bir damla su oldu deryaya doldu...
10/10
·76 syf.··
2025 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2025 14:20
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) 1048-1131 yılları arasında yaşayan, evreni akıl yürütme ile anlamaya çalışan; Binom açılımını (a+b)n ilk kullanan ve binom açılımının yer aldığı pascal üçgenini oluşturan, X'i şey olarak ilk dile getiren, Öklid'i (bir üçgenin açılarının toplamı düz bir açıya/180 derece eşittir) yorumlayıp Horasan'da yıldız evi olan, Celali takvimi hazırlayıp İbn-i Sina'yı takip eden matematik ve astronomi alanında akılcı bakış açısıyla bilime yadsınamayacak katkılar sağlayan biliminsanın rubailerinin de akıl merkezli bir inanışa sahip olması benim için şaşırtıcı olmadı. Ama "mademki sır bir bilenin sırrıdır ankadan bile gizli kalmalıdır damlayı su dibinde inci yapan sedef içinde saklı kalmasıdır" S. 42 bu dörtlük biraz suyu bulandırmadı değil. Birçok biliminsanın da Hayyam'ın Bâtınî bir inanışa sahip olduğunu dile getirmesi ise ayrıca dikkat çekici bir durum. İşin özü, bize düşen belki de Hayyam'ı bizim nasıl görmek istediğimizdir! Dörtlüklerinde her ne kadar eğlence düşkünü bir hava sezilsede bu kadar şeyi yaparken eğlenmeye vakit bulabilmiş midir merak ettim doğrusu :) Tarihte bilinen ilk savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılan Hayyam, dörtlüklerinde anı yaşama, hayatın kıymetini bilme, edep, ahlak gibi birçok konuda insanoğluna öğütler verirken arada küçük, ince serzenişlerde de bulunması ilgi çekici. (İslamda Kur'an âyetlerinin görünür anlamlarının dışında, daha derinde gerçek anlamları bulunduğu inancı, ayetleri buna göre yorumlayan akıma Bâtınîlik). "Dünyanın vefası olsa dünya senden önce gelenlere vefalı davranırdı sıra da sana gelmezdi..." S. 10
1000Kitap
RubailerÖmer Hayyam · Kapra Yayıncılık · 202227,9bin okunma
Lizbon'a Gece Treni
8/10
·400 syf.··
2024 1. kitabı
Bu kitap, kendi içimize yolculuk kılavuzu tadında rehber kitaplardan biri... Değişim önce içeride başlar sonra dalga dalga yayılır. (Devrim) Hayat bize verilen tek bir kimlik altında "ben buyum" diyerek yaşanılabilecek, rutinlerin merkezi küçük bir alan değil. Hayat, yürünülmesi gereken uzun bir yol! Yeter ki sen, kendine sürekli yeni yollar arayan yolcu olarak yola çık! İşte o zaman evren de sana yönünü bulmakta yardım edecektir. Mevlana'nın sözü bunu ne de güzel anlatıyor: "Sen yola çık, yol sana görünür." Gregorius, köprüde karşılaştığı kadına dokunduğunda, kendi hayatını sorgulamaya başlıyor. Evet dışarıdan bakıldığında güzel gibi görünen bir hayatı, herkesin olmak istediği noktada bir işi ve sağlam bir bilgi birikimi var. Kaç dil biliyor bu adam. Bunların dışında peki? Hayallerine giden yolda kendi için fark yaratacak ne dokunuş yapmış? İşte o zaman fark ediyor cevabının hiçbir şey olduğunu ve o an düşünmeden, düşünürse vazgeçmekten korkarak atıyor adımını bilinmezliğe. Yolda buluyor onu Prado'nun kitabı. Şimdi de değilse ne zaman der gibi, aleyhine işleyen ömür saatinin giderek azaldığını işaret edercesine. Okudukça görüyor Gregorius, birileri onun hayal ettiği, yapmak istediği şeyleri yapmış, cesaret etmiş. Prado için de kolay bir hayat olmamış! Aslında o da olmak zorunda olduğu, sevmediği, anlamlandıramadığı, kendisinden beklenilenleri vermek zorunda hissettiği bir noktada doğmuş yeni kendine... Tabii ki hayat kimseyi parmağını şıklatınca olduğu yerden, olması gereken yere ışınlamıyor. Bu yüzden mücadele ediyor Prado. Onu dışarıdan anlaşılmaz, uyumsuz, aykırı biri gibi görenler bilmiyorlar o arada kalmışlığın ne demek olduğunu. Bir taraftan talep edilen, ondan beklenilen bir hayat çizelgesi var çevresi hep belirli kesimlerle çevrelenmiş olan, diğer
