Karizma ve Büyünün Bozulması adlı kitaptan devam
Burada geçmiş ile bugün arasında devasa bir uçurum vardır. Platon’un Devlet’inin 7. kitabının başındaki o muazzam imgeyi hatırlayın: Bir mağaraya zincirlenmiş insanlar, yüzleri önlerindeki kaya duvarına dönüktür ve arkalarındaki ışık kaynağından uzaklaştırılmışlardır. Bu kaynağı göremezler; ellerinde yalnızca duvara düşen gölge imgeleri vardır ve bu biçimlerin birbirleriyle nasıl ilişkili olduğunu anlamaya çalışırlar. Sonunda içlerinden biri bağlarını koparmayı başarır, arkasını döner ve … güneşi görür. Gözleri kamaşır, sendeleyerek yürür ve gördüklerini kekelemeye başlar. Diğerleri onun delirdiğini söyler. Ama yavaş yavaş ışığa bakmayı öğrenir; ardından görevi, mağaradaki insanlara geri inip onları ışığa çıkarmaktır. O filozoftur; güneş ise bilim, tarih ve her türden sistematik bilginin hakikatidir—yalnızca gerçek varlığı hedefleyen, yanılsama ve gölgelerden kopmaya çalışan bilgi. Peki bugün böyle düşünen kim kaldı? Özellikle gençler arasında yaygın kanaat bunun neredeyse tersidir: Akademinin zihinsel jimnastiği, gerçek yaşamın kanını ve özsuyunu zayıf elleriyle yakalamaya çalışan, ama bunu başaramayan, dünya-dışı bir soyutlamalar krallığıdır. Burada, yani Platon’un mağarada gölgelerin oyunu dediği yerde, gerçekliğin nabzı güçlü biçimde atar; geri kalan her şey cansız, türemiş bir hayaletten ibarettir. Bu dönüşüm nasıl gerçekleşti? Platon’un Devlet’teki coşkulu heyecanı, aslında ilk kez en büyük analitik bilgi araçlarından birini—felsefi kavramı—ortaya koymuş olmasından kaynaklanır. Sokrates bunun sonuçlarını keşfetti. Dünyada tek o değildi; Hindistan’da Aristoteles’e oldukça benzer bir mantık yaklaşımı bulunabilir, fakat başka hiçbir yerde bunun önemine dair aynı bilinç yoktur. Burada ilk kez filozofun birini mantıksal bir kıskaca alabileceği bir araç ortaya
Felsefe
MODERN FELSEFEDE VARLIK ve OLUŞ...
Modern Felsefe döneminde varlık ve oluş tartışmasına yön veren üç kritik isimden; Baruch Spinoza, Gottfried Leibniz ve Immanuel Kant'tan da bahsetmek gerekir. 17. yüzyıl filozofu Baruch Spinoza, varlık kavramını "Töz" (Cevher) adı altında mutlaklaştırarak Parmenidesçi geleneği modern bir formda diriltmiştir. Spinoza’ya göre Tanrı ve Doğa birdir; tek, sonsuz ve bölünmez bir Töz vardır. Bu sistemde varlık (Töz), kendi nedeni olan (causa sui) ve zamanın ötesinde duran statik bir yapıdır. Gündelik hayatta gördüğümüz değişimler, hareketler veya bireysel nesneler (oluş), bu sonsuz okyanusun sadece geçici dalgalanmaları, yani "mod"larıdır. Spinoza’da oluş, varlığın özünde bir değişim yaratmaz; her şey katı bir determinizm (nedensellik) zinciriyle Töz'ün zorunlu sonucudur. Burada varlık o kadar baskındır ki, oluş ve zaman neredeyse bir yanılsamaya indirgenir. Bunun karşısında yer alan Gottfried Wilhelm Leibniz ise Spinoza’nın bu "ölü" ve "statik" madde anlayışına karşı çıkarak varlığı dinamik bir enerji olarak tanımlar. Leibniz’e göre varlığın en küçük yapı taşları "Monad"lardır ve bunlar maddi atomlar değil, enerjik ve ruhsal birliklerdir. Her bir Monad, kendi içinde bir "iştah" (appetitus) ve algı gücü taşır; yani varlık, doğası gereği hareketlidir ve sürekli bir değişim arzusu içindedir. Leibniz, maddeyi hareketsiz bir kütle olmaktan çıkarıp, ona içsel bir "kuvvet" (force) yükleyerek Aristoteles’in potansiyel kavramını modernleştirir. Burada varlık, durağan bir heykel değil, sürekli kendi içsel potansiyelini açığa çıkaran bir süreçtir. Böylece Leibniz, oluşu varlığın iç yapısına yerleştirerek statik varlık anlayışını kırmıştır. Immanuel Kant ise 18. yüzyılın sonunda bu tartışmayı metafizikten bilgi teorisine (epistemolojiye) taşıyarak Hegel öncesi en büyük kırılmayı yaratır.
