Umberto Eco’nun Sıfır Sayı romanı, medyanın toplumu bilgilendiren bir aygıt olmaktan çıkıp, toplumu "gerçeklikten yoran" bir mekanizmaya dönüşme sürecini inceler. Eco’ya göre medya, toplumu dönüştürürken aslında şu üç aşamalı süreci işletir:
1. Gerçeğin Parçalanması ve "Gürültü" Stratejisi
Medya, toplumu dönüştürmek için bilgiyi saklamaz; tam tersine, toplumu bilginin içine gömer. Eco buna "Gürültü" (Rumore) der. Önemli bir yolsuzluk haberi, magazin skandalları veya uydurma komplo teorileriyle aynı tonda sunulduğunda, toplumun ayırt etme yetisi felç olur.
Dönüşüm: Toplum, "gerçeği arayan" bir kitle olmaktan çıkıp, önüne sunulan veri yığınından bıkmış ve kayıtsızlaşmış bir kalabalığa dönüşür.
2. Dilin Standartlaşması ve Düşüncenin Ele geçirilmesi
Kitapta editör Simei, gazetecilerine "insanların duymaya alıştığı kalıpları" kullanmalarını emreder. Medya, karmaşık meseleleri basit ve duygusal klişelere indirger.
Dönüşüm: Toplumun dili fakirleşir. Dil fakirleştiğinde, o dille kurulan düşünce de sığlaşır. İnsanlar artık kendi cümleleriyle değil, medyanın onlara sunduğu hazır şablonlarla (örn: "karanlık odaklar", "şok gelişme") düşünmeye başlar.
3. "Şantaj" Temelli Bir Gerçeklik Algısı
Sıfır Sayı'da gazete, halka doğruları söylemek için değil, güç sahiplerine "Bakın, elimizde sizinle ilgili ne haberler var!" mesajı vermek için tasarlanır. Medya burada bir silah, bir şantaj aracıdır.
Dönüşüm: Toplum, medyanın bir "denetleyici" olduğuna dair inancını kaybeder ama ona bağımlı kalmaya devam eder. Bu durum, toplumda derin bir sinizm (her şeyin bir oyun olduğuna dair inanç) yaratır. İnsanlar artık hiçbir habere tam olarak inanmaz ama her türlü manipülasyona açık hale gelirler.
Sonuç: "Post-Truth" Dünyasının Öncüsü
Eco'nun incelemesi şunu gösterir: Medya