8/10
·432 syf.··
2026 38. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 16:46
Alice Fikirler Diyarında; filozofları, düşünürleri ve bilim insanlarını ilgi çekici bir kurgu içerisinde buluşturan, yalın ve akıcı anlatımı ile merakla okunan, fikirlere dair özgün bir evren inşasıyla dikkat çeken, keyif aldığım bir kitap oldu. Ana karakterimiz Alice; Lewis Carroll’ın Alice Harikalar Diyarında kitabındaki Alice gibi bir tavşan deliğine çekilir. Ancak kendini içinde bulduğu dünya Fikirler Diyarıdır. Eşlikçileri İtiraz Perisi, Kanguru ve iki fare; bu diyarı adım adım keşfetmesine, fikirleri anlamasına ve çağının ünlü düşünürleri ile sohbet etmesine eşlik eder. Öğrendiği bilgileri tartışıp özümsemesine, sorgulamasına ve “Hayat nasıl yaşanır?” sorusunun cevabını araştırmasına yardımcı olurlar. MÖ 5. yüzyılda Atina’nın en bilge kişisi olarak tanımlanan Socrates ile bilgi üzerine tartışır. Socrates bilgeliğin, insanın kendi cehaletinin farkına varmasıyla başladığını savunur. Alice daha sonra Platon ile idealar dünyasını ziyaret eder. Fikirlerin eylemlerle bağlantısı nedir? Bu soru Alice’in zihnini uzun süre meşgul eder. Doğa bilimlerinin öncülerinden Aristoteles’ın; adalet, dostluk ve politika gibi konuları her yönüyle inceleyişini izler. Antikçağ filozoflarından kinik filozof Diyojen; zorlayıcı durumlar yaratarak acı çekmenin önüne geçmeyi, insanın böylesi durumlara adapte olarak doğa ile uyum içinde yaşayabileceğini anlatır. Daha sonra Alice, sıkıntıları ortadan kaldırmak için bedenin ve ruhun yatışmasını öncelikli gören Epikür ile tanışır. Ancak bu tanışma, beraberinde yeni soruları getirir: Sadece ihtiyaçları gidermek mutlu olmak için yeterli midir? Stoacılık ekolünden Marcus Aurelius ise ilkeler ışığında yaşamanın, sağduyulu davranmanın ve doğayla uyum içinde kalmanın önemini vurgular. Buradan İbranilerin dünyasına geçen Alice; kutsal kitaplardan
Alice Fikirler DiyarındaRoger-Pol Droit · Domingo Yayınları · 202631 okunma
Yağmurlu pazar sabahından...
9/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 09:17
Hakikati arayacak her kim olursa olsun zülüm görecek. Voltaire, bu kitabında kendisine ve genel olarak bilgiye dair çok temel sorularla başlıyor: “Sen kimsin, nereden geliyorsun, ne yapıyorsun, ne olacaksın?” Bu sorular üzerinden hem kendi düşüncesini hem de felsefe tarihindeki birçok ismi yeniden sorguluyor. Kitapta Platon, Aristoteles, René Descartes, Baruch Spinoza, Gottfried Wilhelm Leibniz ve John Locke gibi düşünürlerin fikirlerine değiniyor. Ama bunları olduğu gibi aktarmak yerine, sürekli bir sorgulama hâli içinde ele alıyor. Bu yüzden kitap boyunca “kesin doğru” diye bir şey pek kalmıyor. Kitap belli bir olay örgüsüne sahip değil. Din, ahlak, özgürlük, ateizm ve bilgi gibi konular kısa bölümler hâlinde ele alınıyor. Bu yapı da kitabı hem akıcı hem de düşündürücü bir metin hâline getiriyor. Voltaire’in bu kitabı ileri yaşlarında yazmış olması da metne daha olgun ve sorgulayıcı bir ton katıyor kesinlikle.. Genel olarak Cahil Filozof, felsefeye giriş yapmak isteyenler için anlaşılır bir eser. Aynı zamanda “bildiğini sanma” hâlini sürekli hatırlatıyor. Keyifli okumalar..
