8/10
·328 syf.··
2026 48. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 20:41
“Vaktini aptal insanların yaptığı aptalca şeyleri takıntı yaparak geçirme.” Bu seriye gerçekten bayıldım. Hem çok komik hem de tam kararında, yormayan bir romantizme sahip. Ayrıca green flag erkek karakterler okumayı ne kadar özlediğimi fark ettim.Off Campus serisinin ikinci kitabında John Logan ve Grace Ivers'ın hikâyesini okuyoruz. Dürüst olmak gerekirse, ilk kitaptaki çift kadar hızlı bağ kuramadım bu ikiliyle. Hatta ilk bölümlerde çok da etkilenmedim. Ama kitabın ilerleyen kısımlarında onları tanıdıkça ilişkiye ısınıyor ve kendinizi hikâyenin içinde buluyorsunuz. Logan uzun zamandır Hannah'ya karşı bir şeyler hissediyor. Ancak Hannah, en yakın arkadaşı Garrett ile birlikte olduğu için onu unutmaya çalışıyor ve bu süreçte birçok kızla vakit geçiriyor. Fakat hiçbir şey işe yaramıyor. Ta ki yolu yanlışlıkla Grace ile kesişene kadar... Grace, Logan'ın daha önce tanıdığı hiçbir kıza benzemiyor ve bu durum Logan'ı oldukça etkiliyor. Zamanla da aslında Hannah'yı değil, Hannah ve Garrett'ın sahip olduğu o güçlü ilişkiyi özlediğini fark ediyor.Off Campus erkekleri gerçekten ayrı bir seviye. Hem alfa tavırları var hem de özünde oldukça green flag karakterler. Bir yandan korumacı ve çekici, diğer yandan duygusal taraflarını göstermekten çekinmiyorlar. Serideki smut sahneleri de eğlenceli ve hikâyeye hizmet edecek şekilde yazılmış. Eğer soft romantizm, bol kimya ve eğlenceli karakterler içeren kitaplar okumayı seviyorsanız bu seriye kesinlikle bir şans vermelisiniz.Ben tüm seriyi bitirdikten sonra uyarlamayı izlemeyi planlıyorum. Özellikle bu kitaptaki bazı sahneleri ekrana nasıl taşıyacaklarını gerçekten merak ediyorum. Kafa dağıtmalık, sizi güldürecek ve ara ara duygulandıracak bir seri arıyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.
HataElle Kennedy · Yabancı Yayınları · 20222,194 okunma
Rousseau Eserleri Üzerine İnceleme
10/10
·224 syf.·
2026 48. kitabı
Rousseau’ya göre insan doğal zeminde daha gerçek bir insandı. Yaşamı akıl yürütmeye değil, saf içgüdülere dayanıyordu. Kültür ve medeniyet henüz insanı bozmamıştı.Thomas Hobbes insanın özünde bencil, hırslı ve savaşçı olduğunu savunur. John Locke da insanı mülkiyet odaklı görür. Rousseau iki düşünüre de karşı çıkar. Doğal insanda iyi, kötü, hırslı, açgözlü ya da tokgözlü gibi kavramlar yoktur. Çünkü ahlak ve mülkiyet gibi kavramlar ancak toplum oluştuktan sonra icat edilmiştir. Doğal insan ahlak öncesi (amoral) bir dönemde yaşar. İlk toplumsal topluluk aile örneğidir. Ailede anne ve babanın çocuk üzerinde geçici bir otoritesi vardır. Hobbes ve Locke modern devlet otoritesinin bu aile içi otoriteden doğduğunu iddia eder. Rousseau buna katılmaz. Ailedeki otorite sevgiye ve çocuğun korunma ihtiyacına dayalıdır; devlet otoritesi ise bu mantıkla topluma aynen taşınamaz. İnsanlar başlangıçta geniş coğrafyalarda birbirini görmeden yaşıyordu. Zamanla nüfus arttı ve coğrafi koşullar (örneğin küçük bir adada sıkışma) insanları yakınlaştırdı. Bu durum kaçınılmaz anlık karşılaşmaları doğurdu. İlk anlık karşılaşmalarda korku, şaşkınlık veya istek belirten tek heceli kelimeler (seslenmeler/ünlemler) oluştu. İnsanlar bir arada daha fazla vakit geçirdikçe, nesneleri ve durumları tanımlamak için çok heceli kelimeler ürettiler. Böylece toplumsal iletişimin aracı olan dil doğdu. Doğal durumdaki insanı iki temel güdü yönetiyordu: Birincisi kendini koruma içgüdüsü (Amour de Soi), ikincisi ise kendi türünün acı çekmesini istememe yani merhamet duygusudur. Beraber yaşamak toplum yapısının temelini attı ve insan "özsaygı" (Amour-Propre ) kazandı. Özsaygı, bireyin artık kendi gözüyle değil, karşısındakinin onun hakkındaki yargılarına göre yaşamaya başlamasıdır. Kıyaslama, kıskançlık ve kibir
