Nazlı Ilıcak ismine dikkat… Neyse ağzımızı bozmayalım. Değmez.
Nokta operasyonu faşistler ve onların Nazlı Ilıcak, Ahmet Kabaklı gibi kalemşörleri tarafından 'memnuniyetle ve şükranla' karşılanırken, geniş halk kesimlerince ve yazarlarca eleştiriliyordu. Bunlardan biri İlhan Selçuk'tu: "Fatsa'da Halkın Zamanla Yarışı... Fatsa artık bütün Türkiye'de ünlüdür. Bu 20 bin nüfuslu küçük kent, devlet gücünü faşist amaçları için kullanmakta sakınca görmeyenlerin "pilot bölgesidir."
Sayfa 590 - İmge
Tarih
Kara Pilot Albay Aydın Ehlidir anıları
Ovacık'ta ilk zamanlar köy halkı tarlalarına zarar verdiğimiz gerekçesiyle memnun olmadılar. Fakat Harekat başlayınca erzaklarını bizlerle paylaşma yarışına girdiler. Örneğin Hacca Neneyi unutamam. Yanında 3 paket birinci sigarası getirmiş, bana bu cigaraları askerlere ver, benim de onlara yardımım olsun dedi. Ne gereği vardı Hatca Nine, niye masraf yaptın deme gafletinde bulundum. Bunun üzerine Hatca Nine büyük bir hiddetle bacak kadar boyunla, bana akıl vereceğine bunları askerlere ver, yarın geldiğimde vermezsen öteki dünyada iki elim yakanda olur dedi. Hatca Nine'yi görseniz, bakıma muhtaç bir hali vardı ama gönlü zengindi.
Sayfa 242·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kara Pilot Albay Erdal Özden anıları
20 Temmuz sabahı motorlarımızı çalıştırdık. 72 helikopter aynı anda kalkacağız. Komandolar yerleştiler ve saat 6.37 gibi havalandık. Gözlerim askerlere takıldı. Çok heyecanlı olanların dışında, yorgun olanlar çoğunluktaydı. Gece onlar da uyuyamamıştı. Yanlarında 7 günlük kumanyaları vardı. Radyoyu açtım, Ecevit konuşuyordu. Onun sesini duyduk. Harekatın başladığını, hayırlı uğurlu olmasını diliyordu..
Sayfa 235·Kitabı okuyor
Herşey, her yer ve herkes sırıl sıklam, en fenası Özcan Özgür’ün elinde yakılmaya hazır sigara ve ona arkadaş kibrit, sabır sızlıkla dingildiyor. Özcan sigaraya baktı. Pencereden bavula baktı. Bana baktı. Birden ayağa kalktı ve uçağın en arkasından pilot kabinine doğru bağırdı: - Ali Yılmaz’ın amıma koyim! Muhteşem bir sessizlik oldu uçağın içinde. Herkes döndü Özcan’a baktı. Ben de çok şaşırdım. Özcan kadar terbiyeli, efendim’siz konuşmayan bir adamın ağzından böyle bir cümle nasıl çıkabildi? Özcan son darbeyi vurmuş, muzaffer bir gladiyatör gibi oturdu yerine.
Kara Pilot Albay Erdal Özden anıları
Helikopterlerimizde kapı makineli tüfekleri yoktu. İki gün gibi kısa bir sürede helikopterlere MG-3 makineli tüfekler monte edildi. Böylece en azından helikopterlerin yakın korunması için silahımız oldu. Bu makineli tüfekler, teknisyenler tarafından kullanılmak üzere, helikopterlerin yan kapılarına monte edildi. Pilotlardan biri sortilere ağırlık olmasın diye teknisyeni almamış. Kapıya monteli MG-3'ü kullanmayı bir komandoya öğretmiş ve göreve çıkmış. İndirmeyi tamamladıktan sonra bir bakmış MG-3 yerinde değil. Bizim komando, silahı çok beğenmiş ve ateşinden de etkilenip atlayış esnasında sırtlayıp götürmüş. MG-3 pilotun üzerine zimmetli olduğu için o silahı çok aramışlar ama nafile silah bulunamamış.
Sayfa 233·Kitabı okuyor
Yatağa girerken, bir dergide okuduğum "sayı sayma usûlü"nü denemeye karar vermiş bulunuyordum. Bunu şimdiye kadar hiç yapmamıştım; ama yazarın uyku tutmayanlara hararetle tavsiye ettiğini iyice hatırlıyordum. Bu sisteme göre, sayılar yüzden başlanarak aşağıya doğru sayılacaktı. Ben, daha sağlama gitmek için, beş yüzden başlamaya karar verdim ve derhal işe giriştim: Beş yüz.. dört yüz doksan dokuz.. dört yüz doksan sekiz... Aman ne güzel! Ben daha iki yüze inmeden, daha iki yüz elli bile demeden kafama hoş bir tenhalık gelmeye başladı ve ben yumuşacık bir hazla, anamdan ninni söyler gibi, sûrdürdüm saymayı: lki yüz yirmi iki.. iki yüz yirmi bir.. iki yüz yirmi.. iki yüz yirmi.. iki yüz yirmi.. bozuk bir plāk gibi.. iki yüz yirmi.. ve ben, ne güzel.. enfes.. mükemmel derken, iki yüz yirmi.. çünkü iki yüz yirmi.. lira benim.. iki yüz yirmi... İğneyi plāğın çızığından kurtarabiliyorum. Çok şükür diyeceğim; ama içime, belli belirsiz de olsa bir tedirginlik gölgesi düşmüş gibi: Hızlı hızlı saymaya koyuluyorum; şükretmeye bile vakit kalmamalı; hattā şükretmeyi düşünmemeliydim bile: İki yüz on yedi.. iki yüz on altı.. iki yüz on beş.. işler düzelir gibi oluyor. Yüz iki.. yüz bir.. burnun içini gıcıklayan derin nefesler.. beyinde her şeyin dibe, derinlere, el değmedik, gün düşmedik kuytulara doğru çekilişi.. ağır ağır. Seksen bir.. seksen.. yetmiş dokuz.. derken.. imkânı yok, yetmiş sekiz'i geçemedim. Nasıl çiğner geçersin kardeşim, nasıl? Yetmiş sekiz benim okuldaki numaramdı: **Yetmiş sekiz on iki ile on beş yaş arasındaki çocuktur. ildeki okulda geçen üç kıştır. Biri şair, biri milli futbolcu, biri pilot, biri cumhurbaşkanı yapan dört aşktır. Kasabadan, sokak arkadaşlarından, evden üç defa ayrılış, üç defa anaya dönüştür. Mektuplardır,
Sayfa 130·Kitabı okuyor