Postacı Kadın Anna
7/10
·424 syf.··
2026 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 00:00
Anna, oğlu Roberto ve eşi Marco ile, eşinin memleketi Lizzanolle’ye taşınmasıyla başlıyor hikaye. Marco’nun amcasından miras kalan eve yerleşiyorlar. Anna, kuzey İtalya’da yaptığı öğretmenliğine, kasaba küçük olduğundan sınırlı kontenjan sebebiyle devam edemiyor. Anna’nın Marco ile paylaşabildiği şeyler kadar paylaşamadığı şeyler var. Klasik eserleri okumayı seven, Fransızca bilen, sakin yaşamı benimseyen Anna bu konuda ortak bir noktada eşinin abisi Antonio ile buluşuyor. Boş durmayı sevmeyen Anna, kasabada postacılığa başlar. Sabah ofiste ayrılan zarfları bisikletine atlatıp ilgili adreslere dağıtırken kasaba sakinlerini daha yakından tanıma fırsatı bulur. Herkesin deli olarak adlandırdığı Givonne ile kurduğu arkadaşlık, birlikte yaptıkları okuma dersleri, kötü zamanlarında birbirlerinin yanında olmaları güzel bir dostluk haline gelir. Anna’nın kurduğu “Kadın Evi”, o dönemde hiçbir kadın pantolon giymezken kendine pantolonlar diktirmesi, postacılık yaptığı için kasabanın eşini doldurmasına karşın çalışmaya devam etmesi, kadınların da oy kullanması için imza toplanmasına öncülük etmesi kitabı iyi ki okudum dedirtti. Agata için ise kitap boyunca üzüldüm. Her zaman birilerine yardım etmek, yanında olmak, evi çekip çevirmek, yemek yapmak gayesindeydi ancak kıymeti zannımca çok bilinmiyordu. Kitapta takıldığım nokta ise kimin eli kimin cebinde belli değil. Burada spoiler vermeyeceğim ancak okurken rahatsızlık duydum; karakterler bir noktada güven vermedi. Hızlıca okunabilir bir kitap. Dili ağır değil. İtalya’ya dair betimlemeler güzeldi. Keyifli okumalar 🩵
Postacı KadınFrancesca Giannone · Gutenberg Yayınları · 202532 okunma
Vahyin İki Kanadı ve Sünnetin Dokunulmazlığı
10/10
·205 syf.··
2026 55. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 15:56
Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun. Kitap incelemesine gelince; İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’i anlamaya çalışırken, onu vahyeden Rabbimizin muradını en doğru şekilde bize ulaştıran elçinin, yani Muhammed (s.a.v.)’in sünnetini devre dışı bırakmak, binayı temelinden sarsmak demektir. Bu kitap, son dönemde sıkça rastladığımız "sadece Kur’an" söyleminin altındaki metodolojik hataları ve sünneti işlevsizleştirme çabalarını ilmi bir perspektifle ele alıyor. Eseri okurken zihnimde en çok yankılanan husus şu oldu: Tevhid, sadece Allah’ın birliğini kabul etmek değil, aynı zamanda O’nun gönderdiği elçinin rehberliğini, vahyin pratik uygulaması olan sünneti ile kabul etmektir. Kitap, hadisleri salt tarihi veriler olarak değil, ayetlerin hayatımıza yansıması olan "yaşayan Kur’an" formunda savunuyor. Yazarın, hadis inkarcılığı akımının temel iddialarını -özellikle vahiy dışı vahiy kavramı ve rivayetlerin sıhhati konusundaki şüpheleri- nasıl birer birer çürüttüğünü görmek oldukça doyurucu. Özellikle şu noktaya dikkat çekmek gerekir: Peygamberimiz’i (s.a.v.) "sadece bir postacı" konumuna indirgemeye çalışan zihniyet, aslında İslam’ı tarihsel bir metin yığınına dönüştürme riskiyle karşı karşıyadır. Oysa O, sadece tebliğ eden değil, aynı zamanda açıklayan (mübeyyin) ve uygulayan (usve-i hasene) bir rehberdir. Kitap, akli ve nakli delilleri öyle bir dengeyle sunuyor ki, sünnetin dindeki yerini reddedenlerin aslında Kur’an’ın kendi içindeki ayetlerle (itaat ve ittiba vurguları) nasıl çeliştiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Eğer bir Müslim, tevhid üzere dosdoğru bir yol tutmak istiyorsa, vahyin tamamlayıcı parçası olan sünnete dört elle sarılmak zorundadır. Hadislerin uydurma olduğu iddiasıyla yola çıkıp, sonunda "**Kur’an’ı
Din
Hadis İnkarcılarına CevaplarYasin Karataş · İlim Ve Hikmet Yayınları · 201715 okunma
Reklam
Puan vermedi·184 syf.··
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 18:32
“Kazanmak için kaybetmek zorundasın.” • •Sıradan bir yaşamı olan postacı karakterimiz, ansızın günlerinin sayılı olduğunu öğreniyor. Tek seçeneği var; o da ölmeden önce yapılacaklar listesi yazmak. Ancak bunu yapacak hiçbir maddesi olmadığını fark eder. Peki ya bir seçeneği daha varsa? Karşısında, kendisinin başka bir versiyonuna bürünmüş şeytanı bulur. Ve şeytan ona bir teklif sunar: dünyadaki bir şeyi silmesi karşılığında, ekstra bir gün yaşama hakkı. Peki herhangi bir şeyi bir anda yok etmek,hiç olmamışcasına silmek o kadar kolay mı? •İşte kitap boyunca karakterimizin yaşadığı bu ikileme şahit oluyor ve onunla birlikte sorguluyoruz. Biz olsak silebilir miydik, hayatımız dünya için bu kadar değerli mi, peki ya biz olmasak dünya ne kadar değişir? •Hayatı ve varolanı sorgulamak adına tatmin edici ve konu itibarıyla ilgi çekici bir kitapla karşınızdayım. Edebi tatmin olma durumundan ziyade, bir solukta okuyabileceğiniz ve aynı zamanda çıkarım yapabileceğiniz bir kitap arıyorsanız bence buna bir şans vermelisiniz. Diğer hikayelerde görüşmek üzere.
1000Kitap
Bir Gün Kediler Dünyadan Yok OlsaydıGenki Kawamura · Dex Yayınevi · 20212,296 okunma
6/10
·352 syf.··
2017 51. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2017 00:00
Ablasının hayatını yitirmesinden sonra ölen kişilere mektup yazan bir genç kızın anıları... Seneler öncesinde okumuştum ve o zamanlarda beğenmiştim bu kitabı. Lakin şimdi bana göre çerez bir kitap, daha iyi kitaplar okunabilir. Ava Dellaira
Edebiyat & Roman
Postacı Kapıyı ÇalmayacakAva Dellaira · Martı Yayınları · 20172,806 okunma
Spoiler içermez.
10/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 16:25
Her şeyden önce, Çok sevdim bu kitabı. Hikayesini, karakterlerini ve hissettirdiklerini. Bir süredir iyi ki okumuşum dediğim bir kitap olmamıştı bu kitapla o durumu aştık. Bana duygusal olarak çok fazla şey hissettiren, okurken hem ağlayıp hem gülümsediğim, benim için çok kıymetli dediğim ilk 5 kitaptan birisi oldu. Kitaba gelecek olursak: Hikaye, Almanya'nın Westerwald bölgesindeki küçük bir köyde geçiyor. Selma rüyasında ne zaman bir okapi görse 24 saat içinde yaşadığı köyde birisi vefat ediyor. Şunu belirteyim ki, ölüm, hayatın akışı içindeki kaçınılmaz bir durak gibi veriliyor. Karakterlerin yas tutma biçimleri, birbirlerine tutunma çabaları boğazınızı düğümlese de sizi kahretmiyor; aksine iyileştirici bir etki bırakıyor. Evet gelelim tekrar konuya. Kitapta Selma'nın yine okapi rüyası gördüğünü anlatmasıyla başlıyor. Bu rüyanın görüldüğünü duyan köy halkı o gün işlerine devam etmekte bir hayli zorlanıyor, korkuyor ya da saklanmaya çalışıyor. Hikayeyi baştan sona Selma'nın torunu olan Luise'nin gözünden okuyoruz. Kitap boyunca bütün karakterleri tek tek benimsiyorsunuz, hepsini ayrı ayrı anlıyorsunuz ve hiçbirine mesafeli kalamıyorsunuz. Karakterler birbirlerini her zaman tam olarak anlamasa da, bir şekilde birbirlerinin hayatına dokunuyorlar her defasında. Hikayelerini öyle güzel yedirmiş ki yazar, kitabın sonuna geldiğinizde hepsiyle iyi ki tanışmışım diyorsunuz. Ayrıca karakter gelişimlerine de tanık oluyorsunuz. Misal ana karakterimiz Luise'nin küçük bir çocukken nasıl büyüdüğüne, hissettiğine ve düşündüğüne şahit oluyoruz. Martin, Frederik, Selma, Gözlükçü, Palm, Elsbeth, Marlies, Alaska, Luise'nin anne ve babası, Alberto, Bakkal, Postacı, Andreas, Bay Rödder... Her bir karakteri ayrı ayrı sevdim, aklıma kazındı. (Aralarından bazılarına başta sinir oluyordum
1000Kitap
Buradan Gördüğümüz KadarıylaMariana Leky · Siren Yayınları · 2024104 okunma
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2025 38. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2025 01:50
Romain Gary ya da mahlasıyla Emile Ajar'in Onca Yoksulluk Varken adlı kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı Uçurtmalar. İkinci Dünya Savaşı'nda öncesiyle kitap başlıyor, savaş ve savaşın bitimiyle kitap son buluyor. Ambroise Fleury postacı aynı zamanda Uçurtma Müzesi'nin sahibi,vicdani retçi,savaşta dahi çeşit çeşit uçurtmalar yapıp savaşa meydan okuyan, çevre tarafından biraz kaçık olarak bilinen biri. Ludo, babası Birinci Dünya Savaşı'nda ölen, ardından annesi de ölünce amcası Ambroise Fleury tarafından büyütülen biri. Lila'ya aşık, sayılara tutkun, bir savaş direnişçisi. O da amcası gibi toplum tarafından kaçık gözüyle bakılan biri. Marcellin Duprat, Clos Joli'nin sahibi üç yıldızlı ünlü Fransız şefi. Öyle bir şef ki savaş esnasında millet salgamla beslenirken herkese inat ünlü Fransız yemeklerini yeri geldiğinde işgalci Almanlar'a bile o özel yemeklerden yapıp "Her şey bittiğinde Fransız yemekleri ve Clos Joli akılda kalacak" deyip bir yandan da Almanlar'dan rahatsız olan biri. Lila, Polonyalı zengin bir ailenin kızı. Biraz şımarık, biraz da geleceğini kurma konusunda kararsız, yeri geldiğinde de hayata geçirmede yetersiz. Kitabı çok sevdim. Yazar bu savaşı 1940'larda Hava Kuvvetleri'ne katılıp yaşadıgı için Uçurtmalar kitabının yarısından sonra yazarın savaş ile ilgili yaşadıklarını hissettiklerini çok daha iyi okuyucuya hissettiriyor. Tavsiye ederim
UçurtmalarRomain Gary (Emile Ajar) · Sel Yayıncılık · 2025174 okunma
Reklam
Reklam