10/10
·336 syf.··
2024 90. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2024 21:13
‎İnsan zihni, en karanlık odalarıyla bile hayranlık uyandıran bir labirent. Dr. Gary Small ve Gigi Vorgan, Bir Psikiyatristin Gizli Defteri ile bizleri bu labirentin tam merkezine, bir psikiyatristin koltuğunun hemen yanına davet ediyor. Kitap, yalnızca vaka incelemelerinden oluşan bir külliyat değil; aynı zamanda insan olmanın, iyileşmenin ve kendini tanımanın ne anlama geldiğine dair derin bir sorgulama. Kitap boyunca Dr. Small, hastalarının hikayelerini anlatırken aslında okura bir ayna tutuyor. Yazarların vurguladığı gibi: ‎ ‎​"Hepimizin özgür iradesi vardır ama ancak gözlerimizi, geçmişimizin ve bugünümüzün gerçeklerine açtığımız zaman özgür iradeden olabildiğince yararlanırız." ‎ ‎​Bu cümle, kitabın temel taşı niteliğinde. Çoğu zaman kendi hayatımızın "otopilotunda" yaşarken, aslında ne kadar çok şeyi fark etmeden yaptığımızı ve geçmişin gölgelerinin kararlarımızı nasıl sessizce şekillendirdiğini hatırlatıyor. Dr. Gary Small’un üzerinde durduğu "Düşünsellik insanın sorunla baş ettiği izlenimini verir ama sorunun kökeni hiç ele alınmamış olur" tespiti, psikolojik dünyamızın en yaygın savunma mekanizmalarından birini gün yüzüne çıkarıyor. ‎ ‎Bizler genellikle, bir problem üzerine sürekli "düşünmeyi", problemi "çözmek" ile karıştırırız. Ancak burada ince bir ayrım vardır: ‎​Düşünmek bir eylem değil, bir oyalanma olabilir: Zihin, bir sorunu analiz ettiğinde, onu çözmüş gibi hisseder. Bu, zihnin bize oynadığı çok sofistike bir oyundur. Sorunu kafamızın içinde evirip çevirmek, onun yarattığı o rahatsız edici duygudan geçici bir süreliğine uzaklaşmamızı sağlar. ‎ ‎​Analiz Felci: Kitaptaki vakaların da gösterdiği gibi, bazı insanlar geçmiş travmalarını veya mevcut kaygılarını o kadar çok "düşünürler" ki, artık bu düşünceler birer kalkan haline gelir. Sorunu analiz etmek,
Edebiyat
Bir Psikiyatristin Gizli DefteriGary Small · NTV Yayınları · 201736,5bin okunma
'Öfke'nin altında yatan 'Acı'
8/10
·199 syf.·
2026 125. kitabı
“Öfke Dansı”, insanın bastırılmış duygularının aslında nasıl yüksek sesle haykırdığını anlatan bir kitap. Psikiyatrist Harriet Lerner, terapi odasından gerçek hikâyelerle ilerleyerek, öfkeyi bastırmamamız, doğru yönlendirmemiz gerektiğini söylüyor. Kitap boyunca, pasif kalan “iyi kız” rolünden sıyrılıp kendi sınırlarımızı çizmemiz gerektiğini anlıyorsunuz. Alt metninde ise çok derin bir empati yatıyor: öfkenin ardında hep bir acı olduğunu, önce bu acıyla yüzleşmeden problemi çözemeyeceğimizi hatırlatıyor. Yazarın dili oldukça anlaşılır ve akıcı, herkesin kendinden bir şey bulabileceği kıvamda. Ancak kitabın en büyük artısı aynı zamanda bence en büyük eksiği. Kendi terapi pratiğinden yola çıkarak yazdığı vakalar çok gerçekçi olsa da bazen sayfalar dolusu anlatılan bir çiftin hikâyesinin sonunda “işte ben de böyle yaptım ve düzeldi” tadında bir çözümle karşılaşıyorsunuz. Bu da okuyucuyu “Herkesin hikâyesi bu kadar kolay çözülür mü?” sorusuyla baş başa bırakıyor. Ayrıca kitap, öfke yönetimi konusunda fazla bireysel çözümler sunarken, sistemik veya toplumsal faktörleri ikinci plana atıyor gibi hissettirebiliyor. Sonuçta her şey kişinin kendi dansını bulmasıyla bitmiyor maalesef. Yine de “Öfke Dansı”nı okumak, özellikle kendi duygularıyla barışmakta zorlanan herkes için iyi bir başlangıç noktası. Hem akademik araştırmalara dayanıyor hem de yazarın naif üslubu samimiyet hissi yaratıyor. Hakkında en çok sevdiğim şey, öfkenin kötü bir şey olmadığını, önemli olanın onu nasıl dans ettirdiğimiz olduğunu anlatması. Bazen biraz “kendi kendine yardım” kitabı kıvamına kaçsa da, iddiasını aşmayan, eğlenceli ve düşündürücü bir eser. Özetle: Sizi kendi içinizde bir yolculuğa çıkaracak, yer yer yüze tokat gibi çarpan, samimi bir kitap “Öfke Dansı”. Kusurları var ama duygusal zekânızı
Psikoloji
Öfke DansıHarriet Lerner · Varlık Yayınları · 20254,856 okunma
Reklam
Nasıl bir gün daha uzun yaşarız ve yaşatırız?
