6/10
·616 syf.··
2026 8. kitabı
" Floransa'nın çehresi altına,kokusuysa kükürte benzer." " Kafayla başlık geçirmekle keşiş olunmaz." "Güneş tüm buluşlarınızı ışığıyla aydınlatır.Ardından Venüs gelir ve insana mutluluk veren güzelliğiyle bulduğunuz şeyleri süsler." " Roma Koca bir opal taşını andırıyordu.Tüm kent eşi benzeri olmayan, sadece prenslerin yaşaması için kurulmuş bir yerdi sanki." "Floransa aynı zamanda hem güzel hem de acımasızdır.Yüzeydeki güzelliğin hemen gerisinde kan gövdeyi götürür." Bu kitapta Floransa sadece bir şehir değil; altın gibi parlayan ama kokusu kükürtü andıran, ihtişamının altında karanlık sırlar saklayan canlı bir mekân olarak karşıma çıktı. Rönesans’ın göz kamaştırıcı yüzünün arkasında ne kadar sert, acımasız ve kirli bir dünya olduğunu daha ilk satırlardan hissettiriyor. Luciana Vetra’nın hikâyesi beni en çok etkileyen taraf oldu. Dönemin şartlarında ayakta kalmaya çalışan, güzelliğiyle var olmaya zorlanan genç bir kadın. Botticelli’nin La Primavera tablosu için tanrıça Flora’ya modellik yapma teklifi onun için bir umutken, bir anda aşağılanma ve hayal kırıklığına dönüşüyor. Bu kırılma anı, Luciana’nın masumiyetle hayatta kalma mücadelesi arasındaki ince çizgiyi çok çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Tablonun yarım kalmış haliyle kaçışı, hikâyeyi bambaşka bir boyuta taşıyor. Bir resmin sadece sanat eseri değil, ölümcül bir sır taşıyabileceği fikri roman boyunca gerilimi diri tutuyor. Luciana’nın peşine düşülen, insanların birer birer öldürüldüğü bu kovalamaca, beni sürekli “bir tablo uğruna bu kadar mı?” diye düşündürdü. Guido ile yollarının kesişmesi hikâyeye hem insani hem de umut veren bir soluk katıyor. Deneyimsiz bir rahiple genç bir kadının, Rönesans İtalya’sının şehirlerinde kaçarken resmin içindeki gizli şifreleri çözmeye çalışmaları, romanı adeta
Edebiyat & Roman
Botticelli'nin SırrıMarina Fiorato · Arkadaş Yayıncılık · 201222 okunma
Meleğin Şeytanı ya da Şeytanın Meleği
9/10
·576 syf.··
2025 59. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2025 19:45
John Langdon'ın Good and Evil tablosu tablosunu Robert Langdon yorumluyor, kitabın tek cümlelik anlatımı sayılabilir yani kitap yazarın diğer eserleri gibi okuduğundan fazlasını vermiş oluyor! Dil kısmında yeterince iyi değil ama verdikleri yeterliliği aşıyor. Kitabın adı Angel and Demon Angel and Devil, Satan, Evil, Adversary değil, bu bile çok fazla anlam taşıyor. Daimon saf kötü müdür ki? Bu yüzden Angel ile aynı yerde durabilecek romana en uygun kelime Demon ancak keşke kitabın adıyla gelen tanımlayamayacağım beklenti sonlara doğru beni kemirmeseydi. Başka daha iyi adı olabilirdi, bu da çok iyi ama yazardan beklediğim başkaydı yine de temelde unsurun bilim mi din mi sorusundan öte oluşuyla paralellik gösteren bir ada sahip olması muhteşem! Kitapta karşıma çıkan ambigram, kendisini kendimce oluşturmaya çalıştığım yıllardan sonra tekrardan görmek, uzak ve geride kalmış sandalın arkasından rüzgarın esmemesini dilemek gibiydi. Rüzgarı boşverdim, sandalda takılı kaldım ve kitap gölü bana tekrardan hatırlattı, sanki rüzgar esintisini arzulayacaktım bir an. Amerikalı tipograf John Langdon'ın varlığıyla da bu sıralar karşılaştım, ad benzerliklerine şaşmamak gerek ki kitabın kurgusu Gérard Genette'nin Palimpsestes'teki yaratıcılık kavramına örnek teşkil ediyor.( Açıkçası Gérard Genette'nin Palimpsestes eseri Fransızca olarak elimde ve çevirisi lazım bu yüzden ana fikriyle yetiniyorum. ) Diğer kitaplarında da çokça karşılaştığım bir konu var, verilen bilgilerin kaçının doğru ya da gerçek olup olmaması. Bu yönünden kitabın okurken sorgulamayı kafamıza vura vura hatırlatıyor olduğunu söyleyebilirim. Bunlardan biri şu diyalog olmalı: "Sürekli kiliseye gidiyorum ve pek de güneşe tapınmaya rastlamıyorum!" "Gerçekten mi? Peki, yirmi beş aralıkta neyi kutluyorsunuz?" "Noel'i. Hz.
