Puan vermedi·176 syf.··
2021 52. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2021 16:36
Ön bilgi: Pre-sokratik dönem filozofların düşünceleri hakkında gerekli bilgileri edindikten sonra ilk çağ felsefesini sistematik hâle getiren Platon ve Aristoteles okuma serüvenimde, Platon serisini bitirmiş bulunmaktayım. Nitekim Aristoteles serisi bittikten sonra ise felsefe tarihinin kronolojik sıralamasını, önemli filozof ve eserlerini baz alarak okumalarıma devam etmeyi, mamafih İslam felsefesini de kronolojik sıradan bağımsız olarak ele alıp okumayı planlıyorum. Detaylandırırsak: Aristoteles'ten sonra Helenistik felsefeden Seneca, Epiktetos, M. Aurelius, Plotinus... Orta çağ felsefesinden Augustinus, Boethius, T. Aquinas... 17. Yüzyıl felsefesinden Descartes, Spinoza, Leibniz, T. Hobbes, J. Locke... 18. Yüzyıl felsefesinden G. Berkeley, D. Hume, İ. Kant, J. J. Rousseau... 19. Yüzyıl felsefesinden Hegel, Marks, A. Comte, Bentham, Mill, Schopenhauer, Nietzsche... 20. Yüzyıl felsefesinden Bergson, J. Dewey, B. Russell, Heidegger, Sartre, A. Camus... İsimlerini daha sayamadığım birçok filozofun da içinde bulunduğu felsefe tarihi okumalarına devam... Platon serisi hakkındaki düşünce ve incelemelerim: Öncelikle bu seriyi okumak benim için bir zevkti. Serinin diyaloglar üzerinden şekillenmesinden ötürü de kendimi bizzat konuşmaların geçtiği mekân ve zamanlarda buldum diyebilirim. Kimi diyaloglarda konuları tartışırken, kimi konularda güldürmüşlerdir, kimi konularda ise dahil olma isteği oluşmuştur bende. Kısacası M.Ö 5. Yüzyıl Atina'nın havasını tatmak bir başkaydı. Bir yandan Sokrates'in Savunması'nda bir grup Atinalının iftira ve suçlamalarına maruz kalıp cezalandırılan Sokrates, diğer yandan Kriton eserinde dostu olan ve kendisini kurtarmak için seferber olup ikna etmeye çalışan Kriton'un olmasına, Devlet adlı eserde ideal devlet ve yönetim biçiminin
Euthydemos - ParmenidesPlaton (Eflatun) · Say Yayınları · 2016224 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2021 44. kitabı
Yakın zamanda sıkılmadan okuduğum nadir teodise kitaplarından. Eser, Shellenberg’in sistemleştirdiği ilahi gizlilik tezinin biyografisi niteliğinde olmakla birlikte bu teze getirilen antitezleri de barındırıyor. Aslında Schellenberg’i bir açıdan takdir de etmek istiyorum. Zira tezine bir antitez de kendisi getiriyor. Bu hareket, yüksek bir bilim ahlakının örneğidir. Hülâsâ, ilahi gizlilik, tanrının kendisini, inananlara neden açmadığı sorusu üzerinden teist teolojiyi eleştiri niteliğinde bir görüş. Eserde yer verilen bazı düşünürlere göre ise ilahi gizlilik, kötülük probleminin bir parçası olarak lanse edilse de bu, hatalı bir görüş. Zira kötülük problemi “Tanrı varsa bu kadar kötülük nereden geliyor/neden var?” sorusu üzerine şekillenirken ilahi gizlilik “bu kadar kötülük olurken Tanrı nerdeydi?” sorusunu referans almakta. Bu açıdan Shellenberg de eleştirilebilir durumdadır. İlahi gizlilik tezine Swinburne, Hick, Cusanus, Plotinus, Snyder, Murray ve Dumsday tarafından getirilen eleştirilere yer verilen eserde eksik bulduğum ve “hah, şimdi bahsedecek” diye umutla beklediğim tek nokta, ilahi gizlilik özelinde tanrının varlığına dair getirilen eleştiri, tözsel açıdan tanrıyı tanımlamak noktasında eksik kalıyor ve tez, tanrının varlığına değil; tanrının mutlak iyi oluşu sıfatına saldırır nitelikte. Eserde bu noktaya ayrı bir başlık açılmasını; en azından yüzeysel de olsa değinilmesini arzu ederdim. Nitekim Hume’nin meşhur “Tanrı iyiyse…” diye başlayan aforizması da tanrının mutlak iyi sıfatına getirilen bir eleştiriyken galât-ı meşhur olarak teist reddiye niteliğinde lanse edilmiştir. Eser bu nokta haricinde konusuna, amacına ve kapsamına kusursuz nitelikte bağlı kalmıştır, desek abartmış ya da haksızlık etmiş sayılmayız. Yaşar Türkben İlahi Gizlilik
Din Felsefesi
İlahi GizlilikYaşar Türkben · Elis Yayınları · 20183 okunma
Reklam
Puan vermedi·170 syf.··
