Bu kitabı 10-11 yaşlarımda okusaydım muhtemelen çikolata nehirlerine, şekerden çayırlara, pembe şeker kayıklara ve cam asansörlere hayran kalırdım. Şu anki yaşımda okuduğumda ise Roald Dahl’ın çocuklara verdiği en büyük hediyenin çikolatalar değil, hayal kurma cesareti olduğunu gördüm.
Charlie’nin Çikolata Fabrikası ilk bakışta eğlenceli bir çocuk kitabı gibi görünse de satır aralarında çocuklara ve yetişkinlere söyleyecek çok şeyi olan bir metin. Dahl’ın kurduğu dünyada yemek yerine geçen sakızlar, erimeyen çikolatalar, görünmez çokobarlar, şeker ağaçları ve her yöne gidebilen cam asansörler var. Bu fikirlerin hiçbiri “mantıklı” olmak zorunda değil. Tam tersine yazar, çocuklara hayal kurmanın sınırlarının olmadığını gösteriyor. Kitabı okuyan bir çocuk, kurduğu hiçbir hayalin saçma olmadığını öğreniyor.
Ancak kitap yalnızca hayal gücünü yüceltmekle kalmıyor. Fabrikayı gezen beş çocuk üzerinden açgözlülüğü, gösteriş merakını, şımarıklığı, ekran bağımlılığını ve ölçüsüzlüğü de eleştiriyor. Augustus Gloop, Violet Beauregarde, Veruca Salt ve Mike Teavee’nin başına gelenler aslında kendi kusurlarının bir sonucu. Daha da önemlisi Roald Dahl çocukları suçlamak yerine onları yetiştiren yetişkinlere dönüp bakıyor. Özellikle Veruca Salt bölümünde açıkça görüyoruz ki çocuklar çoğu zaman ebeveynlerinin aynası oluyor.
Kitap boyunca beni en çok düşündüren karakter Veruca Salt oldu. Çünkü Veruca yalnızca şımarık bir çocuk değil; istediği her şeye emek vermeden sahip olmaya alışmış bir çocuk. Dahl burada çok önemli bir soru soruyor: Her istediğine ulaşan bir çocuk gerçekten mutlu olabilir mi? Yoksa amaçlarını, hayallerini ve mücadele etme isteğini mi kaybeder?
Mike Teavee bölümü ise kitabın bugün hâlâ neden güncel olduğunu gösteriyor. Roald Dahl televizyonu eleştirirken aslında