Melekler ve ŞeytanlarDan Brown · Altın Kitaplar · 200442bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·464 syf.··
2024 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2024 15:58
⏤͟͟͞͞⏤͟͟ 🅺🆄🆉🅶🆄🅽 ⏤͟͟͞͞ Kitabımız sıradan bir kadının başına gelebilecek en olağanüstü olaylarla başlıyor ve Floransa'nın mistik atmosferinde bizi karanlık bir dünyaya sürüklüyor. Uffizi Galerisi’nde sanat restorasyonu yapan Raven, hem fiziksel engeli hem de geçmişinden getirdiği yüklerle mücadele eden, kendi halinde biri. Ama bir gece aldığı cesur bir karar, hayatını tamamen değiştiriyor. Yardım etmeye çalıştığı evsizle birlikte kendini bir anda tehlikenin ortasında buluyor ve bu olay, onu William York’adında güçlü bir vampirin karanlık dünyasına doğru sürüklüyor. Saldırı sonrası yaşadığı fiziksel dönüşüm ise şok edici. Eskiden fiziksel görünümüyle dikkat çekmeyen Raven, şimdi herkesin hayranlıkla baktığı bir kadına dönüşüyor. Ama bu yeni halinin getirdiği sorunlar, faydalarından çok daha büyük. İş yerine döndüğünde kimsenin onu tanımaması, Uffizi’deki soygunun bir numaralı şüphelisi olması ve kendini temize çıkarmak için girdiği bu yolculuk, hikâyeyi ilginç bir hale getiriyor. Raven ve William’ın karşılaşması ise hikâyenin en etkileyici kısmı. William, gizemli ve tehlikeli bir adam; Floransa’nın yeraltı dünyasında adeta bir kral. Aralarındaki çekim, yalnızca romantik değil, aynı zamanda karanlık sırlarla da besleniyor. Floransa’nın tarihi dokusu ve mistik atmosferiyle birleşen bu hikâye, tam anlamıyla nefes kesici. Hikâyede geçen sanat eserleri, özellikle de William’dan çalınan Botticelli’nin Primavera tablosu, benim için ayrı bir keyifti. Reynard, sanatı sadece bir dekor olarak değil, hikâyenin içine ustalıkla işlemiş. Floransa’nın tarihi atmosferiyle harmanlanan bu detaylar, anlatımı zenginleştirirken okuru adeta bir sanat galerisinde dolaşıyormuş gibi hissettiriyor. Primavera gibi bir başyapıtın hikâyeye dahil edilmesi, eseri incelemek için harika bir fırsat
KuzgunSylvain Reynard · Optimum Kitap · 201688 okunma
Puan vermedi·379 syf.··
Beğendi
·
2021 65. kitabı
Karşılaştırmalı mitoloji sahasının önde gelen isimlerinden biri olan #josephcampbell, tarihöncesinden Rönesans’a kadar #tanrıça kültünün doğuşu, gelişimi ve dönüşümü üzerine ayrıntılı ve akıcı anlatımıyla günümüz kadınına rehberlik edebilecek ezeli ve ebedi bir kadın figürü ortaya koymaktadır. Metnine pek çok görsel materyal ekleyen yazarın kitabı ilgi çekici kılan unsurlardan biri de, #odysseia’yı bir erginleme metni olarak yorumlaması... Homeros İlahileri, Dante İlahi Komedya baladları ve görselleriyle muhteşem bir kaynak kitap... Kapak görselinde İtalyan Rönesans ressam #sandrobotticelli ‘nin sıcak boyada büyük bir panel resmi olan “La Primavera” var. Dünyanın en çok yazılan ve en tartışmalı tablolarından biri" olan tablosu aynı zamanda "Batı sanatının en popüler tablolarından biri" olarak tanımlanır. Rönesans ve Mitoloji denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan sanatçı, dönemin önde gelen ailelerinden biri olan Mediciler’in siparişi ile bu tabloyu yapmıştır. Genç Medici evlendiğinde henüz on dokuz yaşında ve gençliğinin baharında olması sebebiyle onun gençliğine ithafen tablo “İlkbahar” adını almıştır. Botticelli Venüs’ün tinsel güzelliğini vermeye çalışarak onu çıplak değil üzeri giyinik bir şekilde resmetmiştir. Başında çok ince bir tül bulunmaktadır. Başının hemen üzerinde yer alan oğlu Eros aşk okları atmaktadır. Eros’un gözlerinin bağlı olması “aşkın gözü kördür” bağlamlı bir mesajı içerir. Hatırlayalım, #williamshakespeare, Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda “Aşk gözlerle bakmaz ama zihinle bakar; ve bu nedenle kanatlı cupid kör resmedilir.” demiştir. Gözlerin bağlı oluşu güzelliği gözlerle değil kalple algılamamız gerektiğini vurgular. Resmin sağ kısmında bulunan üç figür, Rüzgar Tanrısı Zephyros, Chloris ve baharın gelişini müjdeleyen Flora’dır.
Tanrıçalar ve Tanrıça’nın DönüşümleriJoseph Campbell · İthaki Yayınları · 2020219 okunma
7/10
·111 syf.·
2017 55. kitabı
Böylelikle ne kadar çok düşünürsem, hafızamdan da yanlış bellemiş ya da unutmuş olduğum o kadar şey çıkarıyordum. O zaman şunu anladım ki, bir tek gün dışarıda yaşamış olan bir kimse, hiç zahmetsiz yüz sene hapiste kalabilir. 5/5 Kitaba başlamadan önce sanırım konusu bakımından daha farklı bir olay bekliyordum fakat arka kapaktaki konusunu okuduğumda beni ne tür bir romanın beklediğine karar veremedim. Kitabı başından beri büyük bir merak unsuruyla okudum çünkü başkarakterimiz Mearsault annesinin cenazesinde tek damla gözyaşı dökmeyen, arzu duyduğu bir kız ona beni seviyor musun diye sorduğunda açık gönüllülükle hayır diyebilirken, bir yandan da aynı kızın ona benimle evlenir misin diye sorduğunda düşünmeden sen istersen evleneriz demesi, Mearsault'a göre yoğun bir şekilde sevgi ve aşk kavramları ne ifade eder diyerek içimi merakla doldurdu. İçimi buruk yapan, okurken sayfalara yapıştığım, bir diğer sebebinin de primavera parçasını dinleyerek daha da kitapla bütünleşeyerek heyecanını arttırdığım için son bölümleri kafamda deli sorular ve düşüncelerle okudum. İnsanı farklı düşüncelere sevk eden, kitaptaki Savcı'nın empati duygusundan yoksun oluşunu okudukça hinç bir öfkeye boğan, Mearsault karakteri size kendini tam anlamıyla ifade edemediği halde bir tarafınızın sürekli onun iyi taraflarını bulmasını sağlamasını ve bir şekilde bu karakterde sevgiye dair bir noktaya değinmenizi sağlıyor. Baskın tarafım sürekli Mearsault'u savunmak istedi çünkü asıl cinayet yerine bundan önce gerçekleşen olay adına bu kadar derine inilmesi öfkelenmemi sağladı. Bu hayatta bir evladın annesine derinden bağlanamaması yalnızca evladın suçu mu olmak zorunda? Belki de göremediği sevgi karşılığında annesinin cenazesinde ağlamadığı için empati duygusundan yoksun insanların içine atılması her ne
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma