9/10
·608 syf.··
2026 15. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 21:58
Roma tarihiyle ilgilenenler için kesinlikle tavsiye edebileceğim muazzam bir kaynak. Çevirideki bazı ufak yazım hatalarını göz ardı edersek, kitabın son derece akıcı ve keyifli bir okuma sunduğunu söyleyebilirim. Kitabın kalınlığından dolayı ilk başta çekinmeniz mümkün ama emin olun sarf ettiğiniz zamanın karşılığında çok değerli bilgiler edineceksiniz. Çeşitli araştırmalara ve farklı kaynaklara dayanan bu eser, akademik bir üsluba sahip olmasına rağmen okuyucuyu asla sıkmıyor. Roma denince akla ilk gelen isim olan Sezar’dan sonraki dönemi ve Roma’nın ilk imparatoru olan Augustus’u yakından tanımak isteyenler bu eseri tereddüt etmeden okuyabilirler. Yazar, Augustus dönemini belirli bölümlere ayırarak olayların kronolojik gidişatını bozmadan aktarıyor. Kitap boyunca yalnızca Augustus'a odaklanmıyor; olay örgüsünde ismi geçen Agrippa, Antonius, Tiberius gibi diğer önemli şahıslara da değinerek onların karakterleri ve hayatları hakkında yeterli bilgiyi sağlıyor. Goldsworthy'nin en sevdiğim yönü ise olayları anlatırken kendi öznel düşüncelerini okuyucuya dayatmaya çalışmaması; bunun yerine tüm olası ihtimalleri ve kaynakları önümüze sererek kararı tamamen bize bırakması.
Edebiyat
AugustusAdrian Goldsworthy · Kronik Kitap · 2020139 okunma
Gerçek bir enemies to lovers
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 02:00
İliklerime kadar karakterlerin birbirlerine olan düşmanlığını hissettiğim bir kitap oldu. Sıfır beklenti ile okumaya başlamıştım ama beklentimin çok üstünde çıktı. Tatmin etmedi diyenler olmuş ama bu konunun ben öznel olduğunu düşünüyorum çünkü beni fazlasıyla tatmin etti. Konusu çok güzel asla sıkmıyor ve nerdeyse her bölüm olaylı geçiyor. Bu sebeple nefesimi tutarak okudum. Lara tam olarak ben ve sanırım bu yüzden kitaba bu kadar çok bağlandım. Daha yazılacak çok şey var da ikinci kitabı okumak istiyorum şuan…
Köprü KrallığıDanielle L. Jensen · Martı Yayınları · 20221,359 okunma
Reklam
Puan vermedi·304 syf.·
2026 17. kitabı
​Bu sene okumalarım pek ilerlemiyor; başlıyorum, bırakıyorum; başka bir kitaba başlıyor, yine bırakıyor, yine başlıyor ve yine... Bu durum, bir kez daha bana okumanın, hayatım için öğrenmekten çok daha öte bir anlam ifade ettiğini hatırlatıyor. Okumak beni sakinleştiren, hayatta tutan, yeni güne başlamaya cesaret veren, dostluk eden, haz veren ve nefes aldıran bir araç. Bunu sürdürmenin zor olduğu zamanlarda oldukça zorlanıyorum. Kitap incelemesine neden böyle başladım acaba? :) Yalom’un bu kitabındaki kendini açmalarından mı etkilendim? Muhtemelen... ​Yalom’un —şimdilik— son kitabı olan Kalp Saati, eşi Marilyn’i kaybettikten sonra ve hafıza sorunlarının oldukça ilerlediği bir dönemde kaleme alındı. Bir nevi "çift yas" süreci de diyebiliriz. Hafızası iyice zayıfladığından, yalnızca tek seferlik danışmanlıklar yapmaya karar veriyor ve "Burada ve Şimdi" ilkesiyle bu tek seferlik görüşmeleri yürütüyor. Kitap, bu danışmanlık sürecinden bazı seansları konu alıyor. Okurken içimdeki eleştirel ses hemen karşı çıktı: "Tek seanstan nasıl bir fayda umuyor?", "Bu tutum fayda sağlamaktan çok bencilce bir eylem gibi durmuyor mu?", "Kendi öznel durumumuza göre bir alanı şekillendirmek etik mi?" vs. İçimde her şeye dırdır eden bir yapı var, ben onun sesini duruma göre kısıp açıyorum, yoksa tüm ömrümü eleştiriyle, mızmızlıkla, huysuzlukla ve önyargıyla geçirirdim. İnsanın, kendine kulak vermemesi gerektiği zamanları bilmesi şart. ​Her neyse, kitabımıza dönersek... Bu tek seanslık görüşmelerin etkili olabileceği konusuna şüpheyle yaklaşmakla birlikte, kitabı okurken aslında görüşmelerin o seansta başlamadığını da görüyoruz. Yalom’un kitaplarını okumuş, eğitimlerine katılmış yahut eskiden tedavi sürecini yönetmiş kişileri danışan olarak kabul ettiği göz önüne alınırsa, bu ilişkinin
Kalp SaatiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 2025163 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:20
#DragoJančar #OGeceGördümOnu II. Dünya Savaşı yıllarında Slovenya’nın Alman işgali altında olduğu bir dönemde yaşanan siyasal ve toplumsal çalkantıları bireysel yaşamlar üzerinden ele alıyor. Eserin merkezinde yer alan -özgür, güçlü, bir kadına göre çağının ötesinde beceriler geliştiren, kedi köpek sahibi olmak yerine evinde timsah besleyen, hayvansever ve vicdanlı bir kadın olan- Veronika Zarnik karakteri, farklı kişilerin anlatımları üzerinden okura tanıtılıyor. Yavaş yavaş puzzle parçaları gibi karakterlerin birinci tekil şahıs anlatımla tanınması sağlanırken, yaşanan olayların farklı bakış açılarından nasıl anlaşıldığı da ortaya çıkıyor. Olaylar beş farklı anlatıcının gözünden ve doğrusal olmayan bir zaman akışında aktarılıyor. Olayların merkezinde cesur ve güzel kadın Veronika olsa da anlatıcılardan hiçbiri o değil. Kitapta kurgusu okura önemli farkındalıklar kazandırıyor. Bunlardan biri, tarihi olayları tek bir kişinin bakış açısıyla değerlendirmenin yanıltıcı olabileceği gerçeği. Çünkü tanıkların olayların tamamına hakim olması mümkün olmadığı gibi ve kendi öznel yorumunlarını katmaları da kaçınılmazdır. Ayrıca yazar savaşların kazananı olmadığına, savaşın yalnızca cephelerde değil, insanların vicdanlarında ve hafızalarında da yıllarca yaşandığına dikkat çekmek istemiş. Ben çok severek okudum, mutlaka siz de okumalısınız.
