“Özlemek neydi? Özlemek kelimesinin kökünde ‘öz’ vardı. Demek ki insan ‘özledim’ derken aslında karşı taraftan bir parçayı değil, kendi içinde kalan bir yansımayı özlüyordu. Birinin sende bıraktığı izi, bir duygunun sende açtığı alanı, bir anının kendinde bıraktığı sıcaklığı özlüyordu.”
SORMUYORUM ARTIK
Sesim soğuk bir sis, gittikçe
Grileşen dalgınlıklar oluyor
Sormuyorum bir yolculuğa kimle
Çıkılır ve kim yırtıp atabilir
Elindeki son dönüş biletini de
Tüm yalnızlıkları mümkün kılan
Birileri olmalı ya da kalbini
Kederle onaran bir göçebe
Özlemek işte o zaman bir çığ
lık olabilir belki bir çığlık
Sormuyorum artık biliciye de
Bilgine de aşkın darası nedir
Ve mutsuzluk mümkün müdür ki o
Bir kırlangıç ikindisiydi belki
Gümüşte ve güzde gizlenen
Ödünç sevinçlerden bize kalan
Sonsuz grilikler oluyor yalnız
Ve bir çocuğun hüznüne kazınıyor
Gülüşlerimizin paramparçalığı.
Sesimin sislenmesi bundandır
Karşılığı yok hiçbir acının
Her şey gölgesi kadar ağır
Sormuyorum artı k sormuyorum
Her gün yeniden kodlanan
Umutlarla kirletiliyor dünya