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin KaynağıJean-Jacques Rousseau · Say Yayınları · 20201,828 okunma
Reklam
Ölmeden önce yaşamak…
7/10
·195 syf.··
2026 472. kitabı
Osho’nun Ölmeden Önce Ölünüz adlı kitabı, ölüm kavramını korkulacak bir son olmaktan çıkarıp hayatın doğal bir parçası olarak anlamaya çalışan bir eser. Kitabın temel mesajı, insanın bedensel ölüm gerçekleşmeden önce egosunu, hırslarını, korkularını ve sahte benliğini geride bırakabilmesidir. Osho’ya göre gerçek özgürlük ancak bu şekilde mümkündür. Bu kitabı pandemi döneminde okudum. O günlerde birçok insan gibi ben de zaman zaman “Acaba ölüm sırası bize ne zaman gelecek?” korkusunu yaşıyordum. Her gün ölüm haberleri duyduğumuz, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu daha derinden hissettiğimiz bir dönemdi. Kitap tam da bu süreçte bana iyi geldi. Ölümü sürekli kaçılması gereken bir felaket gibi görmek yerine, hayatın bir gerçeği olarak kabul etmeyi ve bugünü daha bilinçli yaşamayı düşünmemi sağladı. Ölüm korkusunu tamamen ortadan kaldırdığını söyleyemem ama onu daha sakin karşılamama yardımcı olduğunu söyleyebilirim. Kitapta anlatılan bazı fikirlerin İslamiyet’in tasavvuf anlayışıyla ortak yönleri olduğunu da düşünüyorum. Tasavvufta nefsi terbiye etmek, kişinin benliğini aşması, dünya hırslarından uzaklaşması ve Yaradan’a yakınlaşması önemli bir yer tutar. Osho’nun anlattığı ego kavramı ve insanın kendi iç dünyasına yönelmesi fikri de bu açıdan bana tanıdık geldi. Özellikle insanın kendini tanıması, iç huzuru araması ve maddi dünyanın geçiciliğini fark etmesi gibi konularda benzerlikler görmek mümkün. Bununla birlikte kitabın her görüşüne katıldığımı söyleyemem. Osho’nun bazı öğretilerinde yer alan reenkarnasyon anlayışı gibi fikirler İslam inancıyla uyuşmamaktadır. Bu nedenle kitabı okurken her düşünceyi olduğu gibi kabul etmek yerine, kendi inanç süzgecimden geçirerek değerlendirmeyi tercih ettim. Bana göre bir kitabın değerli olması için içindeki her fikre katılmak
Ölmeden Önce ÖlünüzOsho · Okyanus Yayıncılık · 20111,027 okunma
Özgürlüğün ve Sorumluluğun Arasında
7/10
·182 syf.··
2026 537. kitabı
Kadının Adı Yok, Türkiye’de kadın hareketi ve feminist edebiyat açısından en çok tartışılan eserlerden biridir. Duygu Asena, bu romanda toplumun kadınlara biçtiği rolleri, evlilik kurumundaki eşitsizlikleri, kadınların eğitimli olsalar bile maruz kaldıkları baskıları ve kendi kimliklerini arama süreçlerini anlatır. Kitabın yayımlandığı dönemde yarattığı etki, yalnızca edebi yönünden değil, kadınların gündelik hayatta yaşadıkları sorunları görünür kılması açısından da önemlidir. Bu nedenle eser, Türkiye’de feminizmin geniş kitleler tarafından tartışılmasına katkı sağlamış ve önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. Romanın merkezindeki kadın karakter, çocukluğundan yetişkinliğine kadar birçok toplumsal baskıyla karşılaşır. Kadın olmanın getirdiği beklentiler, evlilik, annelik, ekonomik bağımsızlık ve bireysel özgürlük gibi konular üzerinden kendi varlığını sorgular. Kitap, özellikle “kadının