İNSAN MUTLULUĞUN İKİ TEMEL DÜŞMANI: ISTIRAP VE CAN SIKINTISI
"İnsan Mutluluğunun İki Temel Düşmanı: Istırap ve Can Sıkıntısı" başlıklı bölüm, yazarın kötümser felsefesinin en özlü ve çarpıcı özetlerinden birini sunmaktadır. Schopenhauer, insanın temel trajedisini "istek" ve "doyum" arasındaki döngüye oturtur. Hayat bu iki kutup arasında gidip gelen bir salınımdır: Istırap: Bir şeye duyulan ihtiyaç karşılanmadığında ortaya çıkar. İnsan, arzuladığına ulaşamadığı sürece acı çeker. Can Sıkıntısı: İhtiyaçlar karşılandığında ve arzular doyurulduğunda ise insanı boşluk ve anlamsızlık duygusu, yani can sıkıntısı karşılar. İnsanın Trajik Konumu Yazarın bu metindeki temel tezi, insanın mutlu olmasının neredeyse imkansız olduğu üzerinedir. Çünkü ihtiyaç duyduğumuz her şey bizi ıstıraba sürüklerken, bu ihtiyaçları karşılayıp rahata kavuştuğumuz anda ise hayatın anlamsızlığı ile yüzleşip can sıkıntısına düşeriz. Schopenhauer, bu durumu hayatın bize sunduğu kaçınılmaz bir "sarkaç" olarak nitelendirir. Bu bölüm, modern insanın sürekli bir "daha fazlasına sahip olma" arzusunun aslında neden bir mutluluk getirmediğini felsefi bir derinlikle açıklar. Schopenhauer, dış dünyadaki nesnel faktörlerin (yokluk veya bolluk) içsel dünyamızdaki bu temel çatışmayı çözemeyeceğini, çünkü "can sıkıntısı" ve "ıstırabın" özünde insan doğasının kaçınılmaz bir parçası olduğunu savunur. Bu bölüm, Schopenhauer’in diğer eserlerinde de işlediği "irade" kavramının insanı nasıl sürekli bir tatminsizliğe sürüklediğinin, son derece net ve edebi bir dille ifade edilmiş halidir. Okuyucuya, insanın arayışlarının neden çoğu zaman hüsranla sonuçlandığına dair sarsıcı ve gerçekçi bir perspektif sunar.
Kesin doğrular ya da değişmez gerçekler yoktur sadece bizim olaylara getirdiğimiz derin yorumlar perspektif ve kendi gücümüzü inşa etme biçimlerimiz vardır.
İnsan ve Duygular
Reklam
Gelecek için bir tarihi perspektif
Tarih, geleceği belirlemez ama geçmişini tanıyan topluluklar geleceği daha bilinçli ve daha sorumlu biçimde inşa edebilir.
Sayfa 137·Kitabı okudu
Alıntı
Bir süre daha uğraştıktan sonra defteri kendisinden biraz uzakta tutarak testten geçirir gibi resme baktı. Hasır koltuğun hayli kötü çizilmiş olduğunu gördü. Hışımla yeni bir çizgi çekti, ardından sinirli sinirli gözlerini koltuğa dikti. Olmamıştı. Kızıp içerledi. "Seni iblis hasır koltuk seni!" diye yükseltti sesini çileden çıkarak. "Senin gibi kaprisli bir hayvanı ömrümde görmedim." Koltuk biraz gıcırdadı ve hiç istifini bozmayarak şöyle karşılık verdi: "Hey, sen bir baksana bana! Neysem oyum ben! Bundan böyle de değişeceğim yok!" Genç adam koltuğu ayağının ucuyla itti. Koltuk geriye çekti kendini. Öncekinden bambaşka bir görünüm kazanmıştı şimdi. "Senin gibi salak koltuk olursa!" diye sesini yükseltti yeniden. "Çarpık, eğri büğrü olmayan bir yerin yok ki!” Hasır koltuk gülümsedi biraz ve yumuşak bir sesle şöyle dedi: "Perspektif delikanlı, perspektif!" Genç adam fırlayıp ayağa kalktı. "Perspektif ha!" diye bağırdı ateş püskürerek. "Şimdi de koltuk olacak bu köftehor kalkmış bana ateş püskürerek. "Şimdi de koltuk olacak bu köftehor kalkmış bana ders veriyor! Perspektif benim işim, senin değil, anladın mı! Yaz bunu kafana!" Koltuk bir şey söylemedi artık. Genç ressam birkaç kez sert adımlarla odanın içinde gidip geldi. Derken sopayla odanın zeminine vuruldu. Yaşlı bir adam, gürültüye katlanamayan bir bilgin kalıyordu aşağıda. Genç ressam oturdu, son yaptığı portresini karşısına aldı. Ama hoşuna gitmedi portre. Gerçekte kendisinin portredekinden daha sevimli ve ilginç bir görünümü vardı, bu da yalan değildi.
Alıntı
“Şeyleri olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz.” -Anais Nin
1000Kitap
Çünkü bakış açısı dediğimiz şey bir düşünceden ibarettir ve düşünceler hem şeytanın hem de dışsal etkenlerin etkisiyle çok kolay manipüle edilebilir. Bu sebeple insanlar bizi sevsin, hakkımızda iyi düşünsün diye sürekli onların beklentilerine göre şekil değiştirmeye kalkarsak bir bukalemun gibi oluruz; kimliğimizi, benliğimizi kaybederiz. Unutmamak gerekir ki bizim hakkımızda bakışı gerçekten önemli olan tek varlık Allah’tır. O’nun nazarındaki değerimiz, insanların zihinlerinde oluşan geçici ve değişken kanaatlerden çok daha hakiki ve kalıcıdır.
Reklam
Reklam