Modern Felsefe
Reklam
Anamnesis ve formlar
#296471709 Platon’un idealar dünyası fikri çok ilginç, bu yüzden bunun üzerine bir yazı yazmak istedim. Platon’un felsefesinde etkili olan iki hocası var. Birisi Herakleitos, diğeri ise Sokrates. Tabii Platon doğduğunda Herakleitos çoktan ölmüştü, ama kendisi Sokrates ile tanışmadan önce Kratylos (Herakleitos’un takipçisi) adlı birinden ders alıyordu. Onun üzerinden Herakleitos’un felsefesini öğrendi. Bunu Aristoteles’in ağzından dinleyelim: "Nitekim [Platon] gençliğinden beri ilk olarak Kratylos ile Herakleitos’un sanıları ile uğraştığından (Bu ikisine göre, duyumsanabilir olan her şey, hep bir akış içerisindeymiş ve bunlar hakkında sapasağlam bir bilgi olamazmış.), daha sonraları da bu konuları bu tarzda ele aldı. Sokrates ise (...) 'genel olanı' soruşturuyor ve düşünce[sini] tanımlar konusuna yöneltiyordu. Platon da onu takip ederek (...) duyumsanabilir şeylerin, ortak bir tanımının olması olanaksızdır, nitekim bunlar hep değişmektedir. İmdi böylelikle, bu türden varolanları 'idealar' diye adlandırdı." (Kitap sayfasını görselde paylaştım). Herakleitos’a göre her şey akar (panta rhei), duyusal dünyadaki nesneler sürekli değişim halinde. Bu yüzden onların kesin bilgisine sahip olamayız. Sokrates ise tanım arayışına girer, ahlaki ve zihinsel konularda kesin, değişmez tanımlar bulmaya çalışır. Platon bu iki düşüncenin sentezini yapar. Eğer dünya değişiyorsa ama biz tanım yapabiliyorsak, o halde tanımladığımız şeyler bu dünyaya ait olmamalı. Demek ki değişmeyen, ayrı bir gerçeklik (idealar dünyası) var. Çünkü kesin bilgi sabitlik gerektirir. Sürekli değişen bir şeyin sabitliğinden bahsedemeyiz. Kesin bilgi mümkün olacaksa, fenomenlerin ötesinde ayrı bir gerçeklik alanı olmalı. Kant’ta numen–fenomen ayrımını buradan esinlenir, ama o
Felsefe
us | 2025 | 3/9
emretimur.com/2025/07/us-2025... us hepimizin bitimsiz çelişkisi işte… mağarada us ve teori, agorada sezgi, telaş, hız, praxis… sonsuz döngümüz bu değil mi? bu döngüyü kendince kıran bir adamın hikayesini dinlediniz. şimdi biz us’u konuşalım. bakalım talip’in ilk aydınlanmasında sarıldığı, ikinci aydınlanmasında terk ettiği us, ne menem şeymiş… “us” kelimesini “akıl” kelimesi ile yakın bir anlamda kullanıyorum. farklarını konuşuruz lâkin birisine “zeki” demekle “akıllı” demek arasında çok bariz bir fark vardır. bazı erkek çocukları vardır. zehir gibi bir zekâya sahiptir. matematik çözerler, teknik bilirler, mantık oyunlarında iyidirler fakat nerede ne konuşacaklarını bilmezler. saçma sapan hayat planları yaparlar ve ölçülükten uzaktırlar. yani akıldan uzaktırlar. erkek çocuğu örneğini bilerek verdim çünkü zekâ, iki cinsiyette yakın hızda gelişirken akıl gelişimi farkında uçurum olur. yirmi yaşında bir oğlan çocuğu saftirikçe dolaşırken ağzından köpükler fışkırtarak, beş yaşında kız çocuğu bıcır bıcır konuşur ve her şeyin farkındadır. iki cins arasında kabaca on yıllık bir akıl gelişimi farkı vardır. rahatlıkla söylerim ki ortalamada yirmilik kız, otuzluk erkekten akıllıdır. aklın üç adet bileşeni var. bu şablon bana ait ve parçaları ayrı ayrı izah edeceğim. ilki zekâdır ve mantık açıklarını bulmaya yarar. zekâ kurucu değil, çürütücüdür. paradoks, çelişki, aporia, tutarsızlık, çıkmaz tespit etmeye yarar. mantığın ana ilkeleri ile çalışır. mantık, aritmetik, geometri, satranç, yazılım, fizik ve mühendislik zekâ ile yapılır. o yüzden diyebiliriz ki bilim adamında en çok olan şeydir. ergenlik sonlarına kadar gelişimi sürer. daima da itibarlı olmuştur. kurnazlık zekâ ile olur ve aklın bilgisayarlar ile taklit edilebilen tek parçasıdır. o yüzden denebilir ki