7/10
·105 syf.··
2026 15. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 23:10
Evet, günler, aylar, yıllar. Kitap boyunca birkaç defa okuyoruz bu üç kelimeyi. Ve bu tekrarın sırıtmadığını da söyleyebilirim. Öncelikle 103 sayfa olması nedeniyle bir günde bitiririm dediysem de ilk gün 50 sayfa okudum. Bunun kitap ile bir ilgisi olmadığını, uykuya direnemediğimi söyleyebilirim. Ertesi gün ise fırsat olmadı ama bugün kalan 50 sayfayı okumaya çalışırken biraz yorulduğumu fark ettim. Galiba kalan 50 sayfanın biraz daha sorunlarla daha yoğun bir şekilde mücadele etmesi ve her şeyin daha da kötüye gidiyor olmasıydı diyebilirim. Birkaç yorumda insanların bazı spesifik olaylardan tiksindiklerini ifade ettiklerini okusam da benim adıma öyle bir şey olmadı. Kendimce kitap adına şunu kabullendim: Ben bu öyküden aksiyon, heyecan, bir sonuç beklemedim. Aslında en başından itibaren akışı belliydi. Bu nedenle hayal kırıklığına da uğramadım. Konusuna gelecek olursak; Balou Sıradağlarındaki köylerdeki bütün insanlar kuraklık nedeniyle köylerinden göç etmek zorunda kalırlar. Ancak -devamlı yaşını vurgulayan- 72 yaşındaki ihtiyarımız, adını da bilmeyiz kendisinin, uzun yolları ve aslında bence içinden gelmeyişini de bahane ederek köyde kalmaya karar verir. __Kitap yazmasa da neden içinden gelmediğini düşünüyorum, bence kitap boyunca ihtiyarın karakterini okuduğum zaman aslında kendisinden büyük işler bekleyen, kahraman rolüne bürünmeye çalışan bir adamdı o. Eğer güçten bahsedecek olursak, sadece su içebilmek adına günde 20 kilometre yol yapan bir adamdı bu ihtiyar. Nitekim mısır yetiştirdiği zaman, köylüler şehre geri döndüğü zaman onun mısır taneleri ile yeniden hasat yapabileceklerini, kahraman olabileceğini hatta kendisinin heykelinin bile dikilebileceğini düşünüyor. Bir noktada Kör köpekle olan ilişkisini de buna yordum. Köpeğe bu kadar nazik davranmasının
Günler Aylar YıllarYan Lianke · Jaguar Kitap · 20206,9bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 32. kitabı
SIRTINDAKİ HANÇER #kitapyorumu "Her zaman seni seçerim, Em. Sen her şeyden önce geliyorsun. Sana bunu kanıtlamak istiyorum. Başıma ne gelirse gelsin, benden nasıl bir canavar yaratırlarsa yaratsınlar, ben yalnızca sana boyun eğeceğim.” Kitabımız adının hakkını kesinlikle sonuna kadar veriyor. Entrikalarla, ihanetlerle ve her an birinin diğerinin sırtına bıçak saplayabileceği bir gidişata sahip. Temposu hiç düşmüyor. Sayfalar ilerledikçe açığa çıkan sırlar, politik oyunlar ve karakterlerin birbirine karşı kurduğu tuzaklar sürekli bir sonraki bölümde ne olacak merakında bırakıyor. Ana karakterler arasında toksik ama bağımlılık yapıcı bir ilişki var. Zaten hikayemiz karanlık askeri romantizm düşmandan aşka türünde. Diğer kitaplardan ayrıldığı kısım gerçekten düşmandan aşkayı işlemesiydi bence başka kurgularda daha yumuşatılmış hâlini okuduk. Emery ve Cameron birbirine gerçekten düşman, aralarında derin bir nefret ve güven problemi var. Birbirlerinin zayıflıklarını arıyorlar ve bu da aralarındaki gerilimi arşa çıkarıyor. Cameron'ın karanlık, acımasız ve manipülatif yapısı, Emery'nin ise onun altında ezilmeyen, kendi intikamının ve gücünün peşinden giden dik duruşu benden tam not aldı. Karakterlerin birbirini evcilleştirmeye çalışmaması, aksine birbirlerinin karanlığını kabul etmesi güzel aktarılmıştı. Cameron'ın Emery'e karşı duyduğu o tehlikeli, sahiplenici ve obsesif korumacılık anları favori kısımlarımdandı. Karakterlerin birbirini alt etmek için oynadığı akıl oyunları, satranç hamlesi gibi işlenmiş baya iyiydi. Yazar, karakterlerin içsel çatışmalarını ve geçmiş travmalarını okuyucuya hissettirmekte oldukça başarılı. ​Eğer elinizden bırakamayacağınız, her satırında tehlikeyi hissedeceğiniz, karakterlerin birbirinin canını yakarken aslında ruhlarını iyileştirdiği