Edebiyat
Lizbon'a Gece TreniPascal Mercier · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20122,191 okunma
Reklam
8/10
·152 syf.··
2024 31. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ağustos 2024 00:00
İlksöz: Tek ben mi suçluyum. Pascual Duarte, işlediği suçtan dolayı ölüme mahkum edilmiş biridir. İnfazı beklediği hücresinde onu bu suça iten nedenleri yazar Pascual. Çocukluğundan başlar, yetişme koşullarını aktarır, aşkından bahseder, kız kardeşinin yaşadıklarını, ve sonrasında nicesini... Onu bu büyük suça iten şiddetin, vahşetin kökenini, toplumun bakış açısının onu sürüklediği o kaçınılmaz noktayı aktarır. "Bir ben mi suçluyum", der. Cela, İspanya İç Savaşı'nın toplum üzerinde yarattığı tahribatı taşrada kurgulamış, savaşın sonucu olan siddet ve yoksulluğu Pascual Duarte ve yaşadığı ortama yansıtmış. Yoksulluğun, çaresizliğin toplum baskısının ve şiddetin nasıl suça evrildiğini göstermiş. Bu canice şiddetin ortaya çıkış süreci nedeniyle kitap çıktıktan kısa bir süre sonra yasaklanmış. Ben sadece iyi insana veya sadece kötü insana inanmayanlardanım. İnsanın içinde iyinin de kötünün de olduğunu, içinde bulunduğu toplumun, yaşam koşullarının insanın içindeki iyiliği veya kötülüğü daha çok öne çıkardığını düşünürüm. (Hepimiz görmüşüzdür iyilik meleklerinin şartlar değişince nasıl cennetten kovulan meleğe dönüştüğünü.) Şunu diyebilirsiniz -ki haklısınız- "şartlar kötü olduğunda hemen kötü mü olmak gerek, sabır/vicdan/merhamet/kendine hâkim olma vb nerede". Doğru ama iyiyle hiç karşılaşmamış kötüyü olağan bilen Pascuallar ne yapsın. Sonunda Pascal Duarte ile de tanışmış olduk, yıllarca süren bir bekleyişti. Duarte'nin hikâyesini merakla ve beğenerek okudum. Diyeceksiniz ki affettin mi? Affetmedim ama anladım, aynı Meursault'ta olduğu gibi. Tavsiyemdir. İyilikle. Sağlıcakla. Kitapla. . . . Sonsöz: İnsanı altüst eden düşünceler hiçbir zaman birdenbire gelmez aklımıza, birdenbire gelenler bir an için soluğumuzu keser, ama sonra alıp başlarını giderek, yaşanacak
Pascual Duarte ve AilesiCamilo Jose Cela · Can Yayınları · 1990662 okunma
Puan vermedi·186 syf.··
Beğendi
·
2024 127. kitabı
"Söz gelimi bugünkü devletin imkân dâhilinde dünyevi mutluluğu tesis ettiğini iddia etmiyorsunuz herhalde?" Hiçbir şekilde bunu iddia etmiyorum, çünkü insani topluluğun tamamı bencillik, riya ve kaba kuvvet üzerine kuruludur." 2.Dünya Savaşı öncesindeki Nazi Almanyasına #öğretmen ve öğrencilerin gözüyle bir bakış #tanrısızgençlik #ödönvonhorváth kaleminden. Çocukların, gençlerin nasıl bir faş*zan politikayla zihinlerinin yıkandığını ve bu politikaların bir eğitimciyi nasıl etkisizleştirerek çarkın işleyişi karşısında pasivize etmeye çalıştığını anlatıyor satırlar. Itaatin esas olduğu biat kültüründe sorgunun ve düşünmenin yasaklandığı bir toplum entegre sürecini okurken empatinin yoksunluğu da düşündürüyor insanı. "Ben tekim siz hepiniz" cumlesi geliyor aklıma. Militari*t düşünce ile nefretin zihinlere enjekte edildiği bir toplum nasıl yaratılır? Ayrışma nereden başlar? Bizden olmayan nasıl öteki haline getirilerek potada eritilir... "Ne der Pascal? 'Hakikati arzularız ve içimizde yalnızca belirsizlik buluruz. Mutluluğu ararız ve yalnızca sefalet ve ölüm buluruz' #mutluazınlığa bu defa çevirisiyle #oktaydeğirnenci eşlik etmiş... @jaguarkitap
Tanrısız GençlikÖdön Von Horvath · Jaguar Kitap · 20164,704 okunma
Geniş Özet
Puan vermedi·608 syf.··
2024 5. kitabı
