▪︎Yaşar Kemal, Yağmurcuk Kuşu,
Kimsecik 1
▪︎Van gölü dağlarının arasında bir köy ve İsmail Ağa. Köyde tek ev vardı, o da İsmail Ağanın konağıydı. Bey Selanik’te okumuştu, kardeşleri, babası da okumuş kimselerdi.
▪︎Kardeşi Hüseyin Bey İstanbul’da bir kıza tutulmuş, ona aşık olmuştu. Kız bir gün başını almış vurmuş denize, yalnız başı kalmış, sonra başı da yitmiş gitmiş. Hüseyin Bey günlerce beklemiş bir gün kızın başı sudan çıkmış, atlamış denize. Kız ona ben peri kızıyım, sen Van’a git, benim kardeşim de Van Gölündedir, ben de gelirim oraya demiş.
▪︎Hüseyin Bey de gelmiş buraya, her gün tanyeri ışırken kız başını sulardan dışarı çıkarıyormuş, Hüseyin Bey hiç konuşmazmış, her gün göle gider onu beklermiş.
▪︎Bir gün akşamüstü gün kavuşurken birden köyün ortasına bir top güllesi düşmüş. Top gülleleri ardı ardına köyün ortasına, yanına, yöresine düşüyormuş. Toz, duman, çığlıklar, melemeler, böğürmeler, kişnemeler, horoz sesleri, gölün uğultusu, yankımalar, kıyamet gününün akşamüstüymüş. Çok kişi ölmüş, çok kişi yaralanmış.
▪︎Ve İsmail Ağa ailesiyle birlikte köyden kaçmaya karar verimiş. Babası Hüseyin’e yalvararak “oğlum”, yumuşacık, buradan göçüyoruz, düşman geliyor. Sen yarın sabah kayalığa gitme, erkenden yola çıkacağız demiş. Sabah babası akşam Hüseyin’i tembihledim gidiyoruz diye, ama şimdi yerinde yok demiş. “Oradadır” demiş İsmail Ağa.
▪︎Böylece yola düşerler. İsmail Ağa gölete koşar, bakar ki Hüseyin yerinde yok, endişelenir. Gölde onun yatar bedenini görür, suya atlar, fakat Hüseyin ölmüştür. Ölüsünü kayalıklara çıkarır, oraya yaslar ve koşar adım göçe ulaşır. Ulaşınca babası “nerede” diye sorar. İsmail Ağa almış başını gitmiş, belki ileride yolda rastlarız der. Babasının gözlerinden yaşlar süzülür.
▪︎1,5 ay sonra Diyarbakır’a gelirler. Orada köprünün üstünde