YARALARIN VE YARALILARIN TARİHİ
10/10
·199 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
Türk edebiyatında İstanbul'un baskın bir ağırlığı var. Cemal Süreya, bir yazısında bu ağırlığın azaldığını vurgulasa da metinler "İstanbul" merkezli olmaya devam ediyor. Türk edebiyatının daha kapsayıcı, çeşitli ve ülkenin bütün gerçekliğini yansıtabilmesi için taşranın, yüzeysel veya dışarıdan bir bakışla değil, kendi özgün dinamikleri, derinliği ve çeşitliliğiyle daha fazla ve daha nitelikli bir şekilde işlenmesi gerektiği açık. Dolayısıyla Türk edebiyatı ülkenin bütününü yansıtamıyor. Taşranın zengin karakter ve mekân potansiyeli göz ardı ediliyor. Taşra işlendiğinde bile, bu genellikle İstanbul'dan bakan bir gözle romantize edilerek, egzotikleştirilerek veya tam tersine aşağılanarak, karikatürize edilerek yapılabiliyor. Bu sebeple de taşra insanının derinliği, çatışmaları ve gerçekliği yerine basmakalıp tiplerle karşılaşıyoruz. Göç, yoksulluk, toprak sorunları, kültürel çatışmalar gibi taşrada yoğun yaşanan temalar eksik kalıyor. Anadolu'nun zengin folkloru, yerel ağızları, inanışları ve yaşam pratikleri edebiyat için büyük bir kaynak olmasına rağmen, İstanbul merkezli bir bakış açısı bu zenginliği yeterince değerlendirilmiyor. Bu eleştirilerin "anlamlı" olması için bile öncelikle aksi örneklerin ete kemiğe bürünmesi şart. "Hafriyat" işte tam da bu sebeple dikkate alınması gereken bir roman. “Hafriyat”, Osman Özarslan’ın ilk kitabı olmasa da ilk kurgu kitabı. Özarslan, romanına epigraf olarak Fransız sürrealist şair Joë Bousquet’in o meşhur aforizmasının ilk kısmı seçmiş. “Yaralarım benden önce de vardı.” Pekala, Karacaoğlan’ın “Kim var imiş biz burada yoğ iken” de olabilirdi epigraf. Çünkü roman kelimenin tam anlamıyla bir kazı çalışması. Geçmişi, kültürü, dili, geleneği, travmaları kazıyor roman boyunca. Geçmişi katman katman farklı zaman dilimlerinde takip
HafriyatOsman Özarslan · İletişim Yayınnları · 202534 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 5. kitabı
başımıza ne geldiyse yaşamak istediğimiz için geldi gülfem, keşke şu renkleri söküp çıkarsalar da dünyadan, ama yapmıyorlar, mevsimlere söz geçmez ve ne demişler, gayet ortak suçumuz sayılabilir hayatta kalmak. Deniz'i sadece darağacından tanıyoruz belki de, Aygün Hanım yazmasa, hele böyle de iyi yazmasa nasıl öğrenirdik bilmem. ama yine de özgürlüğü düşünmeden edemiyorum, kalıp direnmekse özgürlük pekala kaçıp gitmek de olabilir, Aygün Hanım'a yaramamış ya, neyse. ama yine de, özgürlük daha iyi bir dünyayı hayal edebilme gücüdür belki de sadece. Hem böyle sevemeseydi Deniz, değişim aşkı içindeki aşktan beslenmeseydi bir darağacı nasıl ölümün ötesine geçebilirdi ki. Haddime değil, ama gurur duydum Aygün'le. yine de, bu kadarına değer miydi özgürlük. zaman bir çember, daha iyiye giden her şey boğazına doğru yol alıyor, tarih elbet tekrar tekrar, Deniz'lerden önce ve sonra gelip boğazımıza yapışacak ısrarla. Ve bakmayın öyle devrimlerin romantize edildiğine, devrim içinizdeki sevgiyi kopyalıyor yalnızca. kalsanız da, kaçıp gitseniz de bir yaz gecesi sahili gibi dürüst kalın dostlar. Tüm yaşamınızın bir şeylere değip değmeyeceğini düşünmeyin, fikirleriniz yapmasa da sevginiz bir şeyleri kurtarmaya yakın, zaten Aygün Hanım'ın bana fısıldadıkları üzre, ikisi pekala birbirinin aynısı olabilir. Bir bal peteğini seviyorsanız, eh, siz de yaşamı kurtarmak istiyorsunuz. Yine de,sırlarınız hiç ipte asılı kalmasın derim
Sırlarım İpte Asılı Kaldı BalımAygün Kevrina · Kor Kitap · 2025131 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 210. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 22:18
Bir diyalog ustasıdır da, Tarık Dursun, tıpkı Orhan Kemal gibi... Kişilerinin müthiş bir doğallıkla kurulmuş diyalogları, okurda, "gerçekte var olan", bu deniz kasabasında, şu kentte, belki hemen aşağı sokakta yaşadıklarına yemin edebileceği- niz "gerçek" insanların gerçek hayatlarının içinden geçtiğiniz duygusunu yaratır. Hikâyelerinin uzun bir hayata ait, pekâlâ birbirinin devamı gibi de okunabilecek anı parçaları hissi vermesi de yine bu doğallığından kaynaklanır. Yazarın çok ya- lın bir biçimde, çok az sözcükle ve şiddetli bir sinematografi içinde anlattığı her bir hikâyesinde başkalarının hayatlarının içinden geçtiğinizi sezersiniz... Hayatlarının içinden geçerken onların eksik kalmış hayallerinin, kalp kırıklarının, arzu ve umutlarının resmini seyretmiş, bugünleriyle birlikte geçmişlerine de tanıklık etmişsinizdir.
Hayata Dair
Sevmek Diye Bir ŞeyTarık Dursun K. · Yapı Kredi Yayınları · 2013112 okunma
9/10
·248 syf.··
2026 15. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:22
Kendiliğini Bulma Yolculuğu: Altı Harfli Bir Tatlı Şermin Yaşar’ın daha önce birçok kitabını okumuş bir okur olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; onun dili o kadar içten, o kadar bizden ki, bu topraklarda büyüyüp de onun kaleminde kendinden bir parça bulamayacak tek bir insan yoktur diye düşünüyorum. Son kitabı Altı Harfli Bir Tatlı’yı da sadece gecelerimi ayırarak, adeta yutarcasına iki günde bitirdim. "Altı Harfli Bir Tatlı", dışarıdan bakıldığında sıradan görünen ama derinlerine indikçe hepimizin hayatına dokunan çocukluk travmalarını, aile içi dinamikleri ve ebeveynlerimizi —annemizi, babamızı— anlama çabamızı muazzam bir kurguyla ele alıyor. Kitabı okurken hikayenin içine o kadar girdim, karakterleri o kadar derinden hissettim ki anlatamam. Zaman zaman içimdeki o tanıdık korkuyla yüzleştim: "Acaba ben de ileride bir Selime teyze mi olacağım?" dedim. Bazen de Meltem’in hissettiği bütün o iniş çıkışları, kırgınlıkları ve sorgulamaları bizzat yaşayarak, adeta onun duygularına girip çıkarak kitabı gözyaşları içinde noktaladım. Kitap bana şunu bir kez daha çok güçlü bir şekilde hissettirdi: Hayatta bazen sevilmediğimizi, değer görmediğimizi düşündüğümüz bir andan ya da bir yerden geçebiliriz; ama biliriz ki o an, aslında yanlış zamanda, yanlış yerde ve yanlış kişilerleyizdir. İşte tam da bu yüzden hayatta umutsuzluğa asla yer olmamalı. Çünkü o yanlış duraktan ayrılıp, çok sevildiğimizi ve sarmalandığımızı hissettiğimiz bambaşka bir yerde, doğru insanlarla yolumuza pekâlâ devam edebiliriz. Yazar, kuşaklar arası çatışmaları işlerken bize bu umudun kapısını da aralıyor. Spoiler vermeden hislerimi aktarmak gerekirse; bu roman sadece bir hikaye anlatmıyor, okurun kendi içine bakması ve içindeki umudu yeşertmesi için bir ayna tutuyor. Umarım herkes bir gün o geçmişin
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,7bin okunma
3/10
·424 syf.··
2026 49. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 19:33
Helloooo Okuduğunuz ve asla sevmediğiniz evlat olsa sevilmez dediğiniz tüm o kadın karakterleri unutun! Size onlardan daha ama çok daha beterini getirdim. Allah sizi inandırsın adını bile anmak bana işkence gibi geliyor o yüzden ismini telafuz etmeyeceğim. Ama şu kadarını bilin bu kitabın kadın karakteri berbat ötesi berbat! Yani yazar bu kadar antipatik bir karakteri neden yazar diye sorgulamıyorum da artık. Belki bir ihtimal kitap güzel olabilirdi ama karakterler o kadar kötü yazılmış ki kurgu herşekilde gölgede kaldı. Arturo'yu da sevmedim sevemedim, ismi lazım değili o kadar tolere etti ki koca bir neden ile bitirdim kitabı! İlk kitaplar ne kadar güzeldi halbuki! Sayfa sayıları çoğaldıkça yazarcığım daha çok saçmalıyor. Tek tesellim ne biliyor musunuz? Serinin bitmesine son bir kitap kaldı. Ve evet ben onu da alacağım. On bir kitabı almış okumuş insanım son kitapla finalide pekâla paşalar gibi yaparım. Hep söylüyorum yine söyleyeceğim. Serinin ilk kitapları çok güzel inanıyorum ki okursanız seversiniz. Ama son kitapları önerme konusunda çok çekincelerim var. O yüzden ilk kitapları alın OKUYUN ve OKUTUN Ama son kitapları çokça düşünerek karar verin. KitapRüyasından Sevgilerle
Tutkulu KaoslarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 202642 okunma
okuyun
10/10
·824 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 14:54
Ne yalan söyleyeyim, bu kadar derin bir hikayeyle karşılaşmayı beklemiyordum. Kitabı okumadım, yaşadım desem yeridir. Çünkü yazarın kalemi ve yarattığı sinematografi öylesine güçlü ki kendimi Leningrad'ın karla kaplı sokaklarında yürürken, siren sesleri arasında nefes almaya çalışırken ve karakterlerin yaşadığı her duyguyu iliklerime kadar hissederken buldum. Kitabın bu kadar çok okurun kalbinde iz bırakmasının sebebi bence bu. İçimden bir ses kitabın dizi ya da filminin yapılacağını söylüyor. Olaylar, Almanya'nın 1941 yılında Sovyetler Birliği'ni işgal etmesiyle başlıyor. Herkes ekmek ve yiyecek kuyruklarında beklerken, Tatyana kendine bir dondurma alıp otobüs durağında oturuyor. Tam da o sırada Kızıl Ordu subayı Alexander Belov ile karşılaşıyor. Elbette birbirlerine âşık oluyorlar; fakat aralarında büyük bir engel var: Tatyana'nın ablası Daşa. Daşa, Alexander'a takıntılı bir şekilde âşık ve ne yazık ki Alexander ile Tatyana'dan önce tanışmış. Karşılaşma sahnesini ve sonrasında iki karakter arasında gelişen diyalogları son derece güçlü, samimi ve etkileyici buldum. En sevdiğim karakter ise Tatyana oldu. Bazı okurlar onun davranışlarını çocukça ve aptalca bulmuş. Ben buna kesinlikle katılmıyorum. Kitaptaki en olgun ve en güçlü karakterlerden biri Tatyana'ydı. Üstelik henüz 17 yaşında olduğunu da unutmamak gerek. Onun yaşında birinin vereceği tepkileri yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerektiğini düşünüyorum. Daşa'ya sinirlendiğim yerler oldu ama bu öfkem Alexander'la ilgili değildi. Tatyana'yı sürekli küçümsemeye çalışması, onu geri planda bırakması ve yer yer iğneleyici tavırları sinirime dokundu. Yine de aldatılmayı hak ettiğini düşünmüyorum. Ama garip bir şekilde Alexander'ı kitabın ortalarına doğru bu konuda suçlamayı bıraktım ve davranışının arkasındaki
Bronz AtlıPaullina Simons · Pegasus Yayınları · 20161,559 okunma