Cahil FilozofVoltaire · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20203,226 okunma
Reklam
Homo Ludens
Puan vermedi·288 syf.··
2025 18. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2025 00:00
Modern kültür tarihi kurucularından Kültür tarihçisi Johan Huizinga’nın eseri Homo Ludens’ten bahsedeceğiz. Bu kitabı ilginç yapan çok detay var, ki sanırım en önemlisi insanın varoluşunu yansıtma biçiminin oyun oynama eylemine dayanması. Diyebilirsiniz ki oyun, rahatlama için,enerji boşaltmak için hatta çocukların daha çok yaptığı bir şey olduğunu düşünüp yetişkinliğe hazırlanma, bir eğitim şekli olduğunu söyleyebilirsiniz.Veya zararlı dürtülerden kurtulmak için bir yöntem olduğunu. Ancak tüm bu hipotezler belirli bir fayda güdüyor.Ama oyun öyle bir etkiye sahiptir ki istemsizce bir bebeğe çığlık attırır,kumarbazı tutkuya boğar. Bir fayda gözeterek bunun istemsizce nasıl yapabilirsiniz? içgüdüsel dediğimizdeyse cevapsız bırakmış olursunuz sebebini. Eğer içgüdüsel ise; bu defa da nasıl fayda gözettiğini söyleyebiliriz? Huizinga der ki ‘Bir çocuk fayda gözetmeden oyun oynar,tıpkı hayvanlar gibi. yavru köpeklerin birbirlerini oyuna davet edişi,birbirlerinin kulaklarını ısırmamaya riayet edişi bir fayda bir neden gözetilmeden yapılan bir eylem olduğunu gösterir. İnsan alet yaptığı,aklını kullandığı kadar,özgürce beklentisizce oyun oynar. Ve bunu oyun oynadığını bile bile yapar.Herhangi bir mantık onu oyuna sürüklemez. İnsan mantıkdışı doğayı teyit eder oyunla.bu durum bizi salt rasyonel varlıklardan daha fazlası olduğumuzu gösterir.yani oyun oynama eylemi İrrasyoneldir. Huizingaya göre insan; dış dünyayı açıklarken Mitleri kullanır,imgeleştirme yapar,ritüeller ve ayinler ile hayata anlam katar,şiirsel bir dünya yaratır metaforlarla.Bu bir oyun eylemidir. Elbette Shakespeare’in Dünyayı bir oyun sahnesi olarak tanımladığı bir perspektiften bahsetmiyoruz. Oyunun; medeniyeti, kültürü nasıl inşa eden bir eylem olduğundan bahsediyor olacağız. Oyunun özelliklerine bakalım.
Felsefe ve Düşünce
Homo LudensJohan Huizinga · Ayrıntı Yayınları · 2021428 okunma
Şüphe ve Hakikat Arayışı
10/10
·151 syf.··
2026 2. kitabı
Gazali'nin sıra dışı hayatı bu kitabı merak edip okumamda en büyük etkiye sahip olmuştur. Bu nedenle biraz Gazali'den bahsetmek gerekir. Gazali 33 yaşında hayatının en üst noktasındaydı. Nizamiye medreselerinin baş müderrisi, aynı zamanda Selçuklu Devleti'nde en çok akıl danışılan kişilerden biriydi. Gazali'nin 33 yaşında bulunduğu mevkiyi hafife almamak gerekir çünkü Nizamiye medreseleri o dönemin dünyasındaki en prestijli, en gelişmiş ve "uluslararası" kabul gören eğitim kurumuydu. Burada baş müderris olmak demek Selçuklu'nun o günkü konumu düşünüldüğünde günümüzde Oxford veya Harvard üniversitesinde rektör olmak gibi bir şeydir. Sonra bir anda bildiklerinden şüpheye düştü. Bildiklerinin "yakîn" (kesin bilgi) olup olmadığını sorgulamaya başladı. Bu şüphe süreci öyle bir noktaya geldi ki konuşma yetisini kaybetti ve ders anlatamaz hale geldi. 1095 yılında tüm makamlarını bıraktı. Ailesine yetecek kadar mal ayırıp geri kalanını dağıtarak sessizce Bağdat’tan ayrıldı. Ona karşı çıkmasınlar diye hacca gidiyormuş gibi bir izlenim oluşturdu. Şam, Kudüs ve Hicaz arasında yaklaşık 11 yıl sürecek bir yalnızlık dönemi başladı. Şam Emevi Camii'nin minaresinde tek başına yaşadı, cami süpürerek nefsini terbiye etti ve tasavvuf yolunda derinleşti. Kesin bilgiye nasıl ulaşabileceğini anladı. Daha sonra Selçuklu veziri Fahrülmülk’ün ısrarı ve toplumsal bozulmaya karşı duyduğu sorumlulukla kısa bir süreliğine Nişabur Nizamiye Medresesi’nde tekrar ders vermeye başladı. Ders vermeye başlamasında tasavvuf ehlinin de büyük bir etkisi olmuştur. Ancak bu kez eski "şöhretli hoca" değil, ruhsal olgunluğa erişmiş bir arifti. Eski Gazali öğrencilerine "İnsanı makam, mevki sahibi yapan ilim." verirdi. Yeni Gazali ise tam tersini, yani "İnsanı makam ve mevkiden uzaklaştıran ilim." öğretmeye
Duygu ve Düşünce
El-Münkız Mine'd-Dalalİmam Gazali · Gelenek Yayıncılık · 20196,1bin okunma
