Adaşım olan #melisaşentürk ün #kullanıcı adlı kitabının yorumuyla geldim. Lafı uzatmadan söylemek istiyorum. Bayıldım!
Çünkü, kitabımız içeriğiyle toplumsal bir sorunu da ele almış. Sosyal medya üzerinden açılan hesaplar oluşturulan sahte hesaplar karşımıza yeri geliyor ; yakından tanıdığımız veya tanımadığımız kişileri çıkarıyor. Kitabımız texting formatında ve yazarımızın da dediği gibi, gerçek olan tanımadığımız birinin mesajlarını okuyormuşuz gibi bir his bırakıyor.
Çok uzatmadan hemen konusundan bahsetmek istiyorum...
Linda, anaokulundayken onun hatası olmadığı halde bir arkadaşının kaydıraktan düşerek hayatını kaybetmesiyle ailesinin de tavırlarıyla sorunları olan bir üniversite öğrencisi. Hatta ölen arkadaşının abisi de bizim kıza aşık! Yani artık siz buna aşk mı dersiniz ne dersiniz onu bilemem...
Şöyle de bir durum var, iki aile artık o ölümden sonra birbirine düşman.
Linda, hiç bilmediği #user4646 adlı bir kullanıcı tarafından ona gelen mesajla tanımadığı bir kişiyle konuşmaya başlar. İşin tuhaf yanı da Linda'ya dair her şeyi biliyor olması. Ve bu konuşmalar günden güne artmaya da başlar. Öte yandan ona aşık olan Ateş'ten de devamlı mesajlar alır. Gelin görün ki küçükken Linda' nın takmış olduğu ve ona dair stickerlar yapıştırdığı bir hayvan olan Panter lakabını kullanır. Hem #user4646 hemde Ateş.
Vee bunu aynı anda yaparlar.
Açıkcası kitabın sonunda zarfı açınca karşıma çıkan kişi beni bir hayli şaşırttı.
Bu kitapta ders çıkarılacak o kadar çok fazla şey vardı ki... Bir kere gerçekten kiminle konuştuğumuzu asla bilmiyoruz. Kime ne konuda nasıl bir koz veriyoruz asla bilmiyoruz. Karşımızdaki kişi aslında gerçekten söylediği kişi mi?
Bence okunması ve göz önünde tutulması gereken bir kitap.
"Hiç kimse gece gündüz, sürekli olarak açlık sanatçısını izleyemezdi. Bu yüzden de hiç kimse açlığın çok sıkı ve sürekli olduğuna dair ilk elden bir kanıt sunamazdı; bunu yalnızca açlık sanatçısı bilebilirdi."
Dünya klasiklerinden Franz Kafka kaleminden Açlık Sanatçısı kitabı koridor yayıncılıktan Ahmet Arpat çevirisi ile hikaye türünde kitap.
Açlık Sanatçısı, insanın varoluşsal yalnızlığını ,modern bireyin kendini anlama ve ifade etme arayışını, toplumun bu çabayı anlamaktaki yetersizliğini ve sanatın doğasına dair derin bir alegori sunar.
Hikayede, sanatçı şehir meydanlarında ve sirklerde insanlara bir kafesin içinde günlerce, hatta haftalarca hiçbir şey yemeyerek aç kalarak izleyicilerine ve kendisine ruhsal doyum sağlayan bir gösteri sunmaktadır. Hayatını sadece bu yolla idame ettiren sanatçı kafeste aç kalmayı büyük bir tutkuyla yapar. İnsanların, sanatçı üzerindeki ne zaman yemek yiyecek düşüncesiyle yaptığı psikolojik baskı ve merak duygusu gece-gündüz yorulmak bilmeden sanatçının başında acaba yemek yer mi düşüncesiyle deyim yerindeyse nöbet tutma süreçlerini de kitapta aktarılır. Ancak zamanla merak ve ilgi de azalır halkın eğlence anlayışı değişir. Açlık sanatçısı bir sirk köşesinde, unutulmuş kafeste yapayalnız kalır. Açlık sanatçısının yerine panter konur. Panteri izlemeye gelen seyirciler açlık sanatçısına göre daha fazladır. Bunun nedeni de panterin hayattan daha fazla keyif almasıdır. Hikâyede ayrıca panterin canı ne isterse verildiğinden bahseder. Bu da okuyuculara birçok açıdan yorumlanabilecek bir ipucudur.
Sanatçılara verilen değeri gösteren Açlık Sanatçısı, Kafka’nın ölmeden önce yayımlanan son eseridir.
"Birey büyük ölçüde toplum tarafından yalnız bırakılır ve mağdur edilir."
Dönemin ve toplumun dişlileri arasında sıkışmış, kendini bulmayı
İsrailli yazar Amos Oz, İsrail-Filistin gerilimine iki devletli çözümün ilk savunucularından biridir.
İsrail-Filistin meselesini daha iyi anlayabilmek için çeşitli araştırmalar yapıyor, aynı zamanda her iki taraftan yazarların romanlarını okumaya çalışıyorum. Ancak tüm bu çabalara rağmen net bir sonuca ulaşamadım; hatta kafamın daha da karıştığını söyleyebilirim.
Romanı, 12 yaşındaki Profi’nin gözünden okuyoruz. Hikâye, 1947 yılında İngiliz yönetimindeki Kudüs’te geçiyor. Sokağa çıkma yasakları vardır ve sokaklarda İngiliz askerleri devriye gezmektedir. Profi ve arkadaşları da çocuk akıllarıyla kurdukları gizli çeteleri aracılığıyla İngilizlere karşı mücadele etmeye çalışırlar.
