Bir ot bir sonbahar yaprağına şöyle demiş: “Düşerken amma gürültü yapıyorsun! Tüm kış rüyalarımı bölüp duruyorsun!”
Yaprak öfkeyle şöyle dedi, “Aşağı tabaka, düşük seviye! İlhamsız, huysuz şey! Sen göğün üstlerinde yaşamıyorsun ve şarkıların sesini bilemezsin!”
Ardından sonbahar yaprağı toprağın üzerine uzanıp uyumuş. İlkbahar geldiğinde yeniden uyanmış -ve artık bir otmuş.
Ve sonbahar gelip de kış uykusu üzerine çöktüğünde ve tepesinden tüm yapraklar dökülürken kendi kendine söylenmiş, “Of şu sonbahar yaprakları! Ne de gürültü yapıyorlar! Tüm kış rüyalarımı böldüler.”
Bir seferinde bir korkuluğa dedim ki: “Bu uzak tarlada durmak seni yoruyor olmalı.”
Ve o dedi ki: “Korkutmanın keyfine doyum olmaz ve hiç tükenmez ve ben de hiç sıkılmam.”
Bir dakika düşündükten sonra dedim: “Doğrudur, çünkü ben de o keyfi tattım.”
Dedi ki: “Sadece içi samanla doldurulmuş olanlar bunu tadabilir.”...
Deliliğimde hem özgürlük hem güvenceyi buldum; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmama güvencesini, çünkü bizi anlayanlar içimizde bir parçayı köle ederler.
...hayatım benim ve tek sahip olduğum hayat diye düşünürdüm. Ayrıca sahip olduğum tek özgürlük, kaçınılmaz ise kabul edilmez olanı dahi kabul etmek. Aksi halde insan kendini kaybeder. Kendini kaybeden kişi başkalarına ne verebilir ki?
Şimdi onu nasıl inandırabilirim bütün bu süreyi onunla birlikte yaşadığıma? Onu unutmuş gibi yaşarken onu düşündüğüme? Anlamaz, görünüşe kapılır, anlamaz.