Puan vermedi·408 syf.··
2026 74. kitabı
Rüya Ev’i elime aldığımda birkaç bölüm okuyup bırakırım diye düşünmüştüm. Ama kendimi gece yarısını geçmiş halde hala sayfaları çevirirken buldum. Açıkçası beni bu kadar içine çekeceğini hiç tahmin etmiyordum. Adam ve Jess’in hayallerindeki eve taşınmasıyla başlayan hikaye, evde gizli bir oda bulmalarıyla birlikte tamamen farklı bir hal aldı. O andan sonra merakım iyice arttı. Odada bulunan eşyalar, ortaya çıkan mesajlar ve peş peşe gelen detaylar yüzünden kitabı bırakmak istemedim. Hatta okurken birkaç kez dönüp önceki bölümlere baktım. Çünkü başta önemsiz gibi görünen bazı ayrıntılar ilerleyen sayfalarda karşıma tekrar çıktı. O anlarda yazarın bazı şeyleri en başından beri yerleştirdiğini fark etmek hoşuma gitti. Kitapta en sevdiğim şey ise kime güveneceğimi bir türlü bilememem oldu. Bir karakterden şüphelenmeye başlıyorum, birkaç bölüm sonra fikrim tamamen değişiyordu. Ben bir şeyleri çözmeye çalıştıkça kitap önüme yeni sorular çıkardı. Sonlara doğru olanlar da peş peşe gelmeye başladı. Özellikle Jess’in başının belada olduğu bölümlerde kitabı elimden bırakmak istemedim. Bir bölüm daha okuyayım derken sürekli devam ettim. Bir noktadan sonra ev sadece olayların geçtiği bir yer gibi gelmemeye başladı. Evle ilgili yeni şeyler öğrendikçe merakım daha da arttı. Duvarların arkasında ne saklandığını öğrenmek, karakterlerin yaşadıkları kadar ilgimi çekti. Gerilim ve gizem okumayı seviyorsanız bence bir bakın derim. Ben okurken sürekli tahmin yürüttüm ama kitap çoğu zaman beni yanılttı. Son sayfaya geldiğimde ise her şey yerine oturmuştu.
Rüya EvT. M. Logan · The Kitap Yayınları · 2025169 okunma
İzler kalır
10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Çok güzel ve çok dramatik bir aşktı ikinciye de yakın zamanda başlayacağım. Hatta bir alıntı sana aşıktım ama bunu yüzüne söyleyemedim Buda benim ayıpım olsun Sude B. tebrik ederim seni sude ablam Sude B.
Aşk
İzler KalırSude B. · Pukka Yayınları · 20241,875 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Böyle Buyurdu Zerdüşt: Uçurumun Üzerindeki İp
Puan vermedi
Bu kitabı bitirdiğimde Nietzsche'nin fikirlerini öğrenmiş olmaktan çok, kendi içimde sakladığım sorularla yüzleşmiş hissettim. Çünkü Zerdüşt, bana dünyanın ne olduğunu anlatmıyor; benim kim olduğumu sorgulatıyor. Friedrich Nietzsche burada bir ahlak öğretmeni gibi konuşmaz. Bir peygamber gibi de konuşmaz. Daha çok, insanın üzerine örttüğü bütün yalanları tek tek kaldıran acımasız bir arkeolog gibidir. Onun kazdığı yer tarih değil, insan ruhudur. Kitabı okurken sürekli şu düşünceye döndüm: İnsan gerçekten kendi hayatını mı yaşar, yoksa kendisinden beklenen hayatı mı? Nietzsche'nin "sürü ahlakı" dediği şey tam da burada ortaya çıkıyor. Çoğumuz özgür olduğumuzu düşünürüz; fakat inançlarımızın, korkularımızın, ideallerimizin ne kadarının bize ait olduğunu sorgulamayız. Zerdüşt bana, insanın en büyük hapishanesinin duvarlar değil, alışkanlıklar olduğunu hatırlattı. Üstinsan kavramını da hiçbir zaman güç ya da üstünlük meselesi olarak okumadım. Benim gözümde Üstinsan, kendisini sürekli aşmaya çalışan insandır. Dün inandığı şeyi bugün