Puan vermedi·72 syf.··
2026 6. kitabı
In Ward No. 6, Anton Chekhov constructs a quiet but devastating meditation on suffering, indifference, and the fragile boundary between sanity and madness. Set in a decaying provincial hospital, the story revolves around Dr. Andrey Yefimych Ragin, a man who has retreated into intellectual detachment as a way of coping with the bleakness of life. The hospital itself, neglected and almost forgotten, becomes more than a setting; it functions as a symbol of a broader social and moral decay, where suffering is not only present but systematically ignored. At the center of the narrative lies a philosophical tension that gradually unfolds through the doctor’s encounters with the patient Ivan Dmitrich Gromov. Ragin subscribes, at least superficially, to a version of Stoicism. Stoicism, originating in ancient Greek philosophy, teaches that individuals should cultivate inner peace by accepting what they cannot control and by remaining indifferent to external pain or pleasure. In its original form, it is a disciplined ethical system aimed at resilience and moral clarity. However, Ragin’s interpretation is hollowed out. What he practices is not active moral strength but passive withdrawal. He convinces himself that suffering is insignificant, that pain is merely a matter of perception, and therefore not worth resisting. This belief allows him to justify his inaction in the face of the hospital’s inhumane conditions. Gromov, by contrast, embodies a radically different philosophical stance, one that could be described as an existential sensitivity to injustice. He is deeply affected by the possibility of suffering, oppression, and arbitrariness in human life. His anxiety and paranoia are not presented merely as symptoms of illness but as exaggerated responses to real conditions of
Felsefe-Düşünce
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 17:41
Honestly, I don’t even know where to start. I never expected this book to completely draw me in like this. It actually surprised me multiple times. Just when I thought I had figured everything out and knew what was going on, I realized the author had tricked me again. There were so many unexpected events. From the very beginning, it feels like we were reading a lie. Wow… Especially the way the story shifts between the present and the past… I’m once again grateful that I know English. The reason I picked up the book was because it was the audiobook Taylor listened to in the Eras Tour documentary. I wish I could have listened to it as an audiobook too, but still—it was truly a great experience. It was very engaging to read, constantly making me wonder what would happen next, where everything was heading… And I also loved how everything was tied together in the end. Especially the final sentence was beautiful. Açıkçası nereden başlasam bilemiyorum. Bu kitabın beni böyle alıp sarmasını hiç beklemiyordum. Hatta kitap resmen beni birden fazla kez şaşırttı. Tam her şeyi öğrendim, ne olduğunu biliyorum dediğim an bile aslında yazar tarafından şaşırtıldığımı anladım. Hiç beklemediğim olaylar oldu. Hikâyenin başından beri resmen bir yalanı okuyormuşuz. Vay canına... Özellikle günümüz ve geçmişe gitmemiz.... Bir kez daha İngilizce biliyor olmama şükrediyorum... Kitabı okuma sebebim Taylor'ın Eras Tour belgeselinde dinlediği sesli kitap olması. Bende sesli bir şekilde dinlemek isterdim ama olsun. Cidden güzel bir tecrübeydi. Okuması baya güzeldi ve sürekli sonra ne oldu, ne olacak, nereye varacaklar... Her şeyin bir sonuca bağlanması da güzeldi ayrıca... Özellikle son cümle çok güzeldi. "When she looks back to the island she sees only the pines, drawn closed like a curtain
The God of the WoodsLiz Moore · Riverhead Books · 2024102 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·100 syf.··
2026 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 04:33
I enjoyed 'Fish' by Stephen Lundin and his co-authors. It’s a quick, uplifting read that uses a real fish market as a model to boost morale. The ideas, like choosing your attitude, being present, having fun, and making someone’s day, are really practical. If you want a little inspiration to brighten your workday, this book is a good pick.
Fish! Balık!Stephen C. Lundin · Epsilon Yayınları · 201257 okunma
9/10
·240 syf.··
2026 103. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mart 2026 18:20
As the fourth installment in Kawaguchi’s renowned series, Before We Say Goodbye offers a familiar yet profoundly moving structure. For those who have journeyed through the previous books, the narrative pattern remains consistent: a small, subterranean cafe in Tokyo, a set of unyielding rules, and a steaming cup of coffee that acts as a bridge between the present and the past. There is an undeniable aesthetic harmony in reading this book during rainy weather. The sound of the rain outside mirrors the quiet, introspective atmosphere of the Funiculi Funicula cafe. To truly appreciate this story, one needs nothing more than a quiet corner, a warm cup of coffee, and the luxury of time. At its core, the series continues to pose the same existential question: "If you could go back in time, knowing you cannot change the present, who would you choose to meet?" While some might see the repetition as a flaw, I see it as a meditative ritual. Ultimately, I would define this work as a poignant chronicle of grief. It explores the weight of things left unsaid and the quiet strength required to finally let go. It reminds us that while we cannot rewrite our history, we can always choose to change how we carry our memories into the future.
Before We Say GoodbyeToshikazu Kawaguchi · Hanover Square Press · 2023645 okunma
«Ruhumu sattım ve belki onunkini de.» S. 9.
