Arthur Schopenhauer
filozof Berlin Charite'yi ziyaret etmiş, orada şu gözlemi yapmıştı: " ... sıkça tekrarladığım tımarhane ziyaretlerimde, tekil özneler aşikar bir şekilde büyük yeteneklerle donatılmıştı. Dehaları, deliliklerinden belirgin bir şekilde ayrılmış ve tamamen üste çıkmıştı." Schopenhauer, dehanın kendisinin deliliğe eğilimli olduğunu, Rousseau ve Byron gibi adamların biyografilerini okumakla derlenebilecek şeylerin olduğunu gözlemiş ve deha ile delilik arasındaki bağ Platon tarafından Phaedrus'ta ve adı kötüye çıkmış mağara alegorisinde not edilmişti. Işığa girmek için karanlığı terk edenler, şeyleri, İdeaları gerçekte oldukları gibi deneyimleyenler artık karanlıktakileri algılayamazlar ve böylece mağara adamlarına deli gibi gözükürler.
Biyografi
Phaedrus'un Nitelik dediği şeyi Sokrates hareketli, her şeyin kaynağı ruh olarak niteler. Çelişki yoktur. Aslında birci felsefelerin temel terimleri arasında asla çelişki olamaz. Hindistan'daki Bir, Yunanistan'daki Bir ile aynı olmak zorundadır. Eğer öyle değilse iki ortaya çıkar. Birciler arasında tek anlaşmazlık Bir'in sıfatlarıyla ilgilidir, Bir'in kendisiyle değil. Bir her şeyin kaynağı olduğuna ve her şeyi içine aldığına göre o, böyle terimlerle tanımlanamaz, çünkü onu tanımlamak için neyi kullanırsanız kullanın, kullandığınız şey daima Bir'in kendisinden daha az bir şeyi anlatacaktır. Bir, yalnızca hayal gücüyle, söz sanatlarının, benzerliklerin kullanılması yoluyla, alegorik olarak betimlenebilir. Sokrates bir cennet ve dünya benzetmesi kullanır; burada kişilerin, iki atın çektiği bir savaş arabasıyla Bir'e nasıl götürüldükleri gösterilir.
Sayfa 398
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Platon neden yaptı bunu? Phaedrus Platon'un felsefesini iki sentezin ürünü olarak gördü. İlk sentez Herakleitoscularla Parmenides yandaşları arasındaki farkları çözmeye çalışıyordu. Her iki kozmolojik okul da Ölümsüz Hakikati üstün tutuyordu. Arete'nin tabi olduğu Hakikat uğruna, Hakikatin tabi olduğu areteyi öğreten düşmanlarına karşı, giriştiği savaşı kazanmak için Platon'un önce Hakikate inananlar arasındaki çatışmaları çözüme bağlaması gereklidir. Bu amaçla; Ölümsüz Hakikat'in, Herakleitos yandaşlarının sandığı gibi yalnızca değişim olmadığını söyler. Ama Parmenides yandaşlarının sandığı gibi salt değişimsiz de değildir, der. Bu her iki Ölümsüz Hakikat, değişmeyen İdealar ve değişen Görüntüler olarak birarada bulunur. Bu nedenle Platon, örneğin "atlık" ile "at"ı birbirinden ayırmayı gerekli görür ve atlığın gerçek, değişmez, doğru ve hareketsiz olduğunu; atın ise önemsiz, geçici bir görüngü olduğunu söyler. Atlık saf İdeadır. Görünen at, değişen Görüntülerin bir toplamıdır; akabilir, istediği yere gidebilir ve hatta bir Ölümsüz İlke olan atlığı rahatsız etmeyecek bir şekilde ölebilir ve eski tanrıların yolunda sonsuza dek devam edebilir. Platon'un ikinci sentezi, Sofistlerin aretesini bu İdealar ve Görüntüler ikiliğinin içine çekmektir. Ona en onurlu yeri verir, üzerinde yalnızca Hakikat ve Hakikate varmanın yöntemi olan diyalektik bulunmaktadır. Fakat İyi'yi en yüksek İdea yaparak İyi ile Doğru'yu birleştirme girişiminde Platon yine de diyalektik tarafından belirlenmiş hakikat ile arete'nin yerini gasp etmektedir. İyi bir kez diyalektik bir idea olarak sınırlandı mı başka bir filozofun gelip diyalektik yöntemlerle, arete'nin yani İyi'nin; şeylerin "doğru" düzeni içinde, diyalektiğin iç işleyişine daha elverişli, daha alt bir düzeye düşürülmesinin daha yararlı
Sayfa 390
Phaedrus araştırdı, ama daha önceleri İyi'den söz eden kozmolojiste rastlamadı. Bu, sofistlerden gelmeydi. Aradaki fark, Platon'un İyisi değişmez, ebedi ve hareketsiz bir İdea iken retorikçiler için hiç de İdea değildi. İyi, gerçekliğin bir biçimi değildi. Sürekli değişen; sabit ve katı bir tarzda sonuna dek hiç bilinmeyen gerçekliğin kendisiydi.
Sayfa 390
Ama neden? diye sordu Phaedrus. Neden arete yi yok ettiler? Neredeyse bu soruyu sorduğu anda yanıtı da geldi. Platon arete'yi yok etmeye çalışmamıştı ki. Onu kapsül içine almıştı; sürekli, değişmez bir İdea yapmıştı ondan; onu katı, hareketsiz bir Ölümsüz Hakikaťe çevirmişti. Arete'yi her şeyin en yüksek biçimi, en yüksek İdea'sı, yani "İyi" yapmıştı. Areté, daha önce olmuş her şeyin sentezinde, yalnızca Hakikat'in altındaydı.
Sayfa 390
Phaedrus "kendine karşı görev" tanımıyla da büyülendi sanki; bu bazen Hintçe "Tek" olarak tanımlanan Sanskritçe sözcük dharma'nın neredeyse tam çevirisiydi. Hintlilerin dharma'sıyla Greklerin "erdem"leri aynı olabilir miydi? Sonra Phaedrus, o bölümü yeniden okumak için büyük bir itki duydu ve öyle yaptı ve sonra... bu da ne?! "Bizim 'erdem' diye çevirdiğimiz şey Grekçe'de 'mükemmellik'tir." Şimşek çakıyor! Nitelik! Erdem! Dharma! Sofistlerin öğrettiği işte bu! Ahlaki görecelik değil. Eski "erdem" değil. Aretê. Mükemmellik. Dharma! Akıl Kilisesi'nden önce. Tözden önce. Biçimden önce. Zihin ve maddeden önce. Diyalektikten önce. Nitelik mutlaktı. Batı dünyasının o ilk öğretmenleri Niteliği öğretiyorlardı ve bunun için seçtikleri araç retorikti. Yaptığı şey başından beri doğruydu.
Sayfa 388