Felsefe
Yunanca sophos kavramı ne anlama gelmektedir ve bu kavramın bilgi ile nasıl bir ilişkisi vardır? Yunanca “sophos” (σοφός) kelimesi, “bilge”, “hikmet sahibi”, “akıllı” anlamlarına gelir. Antik Yunan’da bu kelime, yalnızca entelektüel bilgiye sahip olmakla değil, aynı zamanda yaşamı doğru biçimde yönlendirme becerisiyle de ilişkilendirilmiştir. --- 🔹 Sophos’un Etimolojik ve Anlamsal Kökeni “Sophos”, fiil kökü olarak séphein veya sophía ile bağlantılıdır; bu da bilgelik, hikmet, doğru yargılama gibi anlamları kapsar. Antik çağda bir kişi “sophos” olarak anılıyorsa, bu onun sadece teorik bilgiye sahip olduğunu değil, aynı zamanda bu bilgiyi erdemli, dengeli ve pratik şekilde kullandığını gösterirdi. --- 🔹 Sophos ile Bilgi (episteme) Arasındaki İlişki Yunancada bilgi için farklı kavramlar vardır: Episteme (ἐπιστήμη): Kesin bilgi, bilimsel bilgi. Doxa (δόξα): Kanaat, sanı, çoğu zaman yanlış bilgi. Gnosis (γνῶσις): Tanrısal ya da mistik bilgi (daha çok Gnostik gelenekte). Sophia (σοφία): Bilgelik — hem teorik hem de pratik anlamda doğruyu ayırt etme yetisi. İşte “sophos”, özellikle sophia ile doğrudan bağlantılıdır. > Yani, “sophos” sadece bilen kişi değil, “ne bildiğini bilen” ve bilgiyi doğru kullanabilen kişidir.
Felsefe ve Düşünce
Ortaya çıkmak / ortaya girmek
"... Galileo evreni ve evrendeki düzeni, matematiksel ölçüm ile anlaşılabilecek niceliksel ve kesin sebepler ile açıklıyordu. Ancak o, bu yaklaşımının yanı sıra “eylemsizlik ilkesi”ni savunarak, yeni bir madde anlayışının oluşumunda etkili olmuştur. Sokrates – Platon çizgisinin yorumcularından Aristoteles’in felsefesinde, maddenin hareketine gaye yükleniyordu. Bu yüzden madde için hareket asıl ve içkindi. Hareket etmek, bir yerden bir yere mesafe kat etmenin ötesinde, belli bir gayeye ulaşmak olarak değerlendiriliyordu. Bu tanım doğrultusunda, fidandan ağaca doğru bir gelişim de hareket anlamına geliyordu. Belli bir amaca ulaşmayı arzulayan canlı maddenin, davranış ve oluş biçimini ifade eden içten dışa doğru bir hareket söz konusuydu. Çünkü varlığın bütünlüğü olarak kozmos, sadece hareketi ile değil, mükemmele ulaşma gayesine yönelen hareketi ile kozmos olarak tanımlanmaktaydı. Halbuki Galileo’nun eylemsizlik ilkesi, maddenin hareket etmesini ya da etmemesini, içten dışa değil, dıştan içe doğru olarak değerlendirerek maddeyi cansızlaştırmıştır. Madde hareket halinde ise, devamlı hareket edecektir ama duruyorsa, bir başka madde ona çarpmadığı müddetçe durmaya da devam edecektir. Maddenin doğal hali eylemsizlik olarak kabul edilmiş, hareket ise fiziki çarpma veya itmenin mekanik sonucu olarak açıklanmıştır. Hareketin maddenin özü ile ilgisi olmadığından, maddenin değişimi ve gelişiminden bahsetmek anlamsızlaşmıştır. Galileo, aslında Sokrates – Platon – Aristoteles çizgisine borçlu olduğu iç – dış ayrımını, hareketin oluşumunda birbirine zıt ve çatışan dinamikler olarak görmekteydi. Bu yüzden o, içten (kaynaklı) dışa hareket ile dıştan (kaynaklı) içe hareketin birlikteliğini mümkün görmemiştir. Halbuki kadim dini ve felsefi düşüncenin müşterek idrakinde varoluş,
Reklam
Reklam