Bir Amerikan hikayesini hatırlıyorum. Yazar insanlığı gitgide hızlı dönen bir atlıkarınca üzerinde hayal ediyordu. Öyle ki başı dönüyordu insanın. Makiniste yavaşlamasını söylüyorlardı. Oysa gitgide hızlanıyordu, hatta o kadar hızlanıyordu ki merkezkaç kuvveti insanları atlıkarıncadan fırlatıyor ve herkes ölüyordu.
Kalın kitapları sevmiyorum. Bitmek bilmeyecek bir yolculuğa dönüşmesinden korkuyorum.
Kalın bir kitaba endişeyle başlıyorum, tıpkı kapkara bir tünele girmek gibi. Çıkamamaktan, tünelin sonundaki ışığı görememekten korkuyorum. Mürekkebe batarak, boğularak ölmekten korkuyorum.
"Kütüphanede zaman geçmez. Okuma eylemi yavaş olmalı, okur bir sayfanın, bir paragrafın, hatta bir cümlenin büyüsüne kapılmalı. Roman hızın düşmanıdır." Kundera.
Kardeşim Yves-Marie'yle beraber bisiklete bindiğimiz Artois tepelerini hatırlıyorum.
En tepeye ilk kim çıkacak diye yarışırdık.
Kardeşim hep çok hızlı başlardı, ben arkadan ona yetişirdim, onu geçip tepeye ilk ben varırdım.
Ama ilk ölen o oldu.
Desproges'a göre aslında hep "İlk kim ölecek?" oyununu oynuyoruz. Pierre ilk benim öleceğimi iddia ediyordu. Bense hep "Yok, sen hepimizi gömeceksin" diyordum.
Aceleniz olup da sona kaldığınızda, hayatta kalmak pek öyle hediye gibi gelmiyor.
İnsanın canı sıkılıyor.