha çok etkilemiş insanları .Şimdi özdemir Asaf'ın deyimiyle " anlamlı güzeli" okumak .Bu güzel ve anlamlı şiirleri tekrardan okudum. Bu sefer tabii ki hangi bilinçle okuyacağımı biliyordum .Bu sefer daha güzel ,daha anlamlı daha anlayarak daha hissederek ,daha özleyerek Hasretinden prangalar eskiteceğim. Özlediklerime gelsin :) Şuraya güzellerden bir tane:) " Mağlup mu desem, mahçup mu? Ama ikisi de değil, Ben garip, sen güzel, dünya mutlu... Öyle tuhafım bu akşamüstü, Sevgilim," " Öyle yıkma kendini, Öyle mahzun, öyle garip... Nerede olursan ol, İçerde, dışarda, derste, sırada, Yürü üstüne üstüne, Tükür yüzüne cellâdın Fırsatçının, fesatçının, hayının.. Dayan kitap ile Dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile, Umut ile, sevda ile, düş ile. Dayan rüsva etme beni ." "
Hasretinden Prangalar EskittimAhmed Arif · Metis Yayınları · 201748bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 49. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 19:33
·
Hayır. Benim için Elif sadece bir roman değildi; insanın kendi içine yaptığı uzun ve yorucu yolculuğun satırlara dökülmüş hâliydi. Kitabı okurken kendimi yalnızca bir hikâyenin içinde değil, aynı zamanda kendi düşüncelerimin, sorgulamalarımın ve duygularımın içinde buldum. Çünkü bu eser, aşkı anlatırken yalnızca iki insan arasındaki bağı değil; insanın kendisiyle, kaderiyle ve ruhuyla olan ilişkisini de anlatıyordu. Kitabın en çok etkileyen yönlerinden biri, aşkı alışılmış kalıpların dışına çıkararak ele almasıydı. Günümüzde aşk çoğu zaman sahip olmak, yanında tutmak ya da kaybetmemek üzerine kurulu gibi görünürken, bu kitap bana sevmenin bazen bırakabilmek, bekleyebilmek ve sabredebilmek olduğunu hatırlattı. Okudukça şunu fark ettim: Gerçek sevgi, yalnızca mutlu anlarda değil; özlemde, ayrılıkta ve belirsizlikte de kendini gösterebiliyormuş. Paulo Coelho, her zamanki sade ama derin anlatımıyla okuyucuyu yormadan düşündürmeyi başarıyor. Sayfalar ilerledikçe olaylardan çok cümlelerin içinde yaşamaya başladım. Bazı satırlarda durup uzun uzun düşündüm; bazı satırlarda ise kendi hayatımdan izler buldum. Çünkü kitapta anlatılan duygular bana yabancı değildi. Özlemek, beklemek, vazgeçememek, umut etmek ve bazen de cevabını bilmediğimiz sorularla yaşamak... Bunların hepsi insan olmanın bir parçasıydı ve kitap bunu oldukça etkileyici bir şekilde hissettiriyordu. Bu eserde beni etkileyen bir diğer nokta ise yolculuk kavramı oldu. Buradaki yolculuk sadece şehirler veya ülkeler arasında yapılan fiziksel bir seyahat değildi. Asıl yolculuk insanın kendi ruhuna doğru yaptığı yolculuktu. İnsan bazen sevdiği kişiyi ararken aslında kendini aradığını fark ediyor. Kitabı okurken ben de bunu hissettim. Bazı insanların hayatımıza yalnızca bizimle kalmak için değil, bize kendimizi öğretmek
ElifPaulo Coelho · Can Yayınları · 20217,8bin okunma