9/10
·160 syf.·
2026 9. kitabı
Brigitte Giraud, 1960 yılında Cezayir’in Sidi-Bel-Abbès şehrinde doğmuş bir Fransız yazar. Çocukluğu Fransa’nın Rillieux-la-Pape’de geçmiş sonra Lyon şehrine taşınmış. Almanca, İngilizce ve Arapça eğitimi aldıktan sonra kitapçılık, gazetecilik ve edebiyat eleştirmenliği yapmış. Lyon bölgesinin önemli edebiyat etkinliklerinden biri olan Fête du Livre de Bron’da program sorumlusu olarak çalışmış ve günümüzde hâlâ edebiyat danışmanı olarak görev yaptığı biliniyor. Toplamda on üç romanı ve öykü kitapları da bulunuyor. 1997 yılında ilk romanı "La Chambre Des Parents"ı yayımlayan Giraud, bunu izleyen yıllarda roman, öykü ve anlatı türlerinde eserler vermiş. 2007’de "L’Amour est Très Surestimé" adlı öykü kitabıyla Goncourt Öykü Ödülü’nü kazanmış, 2009’da "Une Année Étrangère" ile Jean Giono Jüri Ödülü’nü almış ve "À Présent (2001)" adlı eseriyle de Wepler Ödülü özel mansiyonuna layık görülmüş. 2022’de ise, eşinin motosiklet kazasında kaybını anlattığı dilimize çevrilmiş tek eseri olan "Hızlı Yaşamak (Vivre Vite)" adlı kitabıyla Goncourt ödülünü kazanmış. Aslında "À Présent" adlı eserinde yas sürecini daha önce anlatmış: kaybın hemen ardından üzerine çöken acil ve sarsıcı duyguları aktaran, kısa ama etkileyici bir metin olduğu biliniyor, "Hızlı Yaşamak" ise hem biçim hem içerik açısından ondan çok farklıdır. Ayrıca, 2011’de yayımlanan "Pas D’Inquiétude" romanı France 2 tarafından televizyon filmine uyarlanmış, 2015’teki "Nous Serons Des Héros" ise sahne okumalarına konu olmuş. 2017’de de "Un Loup Pour L’homme" ile müzikli bir okuma etkinliği gerçekleştirmiştir. «Satış sözleşmesinin imzası. Kaza. Taşınma. Cenaze töreni.» (S. 11). İşte Brigitte Giraud, 1999’da partneri Claude’un motosiklet kazasında hayatını kaybetmesiyle hayatının nasıl paramparça olduğunu bu şekilde özetliyor. Çift,
Edebiyat
Hızlı YaşamakBrigitte Giraud · İletişim Yayınları · 2023118 okunma
Puan vermedi·328 syf.·
2025 20. kitabı
(English below) [Türkçe] yazarın okuduğum ilk kitabıydı ama miras kitabının da o kadar övgüsünü duydum ki, onu da listeme ekledim. kitabımıza gelecek olursak, johanna’nın annesiyle saplantılı denebilecek bir biçimde iletişim kurma isteğini, çocukluk anılarına sık sık dönüşünü, kız kardeşiyle arasındaki mesafeyi ve sorunlu babasına dair dinlediklerini okurken hikâyenin nereye bağlanacağını; özellikle de annesinin gerçekte Johanna hakkında ne düşündüğünü merak içinde takip ettim. hatta bir süre, bu iletişimsizliğin sebebinin mektupların ulaşmaması ya da yanlış numaraların çevrilmesi olduğunu bile düşündüm. oysa johanna, ailesinin ona biçtiği hayatı reddedip hukuk eğitimini ve avukat kocasını geride bırakarak kendi seçtiği biriyle yeni bir yaşam kurmuş, hayallerinin peşinden gitmiştir ama yıllar sonra tanınmış bir ressam olarak doğduğu şehre geri dönmesiyle hikâye başlıyor; geçmişle bugün arasında gidip gelen hatırlamaları, annesinin şimdiki yaşamına dair kurduğu ihtimaller, küçük iz sürmelerle ilerleyen bir bilinç akışı atmosferi ve en önemli içindeki hesaplaşma arzusu. bu hesaplaşma arzusu giderek öyle takıntılı bir boyut kazanıyor ki, bir noktadan sonra biz de johanna’yla birlikte daralan bir dünyanın içine sıkışmış gibi hissediyoruz. Yazar, johanna’nın anılarını, öfkesini, hayal kırıklıklarını ve umutlarını o denli yoğun biçimde aktarıyor ki anlatı kimi anlarda okuru da doğrudan onun zihinsel karmaşasının içine çekiyor. SPOİ**** kitabın sonunda asla rahatlayamadım çünkü tam olarak bir yüzleşme okuyamamış hissiyle doluyum. annesi kendi yaşadıklarını kendi mutsuzluklarını kendi kızlarına yansıttığı için bencildi bana göre. kaç yaşına gelip hala kinle dolu olup içinde kendi çocuğuna merhamet olmaması ve bunları geçtim bir oturup sadece kızını dinleyememesi bile
Annem Öldü müVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20251,807 okunma