Gün geçtikçe baskı tren raylarının kıyısına kurulmuş çadırlardan panayır ve sirk çalışanlarının -paylaçoların, cambazların, binicilerin, cücelerin, kabak çekirdeği, sütlaç ve patates şekerlemesi satıcılarının- çadırlarına sıçrıyor. Suçları nedir? Belki de hiçbir suçları yoktur, Góngora gücünü göstermek için suçlulara değil âcizlere savaş açmıştır. Acaba güçlülere dokunmaya ne zaman cüret edecek? Ha!
«Biyo-dönüştürücü her sahil kolonisinin hayati noktasıdır. Bokumuzu, domates saplarımızı, patates kabuklarımızı, tavşan kemiklerimizi ve yarı çiğnenmiş kıkırdaklarımızı, saç kırpıntılarımızı ve tırnaklarımızı, düşen yara kabuklarımızı ve buruşmuş dokularımızı ve nihayetinde cesetlerimizi alır. Karşılığında da bize protein bulamacı, vitamin lapası ve gübre verir. Kimse dönüştürücü bulamacıyla yaşamak istemez ama çaresiz bir koloni bunu çok uzun süre yapabilir.»
Bir soruyu öncelikle, hızla, kendinize düşünme payı ayırmadan yanıtlamanızı istiyorum: patatesi seçişinizde bir 'fantezi' peşine düşüş, bir özgün olma isteği, hatta, üzerinde onca durulacak,
durulması gereken, durulmayı bekleyen sorun varken bir aldırışsızlık, kayıtsızlık yok mu, ne dersiniz?