Bari kesin inkârla hiç olmazsa rahat bir noktada kalabilir miydim
Puan vermedi·204 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2026 02:13
Filibeli Ahmet Hilmi bu değerli eseriyle Türk Edebiyatı'na ilk felsefi romanı kazandırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine denk düşen roman, Türk aydınının materyalizme kaydığı dönemde bambaşka bir bakış açısıyla yerini belli etmiş ve dönemi aydınlarının eleştirilerine maruz kalmıştır. Kitaba nereden başlasam başka başka fikirlere battığımdan dolayı yazıya başlamak da zorlaşıyor. Dünyayı ve ruhu anlamlandırmada boşluklar yaşayan Raci karakterinin Aynalı baba ile karşılaşması ile çıktığı hayali yolculuklara eşlik etmekteyiz. Yolculuklar o kadar farklı yerlere olmaktadır ki sürüklenir dururuz. Bu yolculuklarda yazar bilgi birikimiyle aslında tasavvufun göründüğü gibi bir kalıp olmadığını gösterir. Yolculuklardan bahsetmek gerek. Kimlere, nerelere gidilmez ki... Buda, Yunan Tanrıları, Hürmüz, Ehrimen, Zerdüşt, Aristo, Platon... Daha sayılır elbet. İnsanın ne olduğu, fanilik ve ebedilik, ölüm ve yaşam, iman ve inkar gibi hayatımızın temelinde yer alan kavramları insanoğlu yıllarca düşündü elbet. Bu kavramlara bir de hayalin derinliklerinden bakmak insanı bir şeylere ulaştırır belki. Ulaşırsın ya da ulaşmazsın, bir dinginlik katar ruha en azından. Hakikat arayışını çok nitelikli bir şekilde güzel bir üslupla sunmuştur. Gerçekten de Türk Edebiyatı'nın saklı hazinelerinden biridir bu kitap. İstersen konuşalım, lakin sözden ne çıkar Şimdiye kadar kim bilir kaç hayvan yükü kitap okudun, ne anladın? Hiç, değil mi? İnsanların bilgisi nedir? Zevk ve kibirlerinin ihtiyacı olan sanayiye ait olanları diyelim ki bir şeydir. Lakin hak ve hakikate dair ne bilirler? Hiç! Akıl denklemiyle hakkı itiraf mümkündür. Fakat bilmek, anlamak mümkün mü? Ne konuşalım Harfleri birleştirmekle hikmet noktası bilinir mi? (sayfa 12) İyi okumalar.
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202522,3bin okunma
Mutlak doğru yoktur….
Puan vermedi·453 syf.··
2026 28. kitabı
·
64 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 09:21
Rupert Sheldrake, modern bilimin temel kabullerini sorgularken, farklı dönemlere ve düşünce geleneklerine ait yaklaşımlar arasında sürekli karşılaştırmalar yapar. Yazarın temel amacı, günümüzde “kesin doğru” olarak kabul edilen bilimsel anlayışın aslında tarihsel süreç içinde şekillendiğini ve değişebilir olduğunu göstermektir. Sheldrake’in en dikkat çekici karşılaştırmalarından biri, Antik Yunan düşüncesi ile modern bilim anlayışı arasındadır. Antik Yunan filozoflarından Platon ve Aristoteles, doğayı canlı, anlamlı ve amaçlı bir bütün olarak ele almışlardır. Bu anlayışta evren, kendi içinde bir düzen ve amaç barındıran organik bir yapı olarak görülür. Buna karşılık atomcu filozoflar, özellikle Demokritos ve Epikuros, evreni atomlar ve boşluktan oluşan daha mekanik bir sistem olarak açıklamışlardır. Bu yönüyle atomcular, modern materyalist düşüncenin erken temsilcileri olarak değerlendirilebilir. Orta Çağ’a gelindiğinde doğa anlayışı büyük ölçüde teolojik bir çerçevede ele alınmıştır. Thomas Aquinas gibi düşünürler, doğayı Tanrı’nın yarattığı ve düzenlediği bir sistem olarak yorumlamış, böylece doğa hem kutsal hem de anlam yüklü bir yapı olarak kabul edilmiştir. Ancak asıl kırılma, bilimsel devrimle birlikte ortaya çıkmıştır. Nicolaus Copernicus, Johannes Kepler ve Galileo Galilei gibi isimler, evrenin matematiksel yasalarla işlediğini ortaya koyarak doğayı mekanik bir sistem olarak yeniden tanımlamışlardır. Bu süreçte özellikle René Descartes, doğayı bir makine gibi gören mekanist anlayışı sistemleştirmiştir. Artık doğa, kendi başına anlam taşıyan bir varlık değil; dışarıdan incelenebilen, ölçülebilen ve kontrol edilebilen bir nesne haline gelmiştir. Sheldrake, modern bilimin bu mekanik ve materyalist yaklaşımını eleştirirken, aynı zamanda modern bilim
Bilim YanılgısıRupert Sheldrake · Tin Kitap · 01 okunma
Reklam
Reklam