Huxley’nin 1880’de eğitime bilimsel bir temelle başlama konusundaki argümanlarını yineleyen bir konuşmasının ardından Matthew Arnold, “Literature and Science” [Edebiyat ve Bilim] isimli bir makale yazdı. Bilim gerçekten önemli, diyordu ama beşeri bilimler daha da önemliydi; bilimin keşiflerinden insani bir anlam çıkarmanın anahtarını elinde tuttuğu için en azından. Örneğin bilimin bize atalarımızın maymunlara benzediğini söylediğini duyduğumuzda, hemen atlayıp (pardon) kendimiz ve insan doğamız hakkında bazı sonuçlara varırız. Şayet daha yapıcı yönlere yönlendirilmezsek, bu tehlikeli ve olumsuz sonuçlar yaratabilir. Mesela şöyle düşünebiliriz: Biz zaten sadece hayvanız; kendimizden yüksek ahlaki standartlar bekleyemeyiz. Bunun yerine, diye yazıyordu Arnold, etik ve beşeri bilimler üzerine kurulu iyi bir eğitim, ahlaki dünya ve insan hakkında daha incelikli düşünmemize katkı sağlar. Aynı zamanda bize ulaşılabilecek yüksek standartlar sunar.
Bir gün onlar hiç de öyle olmadığımı anlayabilsinler diye hep başkası olmak zorunda kalacağım. Belki ölmeden bir açıklama yazarım, "Pardon! Yanlış anladınız," diye başlarım yazıya.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya... Insanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu,. doyduğu bir dünya.Hırsızlıkların, başkalarıın hakkına tecavüz etmelerin bol bulunmadığı. Pardon efendim! Bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya.
Yazı işleri müdürü seni istiyor, dediler. Önümü ilikleyerek içeri girdim. Şöyle bir baktı ve:
- Ha, dedi; sen misin?
- Evet, dedim; benim.
Çünkü gerçekten de bendim; fakat bu iş bu kadar açıkken cevabıma gene sinirlendi. Anlaşamıyorduk bir türlü yazı işleri müdürü ile.. ne ise.
- Dur biraz, dedi.
Durdum. İşini bitirdikten sonra sandalyesi ile birlikte bana dönerek:
Sana bir fırsat veriyorum: Üstad Ankara'dan gelmiş. Git konuş, akşama yazını getir, dedi.
Bu benim için gerçekten fırsattı. Kendimi gösterme yolunu bulmuş oluyordum. Bir geçtim mi röportajcılığa, artık afişler, reklamlar, seyahatler benim için demekti. Bu yüzden heyecanlandım ve:
- Çok teşekkür ederim şef, çok teşekkür, dedim, arkasından da ilave ettim: Yalnız bir şey soracağım. Pardon, iki şey: Üstad kimdir ve üstadı nerede bulabilirim?
Adamın parasını veremeyeceksen, niçin turne düzenleyicisiyim, diye çıkıyorsun ortaya? Sen ona belirli bir parayı garanti ediyorsun, o da dekorunu, ışığını, kıvırını zıvırını, bir kamyona yüklüyor, geliyor buraya. Sen ona “pardon” diyorsun! Oysa sinema tıka basa dolunca, sen “Gerektiğinden çok para kazandım, size daha fazla vermeliyim!” demiyorsun.