eleştirebilen, kendi hakikatini yeniden kurabilen, konforunu değil dönüşümünü seçebilen insan... Çünkü Nietzsche'nin dünyasında insan tamamlanmış bir varlık değil, sürekli oluş hâlindeki bir ihtimaldir. Kitabın en sarsıcı tarafı ise bana göre ebedî dönüş düşüncesiydi. Eğer aynı hayatı sonsuz kez yaşamak zorunda olsaydım, buna razı olur muydum? Bu soru ilk bakışta metafizik görünür ama aslında bütünüyle etik bir sorudur. Çünkü insanın yaşamına verdiği değer, onun tekrarına vereceği cevapta gizlidir. Ben bu soruyu okurken geçmişime değil, bugünüme baktım. Çünkü tekrar yaşamak istemeyeceğim bir hayatın içinde yaşıyorsam, asıl problem kaderde değil seçimlerimdedir. Nietzsche'nin "Tanrı öldü" sözü de bana hiçbir zaman basit bir ateizm ilanı gibi
Felsefe
Böyle Buyurdu ZerdüştFriedrich Nietzsche · Akış Yayınları · 199447,7bin okunma
Puan vermedi··
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 10:11
5 hikayenin içinde biri beynimden vurdu maalesef. Halbuki niye vuruluyorsun Zweig denildi mi intihar demek zaten. Göbek adı gibi bir şey. İntihar üzerine kafa yorduğum bir şey değil. Eskiden o kadar cesaretli biri değilim derdim şimdi o kadar "..." değilim. Doldurulabilir. Bilemiyorum. Benim hayata bakışım, herhalde Allah'a şükür kaldıramayacağımı yüklemediği içindir, gelen geldiği an, ee şimdi n'apıyoruz? Buradan nereye kırıyoruz? Şimdi hangi kameradayız? Gerçekten böyle. Yoksa kalpten gitmiştim çoktan. Bu hayatta fiziksel imtihanlardan sonra duygusal imtihanlar gelir. Ve bu konuda YL DR değil Prof'um ben. Çünkü . Çünkü uzun hikaye. Bu novella, zengin diyeceğim, bir otelde garson olarak çalışan François adındaki bir gencin yaşantısından onun iç buhranını veriyor. François, otele konaklamaya gelen ve kendisinden sosyal statü olarak çok yüksekte olan aristokrat bir kadına yani bir kontese aşık oluyor ve şahsi kanaatim saçmalıyor. Neden. Aşık olmak kavuşmak demek değil ki. Neden ya. Her sevdiğimizi almak zorunda değiliz. Hem de alamayız ki. Ha uğruna ölecek kadar aşıksan alabilirsin de. O ayrı bir mesele ama almak zorunda değiliz. Kontes bana bakmaz vah beni beni doğru bir yaklşaım değil. HERKES HERKESE BAKAR. Hayatta her şeyin bir yolu vardır. Ben asla gerçekten birbirini seven iki insanın kavuşamayacağına inanmıyorum. Kavuşma yoksa bir taraf eksiktir. BİTTİ. Buradaki durum o bile değil. Kontesi sevmek demek uğruna ölmek demek olabilir mi? Sev ya doya doya sev. Kaburgaların çatlasın öyle sev. Ama ölünce sevemezsin. En sevdiğin şeyi sevmekten neden vazgeçersin? Madem bu kadar güçlü bir duygu sevgi, neden ölmek kadar "an" bir his için vazgeçeyim ????? Şimdi bunu Zweig yazmış ben de allıyorum pulluyorum gibi olmayacaksa; var maalesef böyle şeyler. Bir insanın varlığını
Alıntı
AylakStefan Zweig · İndigo Yayınları · 20191,491 okunma
Uçurtmayı Vurmasınlar
10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 23:30
