Kendim ile yüzleşmekten kaçmanın verdiği bu huzursuz havanın son bulduğu anlarımdır bunlar.
Çakıllara basarak yürüdüğüm yolun bitiminde bir dükkan çıkıverdi karşıma. Değişik, ilk defa gördüğüm bir yer. Genelde bu yolu canım sıkıldığı zaman taşların çıkırtılı sesini dinlemek için kullanıyorum. Lakin hiç bu dükkanı görmedim öncesinde. Boy boy camlar var önünde. Anlamıyorum ne yapar bu kadar camı bir dükkan?
Az ilerliyorum ne olduğunu anlamak için bir tabela bakmaya doğru ve karşılıyor beni o tabela. Kocaman harflerle AYNACI yazılmış. Altında da ufak bir yazı ile isim.
Tam yoluma devam edecekken bir dürtü çekiyor beni yüzleşme dürtüsü. Dönüyorum dükkanın önüne.
Boy boy aynalara bakarken bir tanesi dikkatimi çekiyor. Bu diğerlerine kıyasla küçük. Sadece yüze odaklı.
Uzunca bakıyorum yüzüme. Sağ yanağımdaki gamze beliriyor ışık tufanıyla beraber. Ne zamandır aynaya bakmıyorsam (belki de gülmediğimden) unutmuşum bu küçük çukurun varlığını. Sahi insan aynaya kendisi için mi bakar? Yoksa diğer aynasızların ona yansıttığı algılarla mı? Göz altlarıma, alnıma, saçlarıma, uzun uzun baktım bu sefer. Ben buydum. Herkes ile aynı gibi gözüken, ama gözlerimin arkasındaki ışıkla, saçlarıma taktığım yalnızlıkla ve alnımda yazılı defterimle. Yüzleşmem buydu. Yıllardır başaramadığım yüzleşmem sonunda gelmişti.
-Alacak mısın aynayı, iki saattir bakıp duruyorsun imâlı imâlı.
Aynacıydı seslenen. Tabelaya gözüm çarptı tekrar altındaki isim yazılı küçük kısma.
- Sen daha yüzleşmedin mi aynalarla?
Cevap vermeden karşısında bir deli varmış gibi tuhaf tuhaf bana bakmaya başladı.
-Sen de haklısın, bu kadar çok ayna varken hangi biriyle yüzleşesin? İçindeki bu korkuya tebelleş olan bazı şeyler bulman gerekti. Bunu da aynaları satarak bulmuşsun.
Aynacının kafası iyice karışmıştı belli ki. Daha fazla