Tuhaf soru şudur: Var olduğunun bilincinde olabilecek ve varoluşunu bilebilecek insanın, dünyada-varlığın/oluşun bilincini kapamayı seçmesi ya da seçmeye zorlanması, kaygı, özyıkım ve ümitsizlikten mustarip olması ne anlama gelir? Kierkegaard ve Nietzsche Batı insanının “ ruhunun hastalığının” tek tek bireyler ya da toplumsal sorunlarla açıklanamacak kadar derin ve daha kapsamlı bir ölümcüllüğü olduğunu biliyorlardı. İnsanın kendisiyle ilişkisinde bir şey kökten yanlıştı, insan kendisi için temelden sorunlu hale gelmişti. “Avrupa’nın asıl hastalığı budur”, diye ilan ediyordu Nietzsche, “insanın korkusuyla birlikte sevgisini, insana güveni, aslında insan olma, yönetme iradesini de kaybettik.”