2021 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2021 15:40
"Plotınus’un Hayatı, Kişiliği ve Felsefî Üslûbu Üzerine Kısa Bir Deneme-Derya AYBAKAN SALIYA" adlı makaleden alınmıştır. ... Plotinus’un Platon’dan almış olduğu temel tezleri şu şekilde sıralamak mümkündür: 1. Düşünülür ve duyulur olanın birbirinden ayrı olması. 2. Düşünülür olana kurucu bir rol atfedilmesi. 3. İdealar ve idealardan pay alma kuramı ve 4. Ruhun ölümsüzlüğü ve hatırlama öğretisi (Plotinus 2006: 2). Platon’dan aldığı bu tezleri kendi düşüncesi içerisinde harmanlayan Plotinus’un felsefesinin en belirgin özelliği mistisizmdir. Zira Plotinus’ta amaç, düşüncenin de ötesine geçmektir. Plotinus’un felsefesinde Tanrı, varlığın ve düşüncenin ötesinde olduğundan Tanrı’ya ulaşmanın yolu mistik deneyimden geçer. İşte bu yüzden Plotinusçu felsefe bir mistisizmdir. Buna göre filozof ancak bedensel bağlarından kurtulup züht hayatı yaşadığı zaman düşüncenin ve teorinin ötesine geçebilir (Plotinus 2006: 4-5) ve Tanrıyla içten bir birleşme yaşar (Plotinus 2006: 137). ... Plotinus’ta Bir’den son varlığa kadar aşamalı bir türeme bu şekilde gerçekleşir. “Türeyen şeyin sırası, kendini türeten şeyin sırasından aşağıdadır” (Plotinus 1996: 22) Ve her aşamada türeyen varlık, kendisinden türediği varlık ile öz bakımından aynıdır. Yaptığımız alıntılardan anlaşıldığı gibi Plotinus’ta hiyerarşik bir varlık tasavvuru söz konusudur. Bu hiyerarşinin en tepesinde “Bir” (Tanrı) bulunur. Sırasıyla Zekâ ve Ruh ise Tanrı’nın kendisini üç ayrı düzlemde ortaya koymasından başka bir şey değildir (Arslan 2010: 56). Zekâ da ruh da en nihayetinden Bir’den taşan farklı varlık tarzlarıdır. Fakat hiyerarşik bir yapı sergileyen bu varlık tasavvuru öz itibariyle spirütualisttir. Zira Plotinus, maddenin kendi başına bir gerçeklik olmadığını düşünür (Arslan 2010: 57). Bu düşüncesiyle Plotinus, pek çok
DokuzluklarPlotinus · Birleşik Dağıtım Kitabevi · 201139 okunma
Güzellik, sen duyumsadığım algıladığım kadarsın.
10/10
·438 syf.·
2021 2. kitabı
Bu hayata değer verdiren tek şey sonsuz güzelliğin görülmesidir. Tarih sahnesinde güzellikle alakalı karşımıza çıkan ya da gözümüze çarpan kulaklarımızı fısıltılarıyla okşayan Homeros'tur. İlyada destanına göre tarihte bilinen ilk güzellik yarışması MÖ 2000'de bugün Kaz Dağları olarak bilinen İda Dağı'nda yapılmıştır. Yarışmacılar Eris, Hera, Athena ve Afrodit'tir. Güzellerin her biri kendisini seçmesi için Paris'e önerilerde bulunurlar, sonuçta Paris elindeki elmayı Afrodit'e (Venüs) verir. İda dağında gerçekleştiği varsayılan bu yarışmada Paris'in (ve öneride bulunan jürinin) kıstası ne olabilir? Güzellik tanımlanabilir mi ya da belirli sınırlara dayandırılabilir mi? Benim için güzel olan bir başkası için de güzel olabilir mi? Doğru ya da gerçeğin bakış açısıyla (çıkarları da katsak oraya) değişebileceği gibi güzelliğin de bakış açısındaki duvara çarpacağını bilhassa söyleyebiliriz. Güzellik, ''bir canlının, somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan; hoşnutluk veren hususiyetidir.'' şeklinde tanımlanmıştır. Bakış açısıyla değişen, bir günün diğer günü temsil edemeyeceği noktada mutasyona uğrayan dünyamızda örneğin Caligula'nın güzel bulduğunu ben bulamayabilirim. O zaman güzellik zamanla da sıkı bir bağ içindedir. (Bu cepte) Dünyanın 7 harikasını harika bulmayan var mı? Elbette var. Özellikle tüm toplumlarda aykırı sesler illa çıkacaktır - ki bu itiraza tabii bile değildir, olması gayet normal. O halde güzellik toplumun çoğu tarafından ya da birçoğu tarafından kabul edilmesiyle bu sıfatı alabilir. Örneğin Eski Yunan filozoflarından Plotinus'un güzelliğin ''ilahi aklın eşya alemindeki ışıltısı'' olarak tanımı çoğu yüzde tatminsizliği çağırır. (Bergson ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ı tenzih ediyoruz) Felsefe bilimi insanı, tanrıyı, anlamı
Güzelliğin TarihiUmberto Eco · Doğan Kitap · 2020211 okunma