1000Kitap
Sırtındaki HançerK. M. Moronova · Pukka Yayınları · 202647 okunma
10/10
·172 syf.··
2026 12. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 11:33
“Şu işe bak! Zaten ülke olarak matematikten sınıfta kalıyoruz bir de öğretmenleri öldürmeye başladık demek ki…” Matematik ile polisiyeyi bir araya getiren güzel bir kitap. Her bölümün başında matematik ile ilgili sözler yazıyor. Ünlü matematikçilere de değiniyor. Kafa yormayan, basit dilde, hemen anlaşılır güzel bir kitap bence. Bazılarına polisiye kısmı çok kötü gelmiş ama ben beğendim. İntikam silsilesinden oluşan bir kitap ve oldukça akıcı. Tek solukta bitiyor. İçindeki matematik sorularını çözmek vakit alıyor sadece :) çözebilirsek tabii. İncelememi kitaptan beğendiğim bir sözle bitireyim “Her insan başka bir dünyaydı ve farklı bir problemdi.”
Matematik CinayetleriÖnay Yılmaz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202326 okunma
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
Murray Stein & Elena Caramazza – Jungcu Psikolojide Zamansallık, Suçluluk ve Kötülük Problemi İnsan ruhu, keşfedilmeyi bekleyen uçsuz bucaksız, karanlık bir coğrafya. Bu kitap, o coğrafyanın en tekinsiz dehlizlerine doğru yapılan derin bir kazı çalışması niteliğinde. Murray Stein ve Elena Caramazza, analitik psikolojinin sınırlarını genişleterek felsefi, mitolojik ve edebi bir sorgulama alanı açıyor. Metin; doğrusal zamanın ağırlığını, vicdanın sızısını ve varoluşun en çiğ gerçeği olan karanlığı edebi bir derinlikle masaya yatırıyor. Bireyin kendi gölgesiyle yüzleşmesini anlatan bu eser, insan doğasının parçalanmışlığını ve yeniden bütünleşme çabasını anlamak adına sarsıcı bir kılavuz. Eser, insan varoluşunun üç büyük düğümünü merkezine alan üç ana bölümden oluşuyor: 1. Bölüm: Zamansallık (Ruhun Kronolojik Kıskacı) Bu bölümde, modern insanın doğrusal zaman (Kronos) içindeki sıkışmışlığı ve bilinçdışının zamansız, döngüsel yapısı inceleniyor. Ruhun mitolojik zamana ve köklere duyduğu hasret, psikolojik krizler üzerinden temellendiriliyor. "Bilinçdışı için dün, bugün ve yarın yoktur; o, her anı eşzamanlı yaşayan kadim bir anlatıcıdır." 2. Bölüm: Suçluluk (Bireyleşmenin Sancılı Eşiği) İkinci bölüm, suçluluk duygusunu bireysel bir patoloji olmaktan çıkarıp kolektif bir boyuta taşıyor. Jungcu ekolün en önemli aşaması olan "bireyleşme" sürecinde, suçluluk duygusunun insanı kendisi olmaya zorlayan dönüştürücü gücü anlatılıyor. "Gölgesiyle yüzleşmeyen insan, suçluluk duygusunu bir pranga gibi taşır; oysa bu sancı, ruhun kendi kendini doğurma çabasıdır." Üçüncü Bölüm: Kötülük Problemi (Karanlığın Somut Gerçekliği) Son bölümde, kötülük kavramı teolojik ve psikolojik açılardan masaya yatırılıyor. Kötülüğün sadece "iyiliğin yokluğu" olmadığı, insan doğasında ve mitlerde somut,
Jungcu Psikolojide Zamansallık, Suçluluk ve Kötülük ProblemiMurray Stein · Albaraka Yayınları · 20261 okunma
Reklam
Reklam