Büyülü gerçekçi bir dille yazılmış bir çocuk kitabı. Zeynep yaşadığı sokağa perçemin gelmesiyle olaylar başlar. Bir dayanışma içerisinde perçem ile olan mücadele anlatılır.
Sevgi Soysal edebiyatıyla tanışmak için Tutkulu Perçem’den daha iyi bir kapı olamaz. Bu kitap, aynı zamanda 1950 kuşağının o boğucu, sıkışmış ve anlam arayan atmosferinin genç bir kadın kaleminden çıkan en lirik çığlığıdır.
Kitap, "Şeylerdeki şeyler işte" diyerek başlıyor; daha ilk cümleden bize eşyaların, alışkanlıkların ve toplumsal normların ağırlığını hissettiriyor ve Sevgi Soysal, bu öykülerde dış dünyayı değil, dış dünyanın bireyin iç dünyasında yarattığı o tuhaf sarsıntıları anlatıyor. Masalar, perdeler ve duvarlar sadece nesne değildir; karakterlerin üzerine çöken, onları belirli rollere hapseden birer prangadır.
Tutkulu Perçem’in kadınları; ütü yapmaktan, misafir ağırlamaktan veya toplumun onlara biçtiği "iyi eş" gömleğinden sıkılmış, bu dar kalıpları bir perçem gibi savurup atmak isteyen kadınlardır. Yazar, kadının özgürleşme arzusunu militan bir dille değil, varoluşsal bir huzursuzlukla işlemiş.
Tutkulu Perçem’i okurken Soysal’ın o meşhur "alaycı" ama "hüzünlü" üslubunun tohumlarını görürsünüz. Klasik hikaye kurgusuna, giriş-gelişme-sonuç kalıplarına adeta "dil çıkartır". Anlatımı akışkandır, yer yer soyuttur ve okuru bir olay örgüsünden ziyade bir duygu durumunun içine çeker. Kelimelerle oynamayı, eşyalara insani vasıflar yüklemeyi (teşhis) ve gerçekliği bükmeyi çok sever.
Öykülerde hakim olan duygu "bunalım" gibi görünse de, Soysal bu bunalımın içinden bir yaşama sevinci ve eylem arzusu çıkarmayı başarır. Karakterler düşecek gibi olurlar ama yazıya, hayallere veya o "tutkulu perçemlerine" tutunarak yürümeye devam ederler.
Tutkulu Perçem, Sevgi Soysal’ın sonraki yıllarda yazacağı Tante Rosa veya Yenişehir'de Bir Öğle Vakti gibi dev eserlerinin müjdecisidir. Eğer siz de bazen odanızdaki eşyaların üzerinize geldiğini hissediyor, hayatın rutininden ve
Herkese selamlar
Bugun size #tudorrose serisinin üçüncü ve son kitabi olan #asktavesavasta #atthequeenssummons yorumu ile geldim. #tudorgülüüçlemesi serisini nihayet bitirdim (şükürler olsun). Historical okumayi seviyorum diye zamaninda konu ve yorumlara bakmadan buldugumu alırsam boyle olur.
Bir an ne kitap ne de seri bitmeyecek sandım, icim sisti tuhaf anlatım yuzunden. Ilk iki kitapta bu anlatimi dogru hissetsem de bu kitapta hic sevemedim. Kitap akmadı ve bir an okuma yavasligina beni sokacak sandim. Cidden anlatım tarzi beni yordu (ceviri sorunu da olabilir bilmiyorum).
Bu kitaptan İrlanda'li bir klan sefi var diye umudum vardi ama maalesef bu da olmadı. Vasat bir kitaptı. Genel olarak seriye baktığımda da vasat bir seriydi. Bana keyif vermedi. Hele ki bu kitaptaki kadin karakter cok anlamsiz tavirlari olan biriydi. Ne yaptıklarından ne de dediklerinden birsey anladım. Neden yani ikide bir adama seni sevmiyorum deyip durdu mesela çözemedim, halbuki o anda adamin uzerine atlamış durumdaydi. Adam deseniz surekli bir gurur abidesi gibi hallere girmeye çalışan cocuk gibiydi. O da habire kendimi halkıma kurban edecegim deyip küsüp durdu olana bitene. Valla anlam veremedim, değişik halleri vardi Aslinda belki guzel islenseydi tipine duruşuna konumuna hayran olunabilirdi. Kadin karaktere karşı da cok sevgi dolu, anlayışlı, düşünceli halleri vardi. Ama nasil basardiysa yazamamıştı.