İslam Düşünce Gelenekleri
Puan vermedi
İslâm Düşünce Gelenekleri ✿ ✿ ✿ İslâm Medeniyeti, geniş bir coğrafya içinde farklı kimlikleri barındırır. Tarih boyunca toplumsal ve birey kimliklerini şekillendirmiş, dinamik disiplindir. Bu dinamik disiplinler başta bilim, sanat ve kültür olmuştur. “İslâm Düşünce Geleneği” çok geniş ve farklılıkları barındırsa da varlık kavramı hakkında küllî araştırma yapma iddiasında olan üç büyük geleneğe ev sahipliği yapar: kelam, felsefe ve tasavvuf. Ömer Türker, “İslâm Düşünce Gelenekleri” kitabında Giriş, Kelam Geleneği, Felsefe Geleneği ve son başlıkla Tasavvuf Geleneğiyle beş başlık sunmuştur. Türker, kelam, felsefe ve tasavvuf ile her birinin varlık, bilgi, insan, Tanrı ve Tanrı – âlem ilişkisi hakkındaki görüşlerinin özlü bir anlatısı sunarak bu geleneklerin gücü ve sınırlarına ilişkin bir değerlendirme yapar. Böylece bu geleneklerin ortak ve farklı taraflarını ortaya koymaya çalışır. Türker, Giriş başlığında Akıl – Vahiy İlişkisinin başlangıcını ele alarak kitaba başlıyor. Tanrı ile insan arasındaki iletişim, peygamberlere gelen vahiy aracılığıyla yapılması, insanın ilâhî buyruklara muhatap olmasıdır. Bu muhataplık durumu zihin ve davranışları bir yol üzerinde olmasını sağlamıştır. Türker, “Akıl – Vahiy İlişkisi” çağdaş meseleleri İslâm düşünce geleneğini bağlamında ele almaya çalışıyor. Bu durumun anlaşılması içinde akıl – vahiy ilişkisi sorununu anlaşılır bir biçimde anlatmaya çalışır. Birinci bölüm olan “Kelam Geleneği” İslâm’da ortaya çıkan ilk teorik düşünce geleneği ve Müslümanların bir bütün olarak mevcut hakkında geliştirdikleri ilk “bilimsel akıl”dır. İnsan, âlem ve Tanrı hakkında, insan iradesinden bağımsız mevcutlar üzerinde kapsamlı bir açıklamaya kelâm denir. Türker, kelamcıların geliştirdiği ontolojinin varlık konusunda zât – sıfat ve kadîm
Felsefe
İslam Düşünce GelenekleriÖmer Türker · Ketebe Yayınları · 2020313 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2019 491. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2019 13:45
Farabi'nin İslam felsefesindeki yeri hayli tartışmalı. Farabi ve Ibni Rüşd’e göre felsefe ve din hakikat ve bilgiye ulaşmak için iki paralel yoldur: felsefe elit bir kesim için teorik olarak Allah’ı anlamaya çalışırken, din kitlelerin ruhu içindir. Rosenthal tekrar tekrar Farabi’nin önce Müslüman sonra felsefeci olduğunu vurgulasa da (çünkü saadeti iki dünya saadeti olarak ele alır ve önceliği metafizik ve teoridir) Butterworth’e göre Farabi önce felsefecidir çünkü dinin mecazi dilini akılla yargılar ve yorumlar, yani din felsefeye tabiidir. Farabi'nin Yunan felsefesindeki ana kaynakları olan Plato formlar teorisini, Aristo ise teleolojik ve hiyearşik bir evren düzeni ortaya koydu. Plotinus da bunların üzerine südur/taşma/fışkırma teorisini ekledi: entelektüel tefekkür, üretken ilkedir. İlk neden (mutlak olan) mutlak akıldır, mutlak ruhtan sonra bireysel insan ruhları gelir. Şimdi kitaba gelirsek: Varlık ikiye ayrılır: birincil/basit olanlar değişmez ve zorunludur, ikincil/bileşik olanlar değişir ve mümkündür. zorunlu olan vardır ve var olmak için başka bir nedene dayanmaz, kendi kendine var olur. İlk neden mükemmeldir ve Allah'tır. İlk nedeninin temel nitelikleri şunlardır: tamamen benzersizdir, ortağı yoktur, mükemmeldir, hiçbir şeyden ondan önce veya onsan üstün olamaz, ebedidir, madde ve biçimden münezzehtir, kendinden başka bir amacı yoktur ve bir akıldır. İlk varlık, ilk nedendir ve diğer bütün varlıkların varoluşunun sebebidir. her türlü eksiklikten muaftır, onun dışındaki her şeyde bir eksiklik vardır. Onun varlığı en mükemmel olandır ve bütün diğer varlıklardan önce gelir. İlk varlığın özü de diğer her şeyden farklıdır ve başka bir şeyin o öze sahip olması imkansızdır. O kendi düşünsel faaliyetinin nesnesidir, kendini düşünen düşüncedir. Yani ilk olanda akl,
İdeal DevletFarabi · İş Bankası Kültür Yayınları · 20244,361 okunma
Reklam