Arkadaş sıfatıyla onu karşıma alıp çok konuştum, neden bu kadar çok içiyorsun, neden hesabını bil- meden harcıyor, borçlanıyorsun, neden hiçbir iş yapmıyor, okumuyorsun, neden bu kadar kültürsüzsün, hayattan bihaber yaşıyorsun dedim; sorularıma yanıt olarak acı acı gülümseyip iç geçiriyor, sonra şöyle diyordu: "Ben kayıp, fuzuli bir insanım" ya da "Ne istiyorsunuz beybabacığım, kölelik düzeninin artıklarıyız biz" ya da "Çürüyüp gidiyoruz işte..." Olmadı Onegin'den, Peçorin'den, Byron'ın Kabil'inden, Ba- zarov'dan yersiz, upuzun pasajlar söylemeye başlıyor, da onlar için "İşte bunlar etiyle ruhuyla babalarımız," deyip duruyordu. Sanırsınız, resmi zarfların haftalarca açılmadan masada yatmasında, adamın içip elâlemi sarhoş etmesinde suçlu kendisi değil de, kayıp, fuzuli insanı icat eden Onegin, Peçorin ve Turgenyev. Yani bu son raddesine varmış rezalet ve çürümüşlüğün nedeni, anlıyorsunuz ya, kendisinde değil, dışarıda, boşlukta bir yerde. Üstelik, şu uyanıklığa bakın!- rezil, yalancı, kirli olan yalnızca kendisi değil, hepimiziz... "Bizler, yani seksenli yılların insanları", "bizler, serflik düzeninin uyuşuk, hırçın tohumları", "uygarlık tarafından kolu kanadı kırılmış bizler"...