Öyle şirin ve yüksek manzaraları gösterdi ki, ehl-i fikri mest ve hayran eder. "Fesübhanallah!" dedim; ne kadar az bir masrafla ne kadar çok ve büyük ve garib ve acib, âlî ve gâlî işler görülüyor.
''Tanrı şahidimdir, madam, şu herifi gördüm şaşmadım. Kendisini önce zindancı iken tanımıştım, daha sonra da para uğrunda kiralık katil oldu ve nihayet cellat yamağı haline geldi. Şunları gördüm, eliyle, hiddetlerinden titreyen İspanyol subay ve erlerini gösteriyordu, yine şaşmadım. Askere benziyorlar, ama kılık kıyafet insanı asker yapmaz. Asker olsalardı, bir tek kişiyi yakalamak veya öldürmek için bini bir araya gelmezdi. Tuzağın hazırlanışını, cinayetin tasarlanışını gördüm... Yılanların, akreplerin, solucanların, çakalların bütün iğrenç hayvanların, sinsi sinsi ilerleyişlerini gördüm... Onlar da beni şaşırtmadı. Kendi kendime dedim ki, şu manzaranın tamamlanması için bir de sırtlan lazım. Sırtlan der demez de siz karşıma çıkıverdiniz! İnanın ki buna hayret etmedim, madam! Siz olmadan da böyle kanlı bir törenin yapılmasına imkan yoktu. İyi ki geldiniz!"
Başımdan aşağı kımız döktü: çok güldüler. Sonra -hele bunu hiç açıklayamıyorum- çadırıma gittiğimizde öyle bir atladı ki üstüme. Sabaha kadar sevişti benimle durmadan. Seviştik, diyemiyorum. Çünkü, şaşkınlıktan, onun saldırışlarına boyun eğdim yalnız. Sabaha karşı da, beni sevdiğini, birlikte yaşamamız gerektiğini söyledi.
Kadın uyuyunca hemen kaçtım çadırdan.