Pessoa... Nasıl bir kitap yazdın sen azizim. İlk defa bir kitabı bitirdikten sonra yalnızlık hissediyorum desem, inanın zerre yanılmam. Kitap şöyle başlayarak ne çizgide gideceğini açıkça ortaya koyuyor aslında : "Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." Kitabın genel bir özetini çizmek ise ne yazık ki benim adıma imkansız. Yalnızca yalnız kalmış duyguların, yalnız kalmış bir ruhun ve yalnız kalmış bir kalbin feryadıdır diyebilirim. Karamsar olan tüm gerçekliklerin kitabı. Sıkıntının kitabı... İnsanın kendisine dahi söylemeye cesaret edemediklerinin, kaçışların, düşünceleri, hisleri dışa vuramayanların, anlatacak kelime bulamayanların yakarışları...
Eylemsizliği kısaca şöyle özetler Pessoa : "En çok anlamak yoruyor bizi. Yaşamak, düşünmemektir."
Aldatılmışlığı ve insanlığın sahteliği ve ikiyüzlülüğünü ise şu şekilde anlatır : "Dostluğa az da olsa yeteneğim vardı, ama hiç dostum olmadı. Ya beni hayal kırıklığına uğrattılar ya da dostluk kavramı, düşlerimin bir hatasıydı. Hep insanlardan uzak yaşadım. Yalnızlığım arttıkça da kendimi daha iyi keşfettim."
Tükenmişliği ise şöyle : "Her şey için ayrı ayrı hissetmeye kalktığımda ne çok ölüyorum."
Var olmamayı, kendin olmayı ise şu şekilde... "Ne zevk, ne ün, ne iktidar: özgürlük, yalnız özgürlük."
Ve daha nice dolu dolu, tek bir kelimesi ise boş olmayan ifadeler, imgeler, teşbihler... Sizi sıkmayan bir roman bekliyorsanız, elinizi dahi sürmeyin ona. (mutlu son istiyorsanız gidin masalcı dede falan dinleyin dostlarım). Bizi hiç var olmamış bizle baş başa bırakın. Felsefe kitabı mı hayır, roman mı peki, hayır, felsefi roman mı, hayır. Bir kitaptan daha fazlası, tüm bir dünyanın karanlık ve yalnız tarafı, sadece oku sevgili okur, sıkılacaksın, hem de çok, arana mesafe dahi girecek yer yer