Avrupa'da ya da Batı'da aşırı sağın yükselişi, soldan sağa herkesin liberal olduğu siyasal çölleşmenin ortasında tek bir şaklabanın bile öncülük edebildiği, saman alevi gibi yanıp sönebilen ve çoğu kez yeni, geleneksiz partiler eliyle yürüyen bir durum.
Ulus Milliyetçiliği ile Irkçı Milliyetçilik Aynı Anlama Gelmez
Her ulusun bir adı var.
Ulus birçok ırk, mezhep, din, inanç, kültürü bir arada birlik beraberlik ve biz bütünlüğü içinde vatan toprakları, yeraltı ve yer üstü kaynakları ile birlikte üretim ve hizmet araçlarının tüm sahibi olan devlet aygıtı ile kendine hizmeti temsil sistemi ve toplumsal sözleşme ile kurala bağlamış en sağlam ve güçlü huzurlu yaşam biçimi uygarlığının üretmiş olduğu varlık birliği ahlakıdır.
Her ulusun hakim bir ırklar birliğini sağlayan kök soyu vardır.
Ulus devletlerin adını din ile ilişkili anmak doğru değildir. Çünkü o ulusu bir arada tutan din değil tarih, dil ve kültür birliğidir. Tarihi, kültürü ve dil birliği olan kök soy kaçınılmaz hakimdir.
Din bir seçimdir. Yaşamı boyunca din din dolaşan hatta kendi seçimi olmayan bir din ile yaşama başlamış yaşamı dinsiz tamamlayan insanların olmasının sebebi dinin siyasete, devlete alet ediliyor olmasıdır.
Irk ve din üzerinden ideolijer üretmek artık çağ dışı kalmış bir gericiliktir.
Türk ulusunun yüz yıl önce ki şartları ile bugün ki koşullara uygun şartları aynı değildir.
Tarihi sonradan yazanlar kendi dünya görüşüne göre genelde yazdığı için dünya görüşü adı altında sayısızca tarih üretmek mümkündür.
Türkçü diye bir Türk türü yoktur.
Çok partilili siyaset ve 27 Mayıs askeri darbesinin sonrası üretilen din ve ırk sentezli Türkçülük Türk ulusunu temsil etmeye yetmeyeceği gibi ırkçı ve mezhepçi dinci bölücü ideoloji besleyip büyüten bir görev yaparak Anadolu üzerinde planlar yapan bugüne kadar askeri ve sivil darbelerle soygun üreten soyguncu soykırımcı yayılmacı haçlı batının küresel planlarına tüm diğer ideolojiler ile birlikte hizmet etmiştir.
Kadim Türk tarihi, kültürü ve dilinin kullanılmış olması aldatıcıdır.
Hiçbir soy,
Aşırı sağcı partilerin önemli ilerlemeler kaydettiği birçok Avrupa ülkesinde giderek daha fazla insan, çıkarlarının geleneksel partiler tarafından göz ardı edildiğini düşünüyor.
Travma yaşayan pek çok insan, kronik bir şekilde etraflarındaki insanlarla uyumsuzdur. Bazıları, savaş deneyimlerini, tecavüzü ya da işkenceyi, kendileriyle benzer geçmişleri ya da deneyimleri olan insanlarla paylaştıkları gruplarda rahat eder. Travma ya da mağduriyete ait geçmişi paylaşmak, yalnızlık algısının katılığını yumuşatır ancak bunun bedeli bireysel farklılıkların reddedilmesidir. Üyeler yalnızca uyguladıkları bir şifrede ortaklaşabilirlerse gruba ait olabilirler.
Kendini dar bir şekilde tanımlanmış mağdur gruplarında yalnızlaştırmak, başkalarını, en iyi anlamda ilgisiz, en kötü anlamda ise tehlikeli olarak görmeyi sağlar ve sonunda da yalnızca daha fazla yabanılaşmaya neden olur. Çeteler, aşırı uçtaki politik partiler ve dini tarikatlar teselli edebilir ancak nadiren yaşamın sunduklarına tamamen açık olmak için gerekli ruhsal esnekliği sağlar ve üyelerini travmalarından kurtaramaz. İşlevleri iyi olan insanlar bireysel farklılıkları ve başkalarının insanlığını kabul edebilir.
"Mazlum zalim olmak için zulmü bahane gösterdi. İsimler, partiler, fikirler değişti; devletin zulmü hep aynı kaldı."
Nefes nefeseydim. "Ya öyle tabii, nasıl değişecek bu o zaman" sesi geldi koridorun başından. "Mazlum zalim olmamayı öğrenecek abi."
"Öğrenir mi sence?"
"Öğreneceğiz, öğreteceğiz abi, olan halkımıza oluyor."
Yaşadığımız bunalım, sol partiler için bir yol ayrımıdır. Ya sol görüntüye rağmen düzenin bir parçası olursunuz ya da kitlelere, geniş halk yığınlarına düzene karşı olduğunuzu, düzeni değiştirme olanaklarına sahip bulunduğunuzu kanıtlarsınız.
Yoksa düzenin acımasız çarkları, partilerin çatılarını ezer geçer...