Dr. ZİYA ÖZEL'İN ZAKKUM İLÂCI ve...
(...) Hatırlanırsa ülkemizde de gündeme gelmiş bir mevzudur bu ve İBDA Mimarı Yağmurcu’da değinir. Muayyeniyetçi tıbbın, olanca başarılarına rağmen reddettiği alternatif tedavi yollarından bahseder ve sorar: “Gaye tedavi değil mi?” Muayyeniyetçi tıbbın gâyesi, maalesef tedaviden önce, diplomanın özlük hakları ve tıb camiasının çıkarlarıdır. Nitekim, isimsiz “Aktüel” yazarı, biraz haysiyetli bir kalem olsaydı, bu hâdiseden dine saldırı vesilesi arayacak yerde, onu Türkiye’deki benzerleriyle karşılaştırırdı. Meselâ bir zamanlar Dr. Ziya Özel adında, “zakkum ilâcı”nı bulmuş, bu ilâçla kanser hastalarını tedavi eden ve onlarca hasta üzerinde başarı sağlayan bir adam vardı. Ama tıb camiası, kanser hastalarını artık sömüremeyecekleri için, kıyameti kopardılar ve Ziya Özel’i aforoz ettiler. “Lorenzo’nun Yağı” tam da buna örnek değil mi? Bu örnekler sayısız çoğaltıla-da-bilir. Halk çoğu defa kırık-çıkık vak’alarını SSK’ya göstermeden, halk arasında bu işe nezaret eden “diplomasız” kimselere gösterir; ve istenen sonucu alır. Bel fıtığında da durum böyledir. **Ama hiçbir örnek, “cinlenme” örneğinin yerini tutamaz: Çünkü ne psikiyatrinin, ne nörolojinin ilaç ve usûlleri, bu hâdise üzerinde, bu işden anlayan hocalardan daha tesirli olamaz. Bu iş, gayrıresmî, hattâ kanunen yasak olduğundan, işin şarlatanları da çoktur. İlim çevreleri ise, bu işe kudurur ve bununla uğraşan herkesi şarlatan ilân edip, kendi sonuçsuz sömürü yollarını sürdürmeye bakar… Günümüzde, “akupunktur” gibi nice tedavi usûlü, modern tıbbın kibrini kırmış ve ona kendini kabul ettirmiştir. Fizyolojik rahatsızlıklarda “bitkilerle tedavi”, günden güne gelişmekte, eğer gaye tedavi ise muayyeniyetçiliğin pabucunu dama atmaktadır. Bu türlü yollara başvurmada kadere karşı gelici ve dini yalanlayıcı bir
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997, Remzi Vatansever imzasıyla ), -Yağmurcu- Çerçevesinde İlmin Dine Tasallutunun Hikâyesi. GÂYE İLİM Mİ, TEDAVİ Mİ?..
Akademya Yazıları
“Ama ‘Bir isteğin var mı?’ diye soranlara ve soracaklara şunu söylüyorum: Gözlerim bu vatana feda olsun.”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Düşürülüp düşürülemeyen haklar
Bir kimsenin başkasının şahsı veya malı üzerinde meydana gelen bazı hak veya yetkileri düşürmesi mümkün ve caizdir. Kısas, şüf'a veya muhayyerlik hakkını düşürmek gibi. Hakkın düşürülmesi bedelli veya bedelsiz olabilir. Alacaklının borçlusunu ibra ederek alacağını tam olarak veya bir bölümünü düşürmesi de bu niteliktedir. Kişinin şahsına bağlı özlük hakları ise düşürmeye elverişli değildir. Evlenme, boşanma, nafaka, velayet, hıdâne hakkı gibi hakları, bu hakların sahibi olan kimsenin önceden düşürmesi geçersizdir. Buna göre, bir kimse hiç evlenmemek veya bir kadın kocasından nafaka almamak üzere sözleşme yapsa, böyle bir düşürme geçerli olmaz.
Sayfa 406 - Tahlil Yayınları (2018).·Kitabı okuyacak
"Askeri yargı hakimlerinin özlük haklarına ait 357 sayılı kanun ve değişik şekli askeri hakimleri biri idari, diğeri mesleki iki koyu hiyerarşi içine sokmuştur. Bütün askeri mahkeme hak.imleri, mahkemenin nezdinde kurulduğu komutanın emrindedir."
Sayfa 13·Kitabı okudu
Adam bıyıkla ve sakalla değil, yiğitlik ve özlükle olur.
Sayfa 278
Kaşgarlı Mahmud Alp-er Tunga için Türklerce mâtem âyinleri yapıldığını ve mersiyeler söylendiğini yazar ve bu münasebetle de şu kıt’ayı kaydeder: Alp-er Tunga öldi mu Issız ajun kaldı mu Özlük öcin aldı mu Emdi yürek yırtılur Yani Afrâsyâb Öldü; dünya ıssız kaldı; felek öcünü aldı. Şimdi, onun devri ve devleti düşünülerek, yürekler yırtılmaktadır.
Edebiyat