O Gece Gördüm OnuDrago Jancar · Dedalus Yayınları · 2019283 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 97. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 22:44
Şiirde kelimeler ve dizeler genellikle temel anlamlarında kullanılmıştır. Aslında şiirde bulunan nesnelerin gerçek varlıklarla birlikte çağrıştırdıkları anlamlar da vardır. Şiirde kapalı bir anlatım söz konusu değildir. Bununla birlikte şiirdeki anlam çok açık da değildir. Şair, açık bir anlatımla derinlik arasında bir paralellik kurmuş görünüyor. Şiirin konusu: aşktır. Şiirin teması; büyük bir tutkuyla bağlanılan, şairde derin izler bırakan sevgiliye duyulan özlemdir. Şiirde bir aşk hikâyesi ve bıraktığı derin izler anlatılmaktadır. Şair, bir kadına tutkuyla bağlanmış ama araya ayrılık girmiştir. Bu ayrılık sürecinde şair, sevgilisini unutamamış, tam tersine ona olan tutkusu ve bağlılığı gitgide artmıştır. Mevsim sonbahar, vakit akşamdır. Şair, İstanbul’un sokaklarında aklında sevgilinin hayali, kalbinde aşkı dolaşmaktadır. Akşam karanlığında bulutlar parçalanmakta, şimşekler çakmakta, hafiften yağmur yağmaktadır. Şair, aşkının rüzgârıyla savrulurken gördüğü her şey ona sevgiliyi hatırlatmaktadır. Ne yapsa, neyi tutsa, nereye gitse onsuz olamayacağını, onu aklından çıkaramayacağını bilir. Hayalinde sevgilinin çocukluğunu, şimdi neler yaptığını, gelecekte neler yapacağını düşünür. Şiirde dış dünyaya ait bazı nesneler, doğal olaylar ve somut varlıklar büyük oranda şairin o anki ruh haline, duygularına bağımlı olarak değerlendiriliyor. Sonbahara hazırlanan ağaçlar, karanlıkta parçalanan bulutlar, birden yanan sokak lambaları gibi nesneler ve doğal varlıklar hep şairin ayrılık acısını ve hüznünü yansıtır niteliktedir. Ayrılığın getirdiği özlem duygusu ve sevgiliye kavuşma ümidi şiir boyunca kendini hissettiriyor. Ancak bu duygular melankolik bir seviyede değil gerçekçi bir sınırda tutuluyor. Aynı zamanda şairde, kuvvetli bir yalnızlık duygusu da görülüyor. Şair,
Şiir
Ben Sana MecburumAttila İlhan · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201913,3bin okunma
İkinci Cildin Kapanış Değerlendirmesi... :)
10/10
·416 syf.·
2026 40. kitabı
Niteliksiz Adam serisinin ilk cildinde toplumsal organizasyon şeması üzerinden kurulan, statü ve rollerinin dağılımı ile meydana gelmiş, Avusturya-Macaristan entelektüel ve aristokratlarının genel bir tasviri üzerinde durduğunu yazmıştım.Bana göre ilk ciltte Musil motivasyonunu büyük ölçüde karakterleri ve dünyalarını kurmaya ayrılmış gibiydi... #304227508 Kimdirler? Hangi sınıfa aittirler? Neyi savunurlar? Hangi ideolojik pozisyonları temsil ederler? Birbirleriyle ilişkileri nedir? İkinci ciltte ise anlatının yönü büyük oranda değişiyor. Kahramanlar ampirik düşünce ile tinsel düşünce arasındaki diyalektik gerilimin oluşturduğu bir aporianın içinde hayat buluyor. Ilk andan itibaren klasik roman kültürü anlamında kurgusal bir düzen ve olay örüntüsü olmayan roman ikinci ciltte de aynı disiplini koruyor. Ancak karakterlerin psikolojik kırılma ve içsel çözülme izleri bu ciltte çok daha fazla hissediliyor. Karakter analizi için ise yeni çatlaklar oluşturuyor. Çatlaklardan sızan fikir yansımaları Musil’in kendinden asla emin olmayan, paradokslarla dolu anlatımı ile birleştiğinde; okuyucusunu her cümlenin altını ince bir titizlikle kazımak zorunda bırakıyor. Ulrich’in karakterler karşısında düşüncesi gerçekten destrüktif mi, yoksa Musil eski anlamlari çözerek okuyucuyu üçüncü bir düşünme biçimi bulmaya mı davet ediyor?! Bu haliyle Heidegger sevenleri oldukça tatmin edecek bir okuma ki; onun üst üste binen dogmatik katmanları yıkıcı ve yeniden yapıcı diline bir adım yakın diyebilirim. Bir farkla; Musil soyduğu katmanları çıplak bırakarak yerine yeni bir kavram koymazken sorumluluğu tamamen okuyucuya bırakıyor. ilk ciltte kurulan ideolojik ve toplumsal maskeler ikinci ciltte incelip şeffaflaşiyor. Karakterlerin ilk ciltte kendini
Alıntı
Niteliksiz Adam 2Robert Musil · Aylak Adam Yayınları · 2018623 okunma
Reklam
Reklam