ÇOCUK KAÇIRAN ÖGRETMEN Azmi'yi anlatmam gerek. Azmi Karamustafa'yı. En ön sırada otu­rurdu. Altın gibi, aslanlar gibi bir yüreği vardı. Haksızlıklara başkaldırır, zayıflara kol kanat gererdi. Bu yüzden bir gece Okmeydanı'nda koca koca adamlar tarafından tabancayla bile kovalanmıştı. Okulda ilk kışım. Kar yağıyor. Çocuklar geliyorlar. Kiminin sırtında incecik, kolsuz bir kazak, kiminin ayağında plastik terlik. Bende onları giydirecek para ne gezer! 550 lira aylık alıyorum. Gi­dip bir yerlerden dört çuval dolusu çocuk giysisi topladım, okula getirdim. Azmi'yi aldım karşıma. "Sen hepsini tanıyorsun," dedim. "Kime ne verelim, söyle bakalım." Teker teker ayırdı giysileri. "Bu Şemsettin'in olsun. Kardeşinin ce­ketini giyip geliyor. Şu kazak Zeytin'e göre. Şu paltoyu da Nurgül'e verelim. O çok zayıf, öğretmenim, üşüyor ... " Giysileri öğrencilere dağıttık. Ertesi gün bir geldiler sınıfa, hepsi pırıl pırıl. Bir baktım, Azmi'nin sırtında incecik bir hırka. Kafama dank etti. "Yahu," dedim, "sana bir şey vermedik." "Ben üşümem, öğretmenim," dedi. "Onların daha çok ihtiyacı var." Öğleden sonra gidip fiyakalı bir trençkot aldım Azmi'ye. Ertesi gün de zorla sırtına giydirdim. Bir cumartesi son dersin ortasında kapı açıldı. Bir adam başını uzattı. Çıktım. "Ben Azmi'nin babasıyım," dedi. "Samsun' dan geldim. Akşama gi­deceğim. İzin verirseniz Azmi'yi alıp biraz gezdireyim." "Tabii," dedim. "Siz burada bekleyin; ben şimdi yollanın onu." Sınıfa girip Azmi'nin yanına gittim. "Gözün aydın. Hadi, toparlan da çık. Baban gelmiş ... " Cümlemi yarıda kesti. Bağırmaya başladı: "Ben o adamla gitmem! Yine beni kaçırmaya geldi! Ben burada ça­lışıp anneme bakıyorum! Beni Samsun'a kaçıracak!..." "Peki, peki," dedim. "Heyecanlanma. Seni bırakmam." Koridora çıktım. Azmi'nin babasına, "Yazılı
Sayfa 212·Kitabı okuyor
“Hayat siz planlar yaparken başınıza gelen şeydir”. John Lennon
Hayata Dair
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Annem, "Atatürk zamanında bizim ülkede de öyleydi. Hep ne olursa olsun kendi malımız, yerli malı kullanılsın istemişti Atatürk" diyor. Halk da öyle yapıyormuş, ama demokrasi diye ikinci parti gelince, görmemişler gibi dışarıdan ne varsa getirtilmeye başlanmış. Karşılığında satılacak doğru dürüst malımız da olmadığından, elde avuçta olan paralar bitmiş. Bu kez bütün devletlerden borç istemişiz. Şu son zamanlarda artık borç isteyecek ülke kalmamış, Almanlara başvurmuşuz. Alman Maliye Bakanı gelerek, bizim hükümete, aldığımız borcu ne yapacağımızı sormuş. Ona sağlıklı bir plan gösterilmediği için bırakıp gitmiş. Ben bunları pek bilemiyorum; çünkü, derslerle uğraştığımdan, ülke sorunlarıyla hiç ilgilenmiyorum. Ama annemin "yeni savaştan çıkmış, yanmış yıkılmış bir ülkeden nasıl utanmadan para istenildi?!" diye üzüldüğünü biliyorum. Bunun arkasından bir olay annemi daha da çok üzdü. O da, birlikte çalıştıkları bir Alman profesör, anneme "Size borç veremediğimiz için çok üzüldüm, ama siz de hak verin! Alınacak borcun kendi ülkenize veya dünya ekonomisine nasıl bir yarar sağlayacağı gösterilemezse, o istenen borç bir tür dilencilik olmaz mı?" demiş.
1000Kitap
Hayat , siz planlar yaparken başınıza gelen şeylerdir.
Sayfa 26·Kitabı okuyor
Hayat siz planlar yaparken çoktan başınıza çoraplar örmüştür zaten ...
Derler ya hani, hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir…
Sayfa 50·Kitabı okudu
Alıntı