Uçurtmayı vurmasınlar Bazı kitaplar bitince rafa kalkmıyor, insanın içinde kalıyor resmen.. Filmini yıllar önce defalarca izlemiş, izlerken kimi zaman gülümsemiş, kimi zaman ağlamış, kimi zaman da yaşanan haksızlıklara öfkelenmiştim. Kitabı olduğunu ise çok sonradan öğrendim ve hiç düşünmeden aldım.. Uçurtmayı Vurmasınlar, hapishanede annesiyle birlikte yaşayan bir çocuğun gözünden anlatılan ; aslında büyüklere çok şey söyleyen bir hikâye.. O çocuk kim mi ? Barış Barış’ın masumiyeti, soruları ve dünyaya bakışı insanın kalbine dokunuyor. Okurken film sahneleri de gözümün önündeydi. Ama sayfalarda Barış'la yeniden karşılaşmak bambaşka bir duyguydu. O masum soruları, dünyaya bakışı, anlam veremediği şeyler... Yine burnumun direğini sızlattı, gözlerimi doldurdu, bazen de tüm hüznün arasında tebessüm ettirdi. Kitabı bitirdim ama hemen rafa koyamadım. Dönüp tekrar altını çizdiğim satırlara baktım. Çünkü bazı cümleler okunup geçilmiyor, insanın içinde bir yere yerleşiyor. Bazı hikâyeler yıllar geçse de aynı yerden dokunabiliyormuş insanın kalbine... Ve bazen de uçurtmalar gökyüzünde değil, insanın kalbinde uçmaya devam ediyor... Yorumum ve altı çizili kelimelerim size emanet ️ ︎"Hep çocuklara mı düşer annelere anlayış göstermek,İnci ?" ︎"Ben uyuyormuş gibi yapıyorum. Ama saçlarım ıslanıyor. O zaman anlıyorum annemin ağladığını.Sesimi çıkarmıyorum. Benim anladığımı sezerse daha çok üzülür belki."
1000Kitap
Uçurtmayı VurmasınlarFeride Çiçekoğlu · Can Yayınları · 202417,3bin okunma
İnsanın ruhunda iz bırakan bir kitap
10/10
·576 syf.··
2026 1. kitabı
Dolunayın Kırık Aynasını biz Cariyenin İkinci Hayatı adıyla okuduk iyi ki de okuduk. O zamanlar wattpadde son yarışmada birinci seçilen beş kitaptan biriydi ve o zamanda bu kitabın hakkının verilmediğini milyonluk kitaplardan, artık sıradan gelen hepsi aynıymış hissi veren o kitaplardan farklı olduğunu düşünüyordum hala da öyle düşünüyorum. Baktım yorumları doğru düzgün yok hesap açıp sırf kitap biraz daha görünsün, farklı kitaplarında sesi olsun hep mafya, zoraki evlilik gibi kitaplar dışında da kitaplar görelim. Bunun içinde yazarı desteklemek gerekir. Gelelim kitap incelemesine oldukça uzun bir inceleme yazacağım. Tarihi kurgu ile fantastik unsurları bir araya getiren Dolunayın Kırık Aynası, okuyucusunu yalnızca farklı bir döneme değil, aynı zamanda kaderin yeniden yazılabileceği bir dünyanın içine sürüklüyor. Bazı yaralar zamanla iyileşir, bazıları ise insanın ruhuna kazınır. Dolunayın Kırık Aynası, tam da bu noktadan hareket eden; ihanet, aşk, güç ve intikam temalarını merkezine alan sürükleyici bir tarihi kurgu romanı. Romanın merkezinde, saraya cariye olarak giren genç bir kadın bulunuyor. Hayatı boyunca sevdiği adama güvenen, onun için fedakârlıklar yapan ve geleceğini onunla hayal eden bu kadın, en büyük darbeyi yine sevdiği kişiden alır. Güvendiği adamın ihaneti sonucunda hayatını kaybetmesi, hikâyenin yalnızca başlangıcıdır. Çünkü ölüm onun sonu değil, ikinci hayatının başlangıcı olur. Kahramanımız gözlerini yeniden açtığında geçmişe dönme fırsatı elde eder. Bu kez kaderin kurbanı olmak yerine onu değiştirmeye kararlıdır. Önceki yaşamında yaptığı hataları bilen, insanların gerçek yüzlerini tanıyan ve gelecekte yaşanacak olaylardan haberdar olan genç kadın, sarayın tehlikeli koridorlarında çok daha güçlü bir şekilde yürümeye başlar. Ancak intikam almak
1000Kitap
Dolunayın Kırık AynasıTuğçe Sarıgül · Dokuz Yayınları · 202615 okunma