Bir Kitabın Yasını Tutmak
8/10
·216 syf.··
2025 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 23:26
"Kitabın son on sayfası parmaklarımın ucundayken, hikayenin beni nereye sürüklediğini hissedebiliyordum ama yine de o sona hazır değildim. Son satırları okurken kelimeler sanki kağıttan çıkıp boğazımda düğümlendi. O son noktayı koyduğum an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim ve kendimi bir anda ağlarken buldum. ​Nedenini tam olarak isimlendiremiyordum o an. Lea’nın o kendi inşa ettiği yalnızlığı mıydı beni bu kadar sarsan, yoksa o kadar çabaya rağmen bazı şeylerin asla düzelmeyecek olması mı? Sanki bir boşluğun kıyısında durmuş, Lea’nın o boşluğa usulca bırakılışını izlemişim gibi bir çaresizlik çöktü üzerime. ​Kitabı kapatıp kenara bıraktığımda, odadaki sessizlik bile canımı yaktı. Bir insanın ruhunun bu kadar ince, bu kadar kırılgan olabilmesi ve o kırıklardan sızan kederin benim içime bu denli dolması... Sadece bir hikaye okumamıştım; sanki hiç tanımadığım birinin yasını tutuyordum. Öylece kaldım o son sayfanın etkisinde, dökülen her gözyaşında Lea’nın ve babasının o sessiz vedasını hissettim."
LeaPascal Mercier · Sia Kitap · 2022345 okunma
5/10
·216 syf.··
2025 110. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 20:19
Trajedi beklediğimin çok çok altındaydı.Lea adlı saplantılı bir kızın etrafında şekillenmiş müzik saplantısını anlatıyor.Baba öyle bir hale gelmiş ki kızının saplantısı için kendi hayatını mahvetmiş.Sonunda kızın istediği de olmamış. Benden hak ettiği puanı çok düşük veriyorum. Boşuna zaman kaybı oldu benim için.
1000k
LeaPascal Mercier · Sia Kitap · 2022345 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2025 06:37
Satranç , Stefan Zweig ’in ölümünden hemen önce tamamladığı uzun öykü . Stefan Zweig , bu metni tamamladığında, karısı Lotte ile Brezilya’ya taşınmıştı. Neredeyse tamamı Nazi işgali altında olan Avrupa’dan ayrılmıştı. Yahudi asıllı olması, Nazi’lerin onun kitaplarını yakması onu büyük baskı altında tutuyordu. Stefan Zweig ’in hem maddi açıdan hem de güvenlik açısından sorunlarının bulunmaması, Stefan Zweig’ı İkinci Dünya Savaşının atmosferinden uzaklaştırmaya yetmedi. Gestapoların yaptıklarını duydukça ve izledikçe oldukça karamsar bir atmosfere kapıldı ve sonunda arkadaşlarına yazdığı bir mektupta, “ Sizler yeni bir gün doğumunu bekleyebilirsiniz, benim buna gücüm kalmadı…” diyerek, 1942 yılında eşi ile beraber hayatını sonlandırır. Satranç’ı işte bu atmosferde kaleme aldı. Satranç , Stefan Zweig ’ın psikoloji birikiminin ve Nazilere duyduğu öfkenin bir harmanıdır diyebiliriz. Kitaptaki olaylar bir gemide karşılaşan üç kişi çevresinde dönmektedir. Bunlardan ilki Mirko Czentovic, küçük yaşta ailesini kaybetmiş, bir rahip ona acıyıp yanına almıştır. Onu eğitmek istemiş fakat tüm çabaları sonuçsuz kalmıştır. Mikro, kendisine belki yüz kez açıklanmış olan harflere boş gözlerle bakmayı sürdürmüş; çok ağır çalışan beyni en basit ders konularını dahi içinde tutamamıştır. On dört yaşına geldiğinde dahi parmaklarıyla hesap yapmaktadır. Yazara göre bu “kalın kafalı çocuk” mutlak anlamda umursamazdır. Fakat Mirko’nun satranca olan ilgisi keşfedildiğinde olaylar oldukça farklılaşır. Dünya şampiyonluğuna kadar yükselir. Dr.B. ise bir dönem kraliyet ailesinin avukatlığını yapmıştır. Nazilerin ülkeye saldırmasıyla o da tutuklanmış, kraliyet ailesinin gizli bilgilerini elde etmek amacıyla sorguya alınmıştır. Toplama kamplarına götürülmek yerine bir otel kapatılıyor ve hiçliğe gömülmüştür. Hayatındaki tek
Edebiyat
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,7bin okunma
Yokluğun Ağırlığı Üzerine
Puan vermedi
Bazı kitaplar vardır; okunmaz, insana değdirilir. Lea benim için tam olarak böyle bir yerde duruyor. Bir hikâyeden çok, bir boşluğun çevresinde dolaşan sessiz bir soru gibi. Yokluk… Ama kaybedilmiş bir şeyin yokluğu değil sadece; hiç tam olarak var olamamış olanın bıraktığı iz. Pascal Mercier bu romanda yokluğu yüksek sesle anlatmıyor. Bağırmıyor, dramatize etmiyor. Tam tersine, yokluğu gündelik hayatın içine sızdırıyor. İnsanların birbirine temas ederken aslında ne kadar uzak durabildiğini, bir arada olup ne kadar yalnız kalabildiğini gösteriyor. Bu yüzden roman boyunca hissettiğim şey bir eksiklik değil; bir soğuma, bir çekilme hâliydi. İnsanlar var ama birbirlerine doğru değil, birbirlerinden uzağa doğru hareket ediyorlar. Kemana sarılan genç… Bu detay beni özellikle durdurdu. Çünkü bazen insan konuşarak değil, bir şeye tutunarak hayatta kalır. Keman burada müzikten çok bir tutamak gibi duruyor. Duyguların kelimeye dönüşemediği yerde, ses olur. Ama o ses de bir çağrı değil; daha çok kendi içine doğru atılmış bir çığlık gibi. Kimseye ulaşmak zorunda değil, yeter ki içerdeki boşluk tamamen sessiz kalmasın. Roman boyunca şunu düşündüm: İnsanlar neden birbirini bu kadar kolay ıskalıyor? Belki de mesele sevgisizlik değil. Belki herkes kendi içindeki yoklukla o kadar meşgul ki, başkasının varlığına yer kalmıyor. Lea bana şunu hissettirdi: Bazı ilişkilerde terk edilmezsin, kaybedilmezsin, reddedilmezsin. Sadece tam olarak görülmezsin. Ve bu, yokluğun en incitici hâli. Kuzguncuk’ta, vapur caféde bu kitabı okurken, denizin sürekli hareket hâlinde oluşu ile romandaki içsel durgunluk arasındaki tezat dikkatimi çekti. Hayat akıyor, vapurlar kalkıyor, insanlar geçiyor… Ama bazı iç boşluklar yerinden kıpırdamıyor. Mercier’in dünyasında zaman ilerliyor ama duygular askıda kalıyor.
LeaPascal Mercier · Sia Kitap · 2022345 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2025 44. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2025 20:59
Lea yaşamayı seçmedi. Yaşamın yerine müziğini koydu. Kemanını. İlişkileri, bedeni, risk almayı, bağlanmayı… Hepsi sustu. Müzik konuştu. Ve müzik sustuğunda geriye acı bile kalmadı. Sadece boşluk. Bu kitap bana şunu düşündürdü: Bazen bir şeyi çok sevmek, hayatı yaşamaktan kaçmanın en zarif yolu olabiliyor. Bir de baba vardı. Evladının ruhunu geri getirmek için kendi hayatından vazgeçen bir baba. Fedakârlık mıydı bu, yoksa suçluluğun başka bir adı mı? Lea, müziğin içinde kayboldu. Baba, Lea’nın içinde. Bu roman bir müzik hikâyesi değil. Bu roman yaşanmamış bir hayatın ağırlığı.
LeaPascal Mercier · Sia Kitap · 2022345 okunma
Puan vermedi
Yani kitap bir şekilde bitti ama çok etkiledi mi derseniz, hayır. Kitabın genel yazımı ya da belki çevirisi akışı çok ağır ve yüzeysel hale getirmiş bence, bu tarz bir hikaye daha başka şekilde anlatılsa daha etkileyici olabilirdi
LeaPascal Mercier · Sia Kitap · 2022345 okunma