Ne tutku dolu zamanlardı! Soğukla, yalnızlıkla, umutsuz yoksullukla kararmış günler! Kelimelerle düşünceleri gaddarca birbirine karıştıran kötü mürekkebin dağıldığı emici kağıt; ucu kırık yazmayan bir kalem ve evde başka bir tane daha olmayışı; yeterince param olmaması ve o kitabı bana yarım liret ucuza vermekte inat eden bir kitapçı yüzünden yaşanan kaç hayal kırıklığı!
Çektiği yoksunluklardan ve yarı aç yarı tok yaşamaktan genç yaşta hayata küsmüştü. Kitap alabilmek için gündüzleri birkaç kuruşu bin bir zahmetle kazanmış, geceleri de yorgun ve kasılmış sinirlerle ders çalışarak kimya öğrenimini birincilikle bitirmişti.
... her biri kendi kabiliyetleri doğrultusunda, kendi kimlikleri, dilleri, bin yıllık okuryazarlıkları adına kütüphaneleri ayıkladılar, binlerce kitaba zarar verdiler. Bu da yeterli olmadı. Kültürlerinden kendi yazarlarını, yeni zamanlara uyum sağlayamayanları, "kendini beğenmiş hallerde horozlananları" sildiler. Cahilleri kültür bakanı, editör, yayıncı, akademisyen yaptılar. Dahası iş tanımında "uygunsuz" kitapları çöpe atmak olan insanları kütüphaneci yaptılar. Zaten çok fazla kitap var ve kitaplar toz toplamaktan başka bir işe yaramıyor.