Yıllardır süregiden okuma serüvenim boyunca, edebiyat sanatında rast geldiğim en iyi eserlerden biri. Romalıların ünlü Aeneas destanının yaratıcısı ve Dante'nin İlahi Komedyası'nda ona cehennemi gezdiren şair Vergilius'un bilincinde üçüncü tekil şahıs anlatımıyla yazılmış ve çevirmeni (takdirleri hak eden) Ahmet Cemal'in 40 yılına mal olmuş, oldukça derin bir Varlık, Hiçlik ve sanat sorgusu şahaseri, ölüm metaforu altında. Önsöz deyişiyle; edebiyatta sanata yöneltilen en acımasız sorgulamalardan biri: Sanat neyi değiştirebilir?
Temelinde eser; ağır hasta olan Vergilius'un Brundishum limanına varışından ertesi gün öğleden sonra Sezar'ın sarayındaki ölümüne kadar geçen 18 saati anlatır. Şairin saraya tahtarevanla taşınırken çevresinde gördüğü, zaman zaman iğrendiği halka sanatıyla ne verebildiği sorguları ile halkın burjuvalaşmış bu köylü çocuğuna verdiği küfürlü tepkiler, Sezar'ın doğumgünü şenlikleri ve şatafat, ilk bölümde dile getirilir. Ömrünün sonunda sürü dediği gerçek halkla ve sonrasında kendisiyle yüzyüze geliştir bu. Gecelerini verdiği şiirlerinin gerçek hayata etkisiyle başlayan sorgu, onu bir tür kaçışa, özlem dolu bir ölüme yolculuğa çıkarır, öyle ki, Aeneas destanı dahil tüm eserlerini yakıp yok etmek ister.
İkinci bölüm; hastalığına karşın onu arkadan tutan demir bir el (metafor) desteğinde, dil,ses, imgeler arasında kaos, teselli ve güven, güzellik (her şeyi bilmemeye sarınıp aynı zamanda bildirim!), sanatçının görev sınırları, rastlantının adsız yalnızlığı altında Gerçeklik, Ölüm ve Yaradılış'a doğru gider. Ara duraklar ise, derin aşkı Plotia özelinde aşk, yazdığı Aeneas destanı mısralarında umut, kader ve çocukluğu içinde Sılaya Dönüş'tür. İlk 250 sayfayı kapsayan bu iki bölüm, dizinler boyu süren ağır (fakat çok anlamlı) tümceler ve içe işleyen