"Ya âşık olunca ya da yağmur yağmaya başlayınca anlarsın ciğerini dirilten toprağın gizemli kokusunu."
Ya âşık olunca ya da yağmur yağmaya başlayınca anlarsın ciğerini dirilten toprağın gizemli kokusunu.
Alıntı
River eğilip onu yanağından öptü. Jess bu sefer buna hazırlıklıydı ama hislerin hücumuna hazırlıklı değildi. Kokusu… farklıydı River da onun kulağının yakınında benzer şekilde derin nefes aldı İkisi aynı anda konuştu: “Parfüm mü sıktın?” “Kolonya mı sürdün?”
Bekar Evi
bugün yine annem geldi evleri ev yapan o eski telaşıyla içeri girdi . kapıyı kapatırken sanki dışarıda kalan bütün uğursuzlukları da kapının dışında bıraktı . elinde her zamanki bez çantası içinde iki kalıp sabun bir şişe limon kolonyası bir de hiç eksilmeyen anneliğiyle ilk işi ayakkabıları kapının önünde yan yana dizmek oldu . sonra mutfaktaki musluğu dinledi “damlatıyor bu…” dedi iki parmağıyla sıktı sanki yalnız suyu değil hayatımdaki israfı da durdurdu . pencere önündeki saksıya bakıp
Kitabın en güzel alıntısı..
Şahaneydi parfüm. ‘Amor ile Psyche’ ile karşılaştırıldığında, tek başına bir kemanın gıcırtısına karşı bütün bir senfoniydi. Daha da öte bir şeydi. Baldini gözlerini kapadı, en has anılarının depreştiğini görüyordu ta içinde. Kendisini, genç adam olarak Napoli’nin akşam basmış bahçelerinden geçerken görüyordu, siyah lüle saçlı bir kadının kollarında yattığını görüyordu, pencerenin arkasında, gecenin esintisiyle salman bir gül ağacının karaltısını görüyor, ötede beride kuşların cıvıldayışını, bir liman meyhanesinden gelen müziği duyuyordu kulağının yanıbaşında, hazdan saçlarının dikleştiğini hissediyordu, şimdi! Şimdi, şu anda!
Aşk olmayan evde, giderek azalıp yok olan bir parfüm, buharlaşarak uçup giden su gibi eşyanın ruhu da yok oluyor. Maddenin anlamı kalıyor geriye. Tek başına ve aşksız yaşayan bir adamın evinde ise eşya evin efendisi kesiliyor.
Kokuların Roma’sı olduğunu söylerdi, parfümcüler cennetiydi, kolundaki altın bileziği burada kazanmayan, parfümcü adını taşımayı haketmiş sayılmazdı.