Ülkeden her gün imdat çığlıklarının yükseldiği, en yakın dostlarımın birer birer yakalanıp işkenceye ve hakarete maruz kaldığı ve sevdiklerime yardım edememekten titrediğim o günler, hayatımın en korkunç anlarıdır. Viyana'da bıraktığım yaşlı annemin ölüm haberini aldığımda, dehşete düşüp yanıp yakınmadığımı, hatta acılardan ve tehlikelerden kurtuldu diye bir çeşit rahatlık duyduğumu söylemeye utanmıyorum çünkü içinde yaşadığımız dönem yüreğimizi işte bu hale getirmişti. Annem seksen dört yaşına gelmişti ve kulağı neredeyse hiç duymuyordu, evimizin içinde ayn bir odası vardı. "Ari ırk yasaları" çıkarılmış olsa da şimdilik evinden de atılamazdı. Bir süre sonra onu herhangi bir şekilde yurtdışına çıkarabileceğimizi ummuştuk zira nasyonal sosyalistlerin Viyana'da uygulamaya koydukları kararlardan biri anneme çok ağır gelmişti. Seksen dört yaşındaydı ve yürümekte çok zorlanıyordu. Her gün yaptığı küçük gezintilerinde beş ya da on dakika güçlükle yürüdükten sonra bir parkta ya da Ring Caddesi'ndeki bir bankta oturup biraz dinlenirdi.
Hitler, Viyana'da hakimiyeti ele geçirmesinin üstünden sekiz gün bile geçmeden, yasalarının en vahşi olanını çıkarmakta gecikmedi. Yahudilerin banklara oturmalarını yasaklayan kanun -insanların acı çekmesini isteyen en sadist yasaklardan biri- yürürlüğe girdi. Yahudilerin mallarının ellerinden alınmasının ne de olsa anlaşılır bir tarafı, geçerli bir mantığı vardı çünkü fabrikaların, konutların, villaların ve işyerlerinin Yahudilerin elinden alınmasıyla kendi adamlarını doyuruyorlar, onları ödüllendirebiliyorlardı.
(Devamını yoruma ekledim)
Sayfa 469 - Can Sanat Yayınları, 23. Basım ~ Kasım 2024·Kitabı okudu
“Cinsel ihtiyaçların baskı altına alınması entelektüel ve duygusal işleyişte genel bir zayıflama yaratır; özellikle insanların bağımsızlıklarını, irade güçlerini ve eleştirel yeteneklerini azaltır.Cinsellik korkusu cinsel ikiyüzlülük Babbitt’i ve onun çevresini karakterize eder. Böyle bir yapı ile insanlar demokratik bir hayatı beceremezler.”