Kitap bittiğinde kendimi şu soruyu düşünürken buldum: “Zulüm gören bir halk nasıl olur da zamanla zalime dönüşebilir?” Romanın 1995 yılında yazılmış olduğunu da belirtmek gerekir. Yazar, İsrail-Filistin barışı için çaba göstermiş biri olmasına rağmen, bu eserde Yahudilerin yaşadığı acılar ve zorluklar ön planda tutulmuş.
Romanın anlattığı dönem (1947-1948) açısından bu yaklaşımı anlaşılır bulsam da, eserin yazıldığı tarih olan 1995’i düşündüğümde başka hiçbir boyuta değinmemesi beni kitaptan bir miktar uzaklaştırdı.
….
Harabat ehlini hor görme, defineye malik viraneler vardır..
@alimserkancesur
#kalaycı
@ikinciadamyayinevi
Osmanlı Rumlarının terk ettiği köy olan Kayaköy’de (Levissi )babası şehit düşüp küçük yaşta yetim kalan İsmail’i bir meslek sahibi olsun diye yanına alan “Kalaycı” Takis usta ve kızı Lena ve de aşkları yarım kalan İsmail ve Lena..
Savaşta sol kolunu kaybeden Çarıkçı Abdullah Çavuş ve seferberlik için çağrılan Ceritoğlu Osman ki yazarın dedesi olur. Ruhu şad OLsun..
Kimsesiz, fakir, her işe koşan gerçek hayattan biri “Külcü”…
Kırmızı kazaklı kamyoncu ve garip yolcusu ..
Mültecilikten payına düşeni alan küçük Yusuf ve babası ..
Mahpusta otuz yıl ayak işlerine bakan “Meydancı”..
Kaderine söylenen, Anadolu düğünlerinde şarkı söyleyen Çiçek.
Gençliğinin baharında hayallere dalan portakalcı Nebahat..
Sakatlanınca günübirlik işlere düşen Kaleci panter Mehmet..
Bir ofiste kapıcılık yapan Ökkeş Efendi ve halleri..
Biletçi ve İstanbul’u otobüsle gezmek isteyen üniversite öğrencisi..
40 yıllık motor ustası “Tamirci” Tacettin Usta..
Tarihin içinden “Dövüşçü” Arexus..
Mezarcı ve intikamı..
Ve simitçi, falcı, hurdacı, postacı, boyacı, öğrenci..
Melodiler, şiirler, alıntılar eşliğinde kimi yerde beni geçmişe götürerek anılarımı ziyaret ettiren öyküleri, zamana yenik düşmüş veya hala güncel olan mesleklerin yazarın kendi hayatından da kesitlerle anlatımını keyifle okudum..
Hayata, insanlara ve doğaya olan sevgisiyle, çevresini ve sıra dışı karakterleri gözlemleyerek içindeki duygularını yazıya döken yazardan kıyıda köşede kalmış insan hikayeleri.. samimi ve akıcı bir dille yazılmış duygular öykü sever okurlara tavsiyemdir ve kitapta geçen bir şarkıyla da herkese keyifli bir hafta diliyorum..
@herayokuyanlarkulubu
@ogretmennanneee
KalaycıAlim Serkan Cesur · İkinci Adam Yayınları · 2025350 okunma
*Çizgi romanlardan uyarlama kitap sevenler için ideal bir seçim.
*Bol aksiyon,mizah ve akıcı bir senaryoya sahip.
*ara ara yazım yanlışları var o biraz sinir bozucu.
İyi okumalar…
Franz Kafka’nın Bir Açlık Sanatçısı adlı eseri, yüzeyde aç kalma performansı sergileyen bir adamın hikâyesi gibi görünür. Oysa metin, insanın varoluşsal boşluğunu anlatan güçlü bir alegoridir.
Açlık sanatçısı gerçekten aç değildir; onun açlığı ontolojiktir. Bedeni değil, anlam arayışı yoksundur. “Sevdiğim bir yiyecek bulamadım” sözü, dünyada kendini doyuracak bir değer, bir hakikat, bir aidiyet bulamamanın itirafıdır. Bu açlık fiziksel değil, metafiziktir.
Toplum başlangıçta onu merak eder, izler, alkışlar. Ancak modern dünyanın ilgisi geçicidir. Tüketim kültürü, derinliği değil gösteriyi sever. Açlık sanatçısının trajedisi tam da burada başlar: O, anlaşılmak için değil; içsel zorunluluğu için aç kalır. Fakat toplum içsel zorunluluğa değil, eğlenceye değer verir.
Hikâyenin sonunda sanatçının yerini bir panter alır. Panter güçlüdür, iştahlıdır, yaşam doludur. İnsanlar onu sever. Çünkü panter düşünmez; sadece yaşar. Kafka burada, bilinçli insanın trajedisini hayvansal canlılıkla karşı karşıya koyar. Bilinç arttıkça huzur azalır.
Bu eser bana şunu düşündürüyor: İnsan bazen aç kalmaz; sadece dünyada kendisini doyuracak bir anlam bulamaz. Ve belki de en büyük trajedi, aradığımız şeyin hiç var olmamasıdır.
Kafka’nın dili sade ama yaralayıcıdır. Metin kısa, fakat bıraktığı boşluk büyüktür. Bir Açlık Sanatçısı, modern insanın doyumsuzluğunu değil; doyurulamayan ruhunu anlatır.