Sevgili, kendim.
şu anda zor bir dönemden geçtiğinin farkındayım, düşünce hastalığının pençeleri yakana her zamankinden sıkıca yapışmış, artık canını acıtıyor. bunu sana yaptığım için özür dilerim.
bizim için birilerinin her şeyi olmak her zaman çok önemliydi çünkü her zaman ikinci plandaydık, her zaman bilmediğimiz şeyler vardı, her zaman bizden saklanan şeyler vardı, sonradan eklenen hep bizdik, gölgede unutulan da. bu takıntının canımızı çok acıttığını biliyorum. elimi tut, iyileşmeye çalışalım. bunun ikimize de iyi geleceğini biliyorum.
üstündeki bu melankolinin kalkmasını çok istediğimi biliyorsun, bunun için çabaladığını ya da çabalamaya çalıştığını da ben biliyorum. artık hayat öyle bir halde ki her şey karma karışık bir düzen içerisinde ve bu karışıklık ilerde hayatını çok zora sokacak olsa bile üstümüzdeki vurdumduymazlık (evet bunu bedbaht olmak olarak nitelendirmezdim asla, tamamen bir vurdumduymazlık) havasını atamıyoruz. atmamız lazım. bunun için bir şeyler yapmanın ve artık parlamanın vakti geldi.
insanlar gerçekten garip canlılar bunun ikimiz de farkındayız. ne yaparsan yap senden hoşlanmayacak bir şey illaki bulacaklar, hep senden daha iyi olan birisi çıkacak karşına ne yazık ki. ama bunlar senin iyi olmadığına delil değildir. kendi başarını ve benliğini başkaları üzerinden/yüzünden sorgulama.
yolun başındasın, hiçbir şey için geç değil.
Sevgilerimle, ben.
"Sizi sevmemeye mahkûm olduktan sonra ben nasıl yaşarım? Fakat sizi böyle sevmek, ayaklarınızın altında bahtiyarlıktan ölerek, ölmekten bahtiyar olarak sevmek..."
insanlık tarihi boyunca ait olmaya çalıştık. dinler, burçlar, mezhepler, topluluklar... sürekli kendimiz gibi düşünen insanlar aradık ve onlarla bağlanmak için elimizden geleni yaptık. tüm olay aitlikte bitiyor aslında. onu hissedemeyince, kaybetmeye başlıyorsunuz, ya da öyle hissediyorsunuz.