PulseoftheBook

PulseoftheBook

, bir kitap okudu
Puan vermedi·336 syf.··
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 23:15
·
2026 33. kitabı
William Faulkner
9.3/10 · 17 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Süpermarket Reyonlarında Edebiyat Aramak (Mayıs Seçkisi)
Edebiyat dünyasının, özellikle de büyük yayınevlerinin çok iyi bildiğimiz bir refleksi vardır: Bir yazar Nobel gibi prestijli bir ödül aldığında, onun daktilosundan çıkan her harf, çekmecesinde unutulmuş her not kâğıdı hızla matbaaya gönderilir. Can Yayınları’nın Mayıs ayı seçkisine baktığımda, bu fırsatı değerlendirme telaşının izlerini gördüm ve açıkçası edebi iştahım ikiye bölündü. Yazmadan duramadım. Bir tarafta Annie Ernaux var. Otobiyografik metinleriyle, kendi deştiği yaralarıyla edebiyatta haklı bir yer edindi. Ancak son dönemde ardı ardına basılan incecik kitapları özellikle Genç Adam (içeriği toplasan 25 sayfa) ve Karanlık Atölye o sarsıcı Ernaux derinliğinden giderek uzaklaşıyor. Bu ay çıkan son kitabı Işıklara Bak Canım ise yaklaşık yetmiş sayfalık yazarın bir yıl boyunca Paris yakınlarındaki bir süpermarkette yaptığı gözlemlerinden oluşuyor. Tüketim toplumu üzerine yazılmış bir günlük. Diliyle, atmosferiyle okurunu bir odanın içine hapseden edebi ağırlıklar ararken; bir süpermarketin reyonları arasında gezinmek... Açıkçası Ernaux furyasının artık bir doygunluk noktasına ulaştığını ve yazarın o güçlü edebi mirasının bu küçük notlarla zedelenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ernaux’dan dokuz kitap okumuş bir okur olarak şimdilik sessizce rafa kaldırıyorum. Çünkü asıl heyecanım, edebiyatın karanlık, tekinsiz ve büyüleyici labirentlerinden seslenen başka bir kadına: Clarice Lispector'a ait. Can Yayınları bu ay Lispector külliyatından çok özel iki eseri (Kuşatılmış Kent ve Bir Öğrenme ya da Hazlar Kitabı) okurla buluşturuyor. Lispector, günlük hayatın sıradan olaylarıyla ilgilenmez; onun asıl derdi insanın zihni, bedeni, hiçliği ve o delilikle dâhilik arasındaki incecik zardır. Virgülle başlayıp iki noktayla biten bir roman yazacak kadar cesur, insanın kendi
Puan vermedi·192 syf.··
2026 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 08:06
Bir Oyun Bir Eğlence ~ James Salter Merhaba sevgili kitapseverler, başkasının teninde üşümek, kendi hiçliğini bir başkasının tutkusuyla örtmeye çalışanların en karanlık edebi cezasıdır, diyerek sonda söyleyeceğim şeyi baştan söyleyip ana temayı özetlemek istedim. Kitap ilk bakışta Fransa'da, pastoral manzaralar eşliğinde yaşanan tutkulu bir aşkı anlatıyor gibi. Phillip Dean; yakışıklı, pervasız ve hiçbir yere kök salamayan bir adam. Anne-Marie ise sıradan bir genç kız. Dean için o, tıpkı kitabın adı gibi, sadece "bir oyun, bir eğlence." Ama Salter'ın asıl yaptığı şey bambaşka. Bize bu hikâyeyi anlatan ses, başlarda her şeyi bilen tanrısal bir anlatıcı gibi görünüyor. Oysa sayfalar ilerledikçe fark ediyorsunuz ki bu ses Dean'in hayatına, bedenine, tenine sahip olamayan, bu yüzden onu uzaktan izleyen, onu kafasında kurgulayan hastalıklı bir röntgenciden başkası değil. Anlatıcının dudaklarından dökülen o "Aşkta başarılı olan tüm erkeklerden korkuyorum" itirafı, aslında Dean’e duyduğu o ezik ve saplantılı hayranlığın en net özeti. Kamerayı Anne-Marie’den çok erkeğin bedenine, cinselliğine ve eylemlerine odaklamış olması da bu gizli takıntının en büyük kanıtı. Satır aralarında hep o çaresiz yankıyı duyuyorsunuz: “Asıl benimle aşk yaşasaydın, sana bunları yaşatmazdım." Bu roman, kendi hiçliğini başkasının kurgusal bedeni üzerinden örtmeye çalışan bir adamın varoluşsal açlığını anlatıyor. Salter, kitapta güvenilir anlatıcı denilen o sarsılmaz tahtı paramparça ediyor. Bizi, bir adamın başka bir adamı izlerken kendi dondurucu yalnızlığını nasıl ifşa ettiğine tanık ediyor. Ve bütün o efsunlu anların, oyun ve eğlencenin sonuna, Dean’in ölümüyle buz gibi bir gerçekliği yerleştiriyor. Anlatıcının bu karanlık yüzü, röntgenciliği ve Salter'ın cesur anlatımını çok sevdim. Kısaca
Bir Oyun, Bir EğlenceJames Salter · Jaguar Kitap · 202554 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 12:11
Mavi Çiçek ~ Penelope Fitzgerald Merhaba sevgili kitapseverler, 18. yüzyıl Almanya'sı. Yazar, romanda genç şair Fritz Von Hardenberg’in daha sonra alacağı adla Alman Romantizminin büyük şairi Novalis'in gencecik, gösterişsiz ve sıradan bir kız olan Sophie'ye duyduğu akıl almaz, saplantılı ama bir o kadar da saf aşkına odaklanıyor. Kitaba adını veren mavi çiçek aslında hepimizin içindeki o ulaşılmaz olana, o sonsuzluğa ve asla tam anlamıyla avuçlarımızın arasına alamayacağımız arzulara duyduğumuz özlemin ta kendisi. Novalis'in Sophie'ye olan bu tuhaf adanmışlığı, insanın mantıkla açıklanamayan o karanlık ama büyüleyici boşluğunu sorgulatıyor. Yazar, karakterlerinin zihnine girmiyor, onları uzaktan, buğulu bir camın arkasından, neredeyse bir belgeselci soğukkanlılığıyla izliyor. Sophie neredeyse hiç konuşmaz. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmiyoruz. O sessizlik romanın en gürültülü sesi oluyor. Ama itiraf etmeliyim ki Fitzgerald'ın bu mesafeli, soğuk ve minimalist sesi bana hitap etmedi. Ancak bu kitap bana tam da aradığım şeyi verdi. Bir karakteri anlatmanın tek yolunun onun zihnine girmek olmadığını, suskunluğun da bir dil, mesafenin de bir anlatım tekniği olabileceğini gösterdi. Sanırım yazarın amacı da tam olarak buydu. Ve bence amacına fazlasıyla ulaşıyor. Kavuşmanın o dünyevi ağırlığındansa, ulaşılamayanın saf ve melankolik güzelliğine tutunmak... Zaten yola çıkmak da, dönmek de hep o adını tam koyamadığımız mavi çiçeği aramak için değil midir? diye düşündürttü.. Herkese keyifli okumalar dilerim, sevgiyle
Mavi ÇiçekPenelope Fitzgerald · Can Yayınları · 201891 okunma