önce insan olarak görülmesi” gerektiği fikrini güçlü biçimde savunur. Feminizm açısından bakıldığında eserin verdiği temel mesajlardan biri, kadınların erkeklerle hukuksal ve toplumsal haklar bakımından eşit olması gerektiğidir. Ben de bu yönünü değerli buluyorum. Kadınların eğitim hakkı, çalışma hakkı, seçme ve seçilme hakkı gibi temel özgürlüklere sahip olması; aynı işi yapan kadın ve erkeğin aynı ücreti alabilmesi gibi kazanımlar son derece önemlidir. Feminizmin kadınların sahip olamadıkları hakları elde etmeleri için ortaya çıkmış bir hareket olması nedeniyle bu yönünü destekliyorum. Feminizmi erkek düşmanlığı olarak görmek de doğru değildir; özünde amaç kadınların insan olarak hak ettikleri değeri ve fırsat eşitliğini elde etmeleridir. Bununla birlikte, feminist düşüncenin her görüşünü aynı ölçüde benimsediğimi söyleyemem. Hukuksal anlamda kadın ve erkeğin eşit
Kadının Adı YokDuygu Asena · Doğan Kitap · 20268,1bin okunma
Hiçlik Yolcusu
4/10
·127 syf.··
2026 234. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 15:27
İnsanı ontolojik yönüyle irdelerken kalkış noktasına hiçlik makamını yerleştiren metin, günlük hayatın sıradan ama özünde çok yönlü kelimelerine yeni bir bakış sunuyor. Kelimeden düşünceye, düşünceden hiçliğe varan bir süreç vaadediyor. Genel anlamda tekrara düşmesi metnin ana fikrine gölge düşürüyor. Şöyle böyle bir kitap.
Hiç YolcusuReyhan Gazel · Ebabil Yayıncılık · 20136 okunma
ELFHAME DÜNYASI
Puan vermedi·412 syf.··
2026 74. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 16:03
şu peri masallarını falan . hani o kanatlı, arkasından simler saçarak dolaşan tatlış periler var ya? işte Holly Black o perileri almış ve içlerine tam birer canavar yerleştirmiş. Elfhame dediğimiz yer, tamamen kibir, acımasızlık ve güç savaşı üzerine kurulu. buradaki periler (Hava Halkı), insanları o kadar aşağılık görüyor ki, sırf eğlenmek için zihinlerini bulandırıp ölene kadar dans ettirebiliyorlar. yalan söyleyememe meselesi: bu varlıkların biyolojik olarak yalan söyleme yetenekleri yok. bak burası çok önemli. insan ilk duyduğunda "ne güzel, herkes dürüst" diyor. adamlar yalan söylemeden seni öyle bir manipüle ediyor, kelimeleri öyle bir evirip çeviriyor kii, günün sonunda kendi rızanla uçurumdan atlamış buluyorsun kendini. tam bir psikolojik savaş yöntemi. Jude’un neden bir tehlike olduğu: işte Jude tam bu noktada devreye giriyor. Jude bir insan. yani perilerin gözünde zayıf, ezik, kırılgan ve ölümlü bir çöp. ama Jude’un onlarda olmayan bir gücü var: yalan söyleyebilmek. periler dünyasında bu o kadar büyük ve öngörülemez bir hile ki, Jude bu yeteneği sayesinde o koskoca saray entrikalarının arasında hayatta kalıyor,herkesi parmağında oynatıyor. OLAY ÖRGÜSÜ 1. Zalim Prens : ezilen kızın intikamı her şey Jude henüz çok küçükken başlıyor. öz annesiyle babası, gözlerinin önünde acımasızca katlediliyor. katil kim ? annesinin eski peri eşi olan general Madoc. Madoc nefret edilecek bir adam ama garip bir şekilde Jude ve ikiz kardeşi Taryn’i alıp Elfhame’e getiriyor, onlara kendi soyadını veriyor ve bir peri gibi büyüteceğine söz veriyor. saray okuluna başladıklarında Jude için cehennem hayatı başlıyor. kralın en küçük, en şımarık, sürekli sarhoş gezen oğlu Prens Cardan ve arkadaş grubu Jude’a kafayı takıyor. kızı nehre atmaya çalışıyorlar, zehirli peri meyveleri yedirip
İnceleme
Zalim PrensHolly Black · Dex Kitap · 20182,334 okunma
Reklam
Reklam