Tanrı'yı ve dinleri akademik bir çevrede konuşmak ne kadar mümkün ve doğrudur, bilemiyorum. Bilim bazı inanç temelleri üzerinde yükselmiş ve bunlar yıllar içinde birbirine öylesine kenetlenmiştir ki artık bunun dışında söylenen bir şey'in imkanına dair düşünmemek gerektiğine dair bir algı vardır.  Armstrong'un bir kaç eserini daha okuma fırsatı bulmuş biri olarak şunu söyleyebilirim. En azından kendisi bilimsel bir etik'e sahiptir. Yazdığı ya da konuştuğu şeyde çerçeveyi doğru bir şekilde ortaya koyup, kendisinin de kim olduğunu belirterek, ne anlatmak istediğini ve nereye vardırmak istediğini çok güzel ifade ediyor kitaplarında. Bu eserin giriş kısmında kendisini bir ateist olarak konumlandırıyor ve bu kitapta yapacağı şeyin insan'daki Tanrı kavramının dönemsel olarak nasıl değiştiğini aktarmak olduğunu belirtiyor. Tabi ki bunu yaparken benim referanslarımı ya da Semavi dinlerin aktardıklarını delil olarak kabul etmiyor. Bunu tabi ki kendisiyle konuşma imkanımız olmadı ama "neden" diye sorabilme imkanımız olsa, cevap aşikar bir şekilde bilim'sel değil olacaktır.  *Başlangıçta Bu kısımda Armstrong semavi dinler öncesini aktarıyor (kendi sınıflaması ile böyle ifade ediyorum ve bunu nefs'imin el verdiği ölçüde bu şekilde yapmaya da devam edeceğim). Burası pagan tanrılarını anlatmak ile başlıyor. Marduk ve Baal en sık tekrarlanan ve haklarında en çok şey bilinen Tanrılar. Babil'in ve Filistin'in Tanrıları yani...  Buradaki anlatı çok klasik olduğu için tekrarlamaya gerek görmüyorum. İnsanlar neden Tanrılara ihtiyaç duydular ya da hangi gereksinimlerini sağladılar gibi neden-sonuç ilişkisinin bir ürünü olarak Tanrı kavramını hayatın içine entegre etmeye çalışan düşünceler mevcuttur. Ama ilginç olan nokta şudur ki; -ve benim için ayrıca şaşırtıcı ve üzücü- İbrahim(as),
Araştırma-İnceleme
Tanrı'nın TarihiKaren Armstrong · Pegasus Yayınları · 20202,015 okunma
anlık: anlama, düşünme gücü, bilme yetisidir.
Puan vermedi·200 syf.··
2023 13. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Eylül 2023 15:07
Merhaba! Kitap, insanın kendini tanımasının güçlüğünü anlatıyor. Klasik deyişle: "İlim ilmi bilmektir ilim kendini bilmektir sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır", der Yunus. İnsan kendini bilmezse etrafını bilemez, anlayamaz. Anlamak ve bilmek insanının kendisini tanıması ile başlar. Kendini bilen, tanıyan, anlayan insan, başkalarını da anlar, anlatır da ... Bu eserde de başta Goethe, Kant ve Hegel ile insanın kendisini bilmesini tartışıyor. İnsanı anlamayı anlatıyor. Bunun zorluğunu anlatıyor. Aşağıda eser hakkında derlediğim bir pasajı bırakıyorum. Hoşunuza gider diye de düşünüyorum. Çok az kişi kendi anlığını bilir. Herkes olmasa da birçokları onu bilmeyi ister. Daha da çoğu başkalarının anlığını bilmeyi ister. Ve felsefeciler ve ruh bilimciler uzun bir süredir genel olarak insan anlığının nasıl çalıştığını anlamayı düşlemişlerdir. "Kendini bil ! " buyurmuş eski Yunanlılara dek gider, ve birçok Yunanlı felsefeci ona anıştırmada bulunmuştur. Ama bize ulaşan kanıt kendini bilmede çok yükseklere eriştiklerini imlemez. Antikçağda bu konudaki en derin inceleme felsefeciler tarafından değil ama Sofokles tarafından yazıldı, ve onun Oedipus Tirannus başlıklı trajedisi vurgulu bir dille kendini- bilmenin hemen hemen dayanılmaz bir işkence olabileceğini imler. Oedipus kim olduğunu ve ona en yakın olanlar ile gerçekte nasıl ilişkili olduğunu bulmaya karar verir, ve bulduğunda umutsuzluğa düşer. İlgilendiğim hem kendi anlıklarımızın hem de genel olarak insan anlığının bilgisi olarak kendinin bilgisidir. Ve anlıktan söz ederken onu yürek ya da ruh ile karşıtlık içinde almıyorum - anlığı anlama yetisi ile, ve yüreği ya da ruhu ise duygu ile bağlayanların yaptıklarının tersine. "Anlığı" duygu ve anlama, us ve duygu, algı ve istenç, düşünce ve bilinçaltı için kapsayıcı bir
Felsefe
İnsanı Anlamak - 1Walter Kaufmann · İdea Yayınları · 199519 okunma
Reklam
Reklam