Şahaneydi parfüm. ‘Amor ile Psyche’ ile karşılaştırıldığında, tek başına bir kemanın gıcırtısına karşı bütün bir senfoniydi. Daha da öte bir şeydi. Baldini gözlerini kapadı, en has anılarının depreştiğini görüyordu ta içinde. Kendisini, genç adam olarak Napoli’nin akşam basmış bahçelerinden geçerken görüyordu, siyah lüle saçlı bir kadının kollarında yattığını görüyordu, pencerenin arkasında, gecenin esintisiyle salman bir gül ağacının karaltısını görüyor, ötede beride kuşların cıvıldayışını, bir liman meyhanesinden gelen müziği duyuyordu kulağının yanıbaşında, hazdan saçlarının dikleştiğini hissediyordu, şimdi! Şimdi, şu anda!
Aşk olmayan evde, giderek azalıp yok olan bir parfüm, buharlaşarak uçup giden su gibi eşyanın ruhu da yok oluyor. Maddenin anlamı kalıyor geriye. Tek başına ve aşksız yaşayan bir adamın evinde ise eşya evin efendisi kesiliyor.
(...)
Avcı ormandan sıkıldı; bir kütüğün yanına oturdu, bir hayvan ya da kuşu öldürme arzusuyla -karşısına hangisi çıkarsa- tüfeğini hazır vaziyette bacaklarının arasına sıkıştırdı. Bilimlerden bihaber olduğu, elektrikli trenlere binmediği, Lenin'in mozolesini görmediği ve sadece bir kez onuncu çift-hat geçidi müdürünün hanımına ait şişesinden parfüm kokladığı için öfkeliydi. Lüks trenler uzaklara koşarken kendisi sisli ormanda haşereler, bitkiler ve kültürsüzlük ortasında dolanmaya mecburdu. "Hayvan mı olur kuş mu, ne denk gelirse öldürürüm!" diye verdi kararını avcı. Oysaki çevresinde yine sadece küçük, çelimsiz, vurmaya elverişsiz mahluklar gürültü ediyor, vızıldıyordu. Avcının ayağının dibinde, ağır iş altında ezilen gayretli karıncalar küçük edepli insancıklar gibi geziniyordu: Melun, kulak * karakterli mahluklardı bunlar doğrusu - bir ömür çarlıklarına pılı pırtı sürüklüyor, başa çıkabildikleri tüm küçük ve büyük yalnız hayvanları sömürüyor, evrensel çıkardan anlamıyor ve kendi açgözlü, pürdikkat refahları uğruna yaşayıp gidiyorlardı.
* Irgat çalıştıran zengin köylü --ç.n.
(...)
Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
Parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık.
Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması
Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
Hepsi ağzıma sıçtı..Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
Ben seni severim sevmesine de
İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..
Parfüm zaman içinde yaşar; gençliği, olgunluğu, yaşlılığı vardır. Ve ancak hayatının üç çağında da aynı hoş biçimde koku veriyorsa başarılı olmuş denebilir.
Gerçek aşkın Leyla'nın kendisine de gereksinimi yoktur aslında; herkes kendi sevgisini sever. Gerçek aşkın ne adını koymaya, ne alkole, ne parfüm kokularıyla kışkırtılmaya, ne de etiketlere, cüzdan şişkinliklerine, pazarlıklarda galibiyet histerilerine, av-avcı oyunlarına ve ille de mutluluk arayışına gereksinimi yoktur.