"ANNELİK MİTİ"
"Ya sevgi, sevilen için yok olma süreci değil, sevilen için yeniden doğma süreciyse? Ya bir annenin sorumluluğu, çocuklarına sevginin seveni hapsetmediğini, özgürleştirdiğini öğretmekse? Ya sorumlu bir anne, çocuklarına yavaş yavaş ölmeyi değil, ölene kadar çılgınca canlı kalmayı öğreten biriyse? Ya bir annenin vazifesi kendini feda etmek değil, örnek olmaksa?
-Glennon Doyle, Yabani
Hayatın belki de en büyük yol ayrımı anne olduktan sonra başlıyor biz kadınlar için. Çünkü gerçek şu ki: hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Bir sabah uyanıyoruz ve artık sadece kendimiz değiliz. Duygularımızın bir anda iki katına çıktığını, sorumluluklarımızın ise on kat arttığını hissediyoruz. Dışarıda kocaman bir dünya akıp giderken, anneler bazen nefes almaya vakit bile bulamıyor.
Peki bu yorgunluğun asıl kaynağı;
Çocuk bakımının zorluğu mu, yoksa başka bir şey mi?
Anneliğin zorluğu, aslında anneliğin kendisinden değil, toplumun ona yüklediği gerçek dışı beklenti ve mitlerden kaynaklanıyor.
· Bebeğin neden ağladığını anlamak,
· Kendini ikinci plana atıp mutlu olmak,
· Yorgunluğa rağmen şefkat dolu kalmak,
· Eşiyle doğal bir ebeveynlik uyumu yakalamak,
.Anne olunca her şeyi doğal olarak bileceksin,
· Çocuğunu her an koşulsuz seveceksin.
· Yorgun olsan bile şefkatli kalacaksın,
· Eşinle doğal bir ebeveynlik uyumu yakalayacaksın,
· Kendi ihtiyaçların ikinci plana geçince mutlu olacaksın,
Oysa gerçekte durum hiç de öyle değil. Annelik kimliği paramparça eden, uykusuzluk, öfke, yalnızlık ve suçlulukla dolu inisiyatik bir dönüşüm. Bennett’e göre sorun annelikte değil; anneliğin etrafına örülen bu mitlerde.
“İdeal anne” olma baskısı. O masum görünen ama her gün biraz daha üzerimize binen yük. Kusursuz olmamız bekleniyor. Her şeye yetişmemiz, her an çocuğumuzun yanında olmamız