Son dönemde okuduğum en çarpıcı, karanlık ve savaş temasını gerçekçilikle harmanlatılmış o kitapla karşınızdayım. Her yer savaştan kalan enkazlarla çevrili, hepsi zamanında capcanlı gülümseyen insanlarken şimdi soğuk bedenleriyle kalbimizin en derinine işliyor. Yıl 1918; eski cephe hemşiresi Laura, anne, baba ve kardeşi Freddie'nin ölümünden sonra hayatta tek başına kalır.
Tüm bu ölümlere tanıklık eden Laura, ruhlarla iletişim içinde olan üç kız kardeşin yanına sığınır. Bu kadınlar umut bekleyenlere farklı bir yol açarken Laura için bambaşka bir olaya gebe olacaktır. Böyle şeylere inanmasa da seansa katıldığında tüm hayatını değiştirecek o mesajı alacaktır. Kardeşi Freddie savaş esnasında ölmemiştir. Aynı zamanda onunla buluşması için bir yol olduğunu öğrenir. Bu gerçekle umut bulan Laura, Mary'den ona yardım etmesini ister. İşte yolculuğumuz Laura'nın kardeşinin yasaklı bölge dedikleri "Forbidden Zone" kısmında bulunduğuna emin olmasıyla başlar. Yolculuk esnasında karşısına çıkacak olan gizemli kemancıysa tam bir kara kutu olacaktır.
Kitapta zaman ikiye bölünüyor. Freddie cephesinden anlatım devam ederken hayatta kalma mücadelesini görüyoruz. Özellikle yazarın savaşta insanların umutlarını yitirirken akıl sağlıklarınında gittikçe yok olduğunu sizi rahatsız edecek kadar derinden kaleme almış. Neden rahatsız ediyor? Oldukça gerçekçi bir anlatım var. Beynimizin bir kısmına umudu bir kısmınaysa çarezliği ektiği savaşı sanki oradaymışsınız gibi yaşatıyor. Çeviri ve edisyon öyle ince işlemiş ki sanki yazar bunu kendi dilimizde yazmış kadar kusursuz bir el işçiliği ortaya çıkarıyor. Ölüm, yaşam, spiritüalizm, savaş, umut, akıl yoksunluğu, açlık, çaresizlik, mücadele ve soğuk bir tarih size bu kitabı tanımlar. Emekler için ayakta bir alkış olsun, bu yıl okuduğum en sıradışı