Tum seri birbiriyle bağlantıliydi ve yaşananlar son kitapta bir trajediyi barindiriyordu. En başından bu yana yazarın buldugu konuyu cok begendim. Fakat olmamislik sorunu yuzunden satırlar akmadı. Yine hizli ilerleyen bir hikaye akisi vardı ve yine duygu yonu cok eksikti. Sanirim seride en az sevdiğim kitap bu oldu.
Kitap Oliver ve Lark'in kayıp kızı Pippa'nin hikayesini konu edinmisti.
#GülGüleryüzkalemindenortakyorum
#AltınKızlar
#Okudukbitti
KAİROS
JENNY ERPENBECK
384 SAYFA
"Aşkı ölümlerin yüreğine kim düşürür? Eros mu, uğurlu anların tanrısı Kairos mu?"
Biz, Azime Matlı , Lider Ersan , TC Arzu Ortaören , Münevver Geniş , Bahar Esen ve ben Gül Güleryüz , Şubat ayında JENNY ERPENBECK 'in KAİROS adlı romanını okuduk.
Kairos, sözcük anlamıyla kaçırılmaması gereken en uygun zamanı ifade ediyor. Antik Yunan'da zaman için iki kelime vardır: Biri, Kronos (Zeus'un babası), zaman tanrısı, diğeri, Kairos (Zeus'un en küçük oğlu) , fırsatlar ve anlar tanrısı. Ezop şöyle der Kairos için: "Keldir ama önünde bir perçemi vardır ve çok hızlı koşar. Onu önden tutup kavrayabilirsin ama ilerledikten sonra onu Zeus bile tutamaz."
Jenny Erpenbeck, 1967 Doğu Berlin doğumlu. yine Doğu Berlin'de geçen roman, insanın aklına, kitapta otobiyografik öğeler olduğunu düşündürüyor ister istemez.
1986 yılında Hans ile Katerina tanışırlar ve görür görmez de aşık olurlar birbirlerine. Katerina Hans'ın kızı yaşındadır ve üstelik Hans evlidir. Gİderek toksik bir hale gelen ilişkiyi okurken sürekli kızmak, sinir olmak durumunda kalıyor insan. Öfkenin çoğu Hans'a ama Katharina'ya da "Neden?" sorusunu soruyor, ona da kızıyoruz.
Kitapta bir yandan bu ilişkiyi tırnaklarımızı kemirerek okurken bir yandan da Berlin duvarının yıkımıyla ve iki Almanya'nın birleşmesiyle sonuçlanacak o tarihi günlere/ olaylara tanık oluyoruz.
Romanın arka kapağında şöyle yazıyor: "Kairos, siyasi ve toplumsal gerçekliğin kendini bireyin özel alanına nasıl dayattığını anlatan sarsıcı bir roman."
Kitap 2024 Uluslararası Booker ödülünü almış ve çevirmen Ragıp Minareci de Türkiye'de bu çevirisiyle ödül almış.
Her ne kadar kahramanlara kıza kıza bu kitabı okumuş olsak da herkese öneriyoruz. Akıcı,
KairosJenny Erpenbeck · Can Yayınları · 20231,116 okunma
Tezgahtaki kitapların çoğu ikinci eldi. Alman ve Rus edebiyatına ait birçok kitap aldım. Aziz Nesin'in şehre geleceğinden bahsediyordu öğrenciler. İzmir'de imza günü varmış. Keşke, dedim, ben de bir kitap imzalatabilseydim bu boyu küçük, sanatı büyük ustaya. Fakir Baykurt'un Eşekli Kütüphane kitabı takıldı Gözüme. Nicedir listenin ilk beşindeydi. Sonra tam Sabahattin Ali'nin Değirmen'ine elime alıyordum ki yumuşak bir ses duydu yüreğime.
#sayfakırkaltı
.
Bir koca kampüsünün önüne geldiğimizde, polislerin kurduğu barikatın önünde birikmiş başörtülü kızların tekbir sesleriyle katıldıkları protestolarıyla karşılaştık. Başıma öylesine taktığım örtünün önünden çıkan perçemi toplayıp Zeynep'e baktım. Zeynep:" Eşarbını bana ver kuzum." dedi. Başımdan sıyırıp çıkarttığım çiçekli eşarbın akıbeti Zeynep'in güvenli elleri değil çöp kutusu oldu. Bu kalabalığın başörtüsü ile üniversite önünde eylem yapması zoruma gitmişti.
#sayfaseksenaltı
.
Ne zamana kadar sürecek bu kavga? İnsanlığın kökünü kazıyana kadar mı? Sonu gelmeyen bir savaşın içinde hapsolmuş insan yığınlarının meşrep kavgaları ne kadar acınası.Allah inancı demek vicdanın dile geldiği yer demek. Öyleyse nereye kayboldu inancımız? Vicdanı nerede kaybettik? Ne diye kardeş katli için boyna fermanlar yazıp duruyoruz ? Yoksa bu hâlâ Yezid hükümdarlığı da bizim mi haberimiz yok!
#arkakapak
#softalarşehri #yelizkılıç #gecekitaplığı #efendimahallesi #biryerdekitaplarıyakıyorlarsa #gönlümünsadıkbekçisi #secdedeölenadam #kurtarbenizeynep #üniversite #başörtüsü #cemaat #cihatiletaşüstündetaşbırakmayacaklar #ahtopotunkolları #tehlikelibirşekildeuzarken
Yeliz kılıç
Softalar ŞehriYeliz Kılıç · Gece Kitaplığı Yayınları · 202418 okunma
Kitapta 18 yaşında bir genç kız ile kızın babasından bile 10 yaş büyük 50li yaşlardaki evli bir adamın aşk hikayesini ön plana alarak, Doğu ve Batı Almanya’daki toplumların yaşamlarını, Berlin duvarının yıkılması, komünizmden kapitalizme geçiş süreci, benzer gibi görünen ancak belirli yönlerden de çok farklı iki toplumun birlikte yaşamaya entegrasyon süreçlerini anlatıyor. Bol bol klasik müzik, tiyatro ve sanat eserleri içeriyor kitap.
Yazar kitabın başında hikayenin sonunu vererek bir şekilde merak unsurunu kitap boyunca canlı tutmayı başarmış ancak aralarındaki yaş farkı bu kadar büyük olan iki insanın saplantılı aşkını okumak yer yer epey zorlayıcıydı. Hele bir de kızın aile bireylerinin kızda oluşan psikolojik sorunları görmelerine rağmen pek de duruma müdahil olmamaları ayrı bir rahatsız edici unsurdu. Kitabın sonunda keşke kızın nasıl adamdan uzaklaşabildiği ve şu anki yaşamı hakkında biraz daha bilgi sahibi olabilseydik okur olarak belki içimize birazcık su serpilirdi diye düşünüyorum.
Yazarın diyalog oluşturma biçimini beğendim. Bölümlerin kısa kısa olması ve paragrafın bir kızın bir adamın hayatına geçiş için kullanılması beğendiğim bir ayrıntıydı. Bence yer yer karakterlerin kafalarının içinde gezinmek anlatımı daha derinleştirmiş. Bir olayın kız ve adam tarafından nasıl algılandığını görmek açısından güzel bir teknik olmuş. Bütün bunlara rağmen çok içine giremediğim, bitirdiğimde bir yarım kalmışlık hissi oluşturan bir anlatıydı.
Yunan tanrısı Kairos bilmediğim bir ayrıntıydı. İnsanın yaşantısında müdahale edebileceği ve kullanabileceği fırsatları taşıyan An'lara Kairos denmekteymiş. Ezop’a göre Kairos ''Keldir ama önünde bir perçemi vardır ve çok hizlı koşar. Onu önden kavrayıp tutabilirsin ama ilerledikten sonra onu Zeus bile yakalayamaz.'' Hayattaki
KairosJenny Erpenbeck · Can Yayınları · 20231